Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

DersimYazilari SaitCiyaKaynak:Dersim Yazilari
Sait Ciya

Tij Yayinlari 1998 Istanbul
Sayfa: 117-163


TANZİMATDAN KOÇGİRİ DİRENİŞİNE

 

1937-38 direniş ve jenosidinin üzerinden yarım yüzyıldan
fazla bir süre geçti. Dersim direnişi ve Türk rejiminin jenosi-
di, halâ tüm yönleri ile açığa çıkmış değil. Herşeyden önce
TC arşivleri araştırmacılara kapalı. Dönemin resmi açıklama-
ları, gazete haberleri, açıklanan bazı raporlar, direniş ve katli-
amı tüm yönleri ile açıklayacak durumda değil.

Nuri Dersimi'nin "Kürdistan Tarihinde Dersim" ve
"Hatıratım " eserleri çok değerli ve Dersim'e ilişkin en derli-
toplu kaynaklar olmasına rağmen, yine de bilgi ve belge ek-
sikliğini tamamlayacak durumda değiller. Ayrıca, Nuri Dersi-
mi'nin eserlerinde de yanlışlar ve tartışmaya açık noktalar
var. Son yıllarda yeni araştırmalar, bazı gizli rapor ve belge-
ler, katliamı yaşamış insanların anılarını toplama ve yayınla-
ma girişimleri sevindiricidir. Ama, bunların hem belli bir di-
siplin içinde yapılmadığını görüyoruz; ve hem de, özellikle
dönemin canlı tanıklarının anılarına yeterli önemin verilmedi-
ği görülüyor.

Şimdi, geçmiş-bugün ve gelecek arasında daha sağlıklı
bir bağ kurmalı ve toplumsal süreklilik ile ideolojik-siyasal
sürekliliği birleştirmeliyiz. İkincisi; birincisinin (-toplumsal
sürekliliğin-) önünde olmalıdır. Söylemeye gerek yok ki,
nasıl toplumsal yaşam gelişiyor, üretim, yerleşim ve örgütlen-
me biçimleri yeni aşamalara ulaşıyorsa, düşünsel-siyasal sü-
reçlerimiz de yeni ve daha üst sentezlere ulaşmalıdır. Elbette,
yenilik adına geçmişten kopan, kültürel özelliklerimizi deje-
nere eden anlayış ve yaklaşımlar red edilmelidir.

Tarihin biz Dersimlilere bencil davrandığını söyleyebili-
rim. Etnik, dini ve siyasal yönden sürekli bir kaynaşma, hare-
ketlilik içinde yaşanılmasına, tarihin aktif bir tarafı olunması-

na rağmen çok az yazılı belge günümüze kalmış. Belgelerin
büyük çoğunluğu da darma dağınık durumda bulunuyor.
Toplu değerlendirme ve incelemelere ihtiyaç aciliyetini koru-
yor. Egemen ulusun ideolog ve tarihçilerinin, propaganda ku-
rumlarının bilerek tarihi tahrif etme çabası, tarihe pragmatik
yaklaşımlar ve sözde "bilimsel tarih araştırmaları" arasında
gerçeği bulmak ve onu günümüz insanının dili ile okuyabil-
mek için geniş ve belki de kollektif araştırmalara ihtiyaç var.
Bu duruma "dost"
geçinip tarih hırsızlığı yapanların yarattığı
tahrifat da ilave edilirse, sorunun önemi daha iyi anlaşılır.
Ulusal kimliğimizi inkar edip, geleceğimizi ipotek altına
almak isteyenlerin ortak özeliği, hepsinin tarihimizi gasp
etmek istemeleridir. Tarihçi ve siyasetçilerimizin bu bilinçle
çalışacaklarını ümit ediyor ve tarihin bencilliğinin kırılacağı-
na inanıyorum.

Dersim denildiğinde de genellikle katliam yıllan üzerine
yoğunlaşılıyor. Katliama çıkan yollan inceleyip tarihi gelişim
seyri izlenmeden, sonuçlar üzerine değerlendirmelerde bulun-
mak pek sağlıklı değildir. Bu yazı Dersim tarihinden bir kesit
sunuyor.

"MEMLEKETİN ÖTEDEN BERİ
DERSİM MESELESİ VARDI"
!

Resmi belgeler Dersim'in Osmanlıya hep "sorun" oldu-
ğunu gösteriyor. Aslında, bunu tersinden Osmanlının Der-
sim'e hep sorun olduğu selinde okumak daha doğrudur. Der-
sim hakkında rapor veren, yazı yazan resmi görevli ve
yazarların hemen hepsi bu "sorun" mantığını tekrarlıyor.
Kendisi de Dersim katliamının baş sorumlularından birisi
olan İsmet İnönü, yıllar sonra yazdığı anılarında, "Daimi bir
kusursuzlu
k yuvası da Dersim idi. Memleketin öteden beri
Dersim meselesi diye bir derdi vardı" (*) diyor.

* İsmet Inönünü HATIRALAR. Cilt.2, sf.268, Bilgi Yay.

'Öteden beri' denildiğinde en azından tarihi, Osmanlının
sunni Kürt Bey ve Ağaları ile işbirliği yaparak bölgeye ege-
men olduğu 1514'den başlatmak gerekiyor. Zira, Dersim bu ta-
rihten sonra Aleviliğini koruduğu gibi, Osmanlıya da boyun
eğmemiştir. Boyun eğmemenin sınırlan ve çevresine etkisi
zaman içinde daralma ve genişleme gösterdi. Osmanlı sürekli
olarak Dersim'i sınırlamak, giderek ortadan kaldırmak istedi.
Dersim kelimenin gerçek anlamında etrafı etnik ve dinsel
yönden kendisine düşman kesimlerce çevrilmiş bir ada olarak
yaşadı. Öyleki, Bitlis Beyi ve Şerefname'in yazarı Şeref Han,
"Çemişgezek'ten Kürdistan'ın bir bölgesi olarak övgüyle bah-
sederken, Çemişgezek'in Sunni beylerinin Kızılbaşlara karşı
mücadelelerini ise 'dikenleri temizleme' olarak değerlendiri-
yor"^). Dersim'in varlığını bu koşullara rağmen korumasında
coğrafi konumunun önemli bir yeri vardır. Kuzeyi, Kuzey-
batısı ve Kuzey-Doğusu Munzur Dağları ile erişilmez doğal
bir geçitle çevriliydi. Halk dış güçlere karşı boyun eğmiyor-
du. Halkın uzun yılların getirdiği savaş tecrübesi ve kendine
güvenen bir kültürü vardı. İşgalci saldınlara karşı bu kadar
uzun direnişin belirleyici etmenlerinden birisi de, Dersim'i
çevreleyen bölgelerdeki sisteme göre, daha uyumlu ve adil
bir düzene sahip olunmasıdır. Anadolu, Kürdistan ve öteki
coğrafyalarda sunni şeriatın hedefi haline gelenler Dersim'e
sığmıyor, direnişi güçlendiriyorlardı. Rejimin yerli ayağı olan
sunni Kürt ve Türk beyliklerinin kendi aralanndaki çelişkile-
ri, birlikte davranamamaları da tasviyeyi engelleyen etmen-
lerden birisidir.

Dersim'i Osmanlılar açısından önemli kılan nedenlerin
başında Gümüşhane ve Keban madenlerinin güvenlik içinde
işletilmesi, işletme için gerekli olan yakacağın yörenin os-
manlarından sağlanması ve gelirlerinin aktanlması geliyordu.

* Şerefnameden Aktaran M. Kalman, Dersim Direnişleri, sf.
35 Nûjen Yay. '95

Osmanlı sarayının bu konuda direkt fermanları olduğu gibi,
yöredeki Beyliklerin de girişimleri olmuştur. Dersim'e yakın-
lığı dolayısıyla Divriği bu konuda özel bir rol oynamıştır.
Divriği'deki Köse Paşa Hanedanı'nı inceleyen Necdet Saka-
oğlu, konuya ilişkin bilgiler veriyor. "XVIII. yüzyıl başında
ortaya çıkan, bölgeye yakınlığı sebebiyle Divriği'yi daha
fazla tehdit eden ikinci hareket, Munzur Dağlarından kaynak-
lanmakta, Karasu Vadisi ile dağ geçitlerinden sarkmaktadır.
Bunlar Dersimlilerdir. Amaçları ise, terör ve talandır.

(Bu) olgunun Divriği ve çevresine yaşattığı karabasanı,
1745 yılına ait şu belge apaçık ortaya serer:

Kemah, Poşadı, Eğin, Çarsancak ahalileri, aslen Kiği
reayasından olan Şeyh Hasanlı ve Desmalı Kürtlerinin eski
yerlerinden kalkıp Çemişgezek'te yurt tutmaya başladıkları-
nı, Dojik Dağına sığınıp yerli halkı kovduklarını, mal yağ-
maladıklarını, vergi ödemediklerini, 40-50 kişilik çetelerle
adam öldürüp soygunda bulunduklarını, baskınları gündüz-
leri dahi yapmaktan çekinmediklerini şikayet ederek tedbir
alınmasını istemişlerdir.
"(*)

Dersim'in sorunlarından birisi de çevredeki Mir, Ağa ve
Beylerin, aslında sunni Kürt ve Türklerin sürekli olarak mer-
kezi hükümete şikayetde bulunmasıdır. Burada belirleyici
olan Dersimlilerin askeri taşkınlıkları değil, Kızılbaş kimlik-
leri ve boyun eğmemeleridir. Zira, bölgede yaşayan öteki
halklar, Ermeni, Rum ve Süryaniler böyle bir şikayetde bu-
lunmamaktadır. Zamanın Mir ve Beylerinin yaptığı eşkıyalık,
zulüm, hırsızlık, Dersimlilerin zaman zaman baş vurdukları
talan ve şiddet eylemleri yanında kıyaslanmayacak derecede
büyüktür. Sorunun esası Dersimlilerin "reaya" olmayı red et-
meleri, boyun eğmemeleri, vergi adı altında yapılan resmi ta-
lana evet dememeleri ve Kızılbaş kimlikleridir. Dikkatli oku-

* Necdet Sakaoğlu, Anadolu Derebeyi Ocaklarından KÖSE
PAŞA HANEDANI, sf. 37, Yurt Yay. 1984

yucu bunu ferman ve yazıların içinde net olatak okuyabile-
cektir.

20 Eylül 1753 tarihinde Padişah Diyarbakır Valisi'ne yeni
bir hüküm yollar, önce bu belgeden bir bölüm aktaralım.

"Diyarbekir Valisi vezir İbrahim Paşaya ve Hassa silah-
şörlerinden konu için mübaşir atanan Ahmedpaşazade Abdul-
lah'a hüküm ki:

Çemişgezek'te yerleşik Şeyh Hasanlu ve Desmelü (Der-
simli) ve Keratlu ve Karabali kürtleri eşkıyaları Keban madeni
kömürcü ve kelekçilerini, yolcuları soydukları, birçoklarını da
katlettikleri, Çemişgezek ve Çarsancak kazaları ahalilerinden
her yıl onbeşer kişiyi öldürdükleri, onbeşbin kuruşluk davar,
hayvan, para ve eşya gasp ettikleri; ayrıca otuzaltı adet köyün,
sözü edilen eşkiyaların kötülüklerinden harap ve tarumar oldu-
ğu, bu köyler halkının çevreye dağıldığı; devlet hazinesinin
büyük kira getiren Keban madeninin düzeninin de yine bunlar-
ca bozulduğu, maden işçilerinin huzursuz edildikleri konuları;
daha önce de bir çok kez, toplu dilekçeler ve başvurularla baş-
kente ulaştırılmıştı.  O bölgenin güvenliğe kavuşturulması,
yoksul halkın korunması bakımından sözü edilen eşkıya grup-
larının gereği gibi sindirilmesi için Uçüncüzâde Gülsen Bey'e
görev verilmiş; yeterince piyade askeri ile eşkıyanın üzerine
gitmesi istenmişti, daha sonra kendisinin yardım ve destek iste-
mesi ile de Palu Hâkimi, Kemah'tan Sağırzâde, Erzincan'dan
Beşirzâde ve Vicani Hüseyin Bey, Çemişgezek ve Çarsancak
voyvodaları  Gülşenzâde'nin  yanında  görevlendirilmişler;
Sivas ve Diyarbakır valilerine de duruma göre yardım yapma-
ları yazılmıştı.
"(*)

Padişah devamla, daha önceki Vali'nin de bu işle ilgilen-
diğini, fakat bitiremediğini, Dersimlilerin sözlerini tutmadığı-
nı, mutlaka tepelenmeleri gerektiği, bağlılıklarını bildiren bel-

* Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, Cilt. 6,
sf. 409

geler alınmasını istiyor. Ancak, Diyarbakır Valisi ve emrine
verilen yöredeki Bey ve Mirler başarılı olamazlar. Dersim de-
netim altına alınamadığı gibi, Gümüşhane ve Keban made-
ninde üretim de tehlikeye girmiştir. Osmanlılar Kafkaslarda
Ruslara karşı direnmeye, sınırlarını korumaya çalışmaktalar.
Kürdistan, Ermenistan ve civardaki askerlerini Kafkasya'ya
göndermeden Dersim'e büyük bir hareket planlarlar. 1781 yı-
lından başlayıp 1782 yılına kadar devam eden saldınyı, N. Sa-
kaoğlu'nun özetinden izleyelim.

"Dersim volkanı yine kabarmıştır. Keban, Kuruçay,
Kemah, Gercanis, Çemişgezek, Eğin, Erzincan, Tercan ahali-
leri devletten yardım beklemektedirler. Keban madenine
kömür ve kütük sevkiyatı kesilmiş, köyler yağmalanmış, in-
sanlar öldürülmüştür. Docik, Pirnik ve Ovacık mıntıkalarında
oturan Şeyh Hasanlı, Dersimli, Gevanlı aşiretleri tuğyan (-
taşkınlık, azgınlık- bn.) halindedirler.. Yörenin zalim dere-
beyleri bu korkusuz ve acımasız yığınlan, çevre halkının üze-
rine s aldırtmaktadırlar. İki ayn koldan iki ayrı ordunun bölge-
yi kuşatması planlanır. İki başbuğu seçilir. Erzurum valisi,
Muş, Kiği, Tercan, Kuruçay, Bayburt, Hınıs, Kelkit, Erzin-
can, Kemah, Gercanis Beyleri ve diğerleriyle Dersimi doğu-
dan sıkıştıracaktır. İkinci ordu, Diyarbekir beylerbeyinin ko-
mutasında, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Eğin, Poşadı,
Arabgir ve Diyarbekir voyvodalarının getirecekleri askerler-
den oluşacak; mirmirândan Divrikli Mustafa Paşa da sancağı
askeriyle bu orduya katılacaktır. Mustafa Paşa, harekât alanı-
na göre, batıdaki en uzak garnizonu temsil etmektedir. Bu iç
savaş için, "Divriği'nin sınıf-ı askeriyesi ve harp ricali ile"
görevli kılınmasında, götüreceği askerden çok, eşkıyayı, böl-
geyi ve şartları yakından tanıması etken olmuştur. 1781 Mayı-
sın'da başlatılan Dersim harekâtının 1782 Mart'ına kadar aynı
noktada çakılı kaldığı dikkati çeker. Dersimliler, öldürme,
ırza geçme, yağma ve tahrip eylemlerini daha bir düşmanca
sürdürmektedirler. Yazılan emirler sonuçsuz kalmaktadır.

Divriğili Mustafa Paşa'ya da harekat alanına varıncaya kadar,
konaklayacağı yerlerde birer geceden fazla kalmaması öğütle-
nir. Onun ve bazı öteki yükümlülerin desteğiyle Diyarbekir
Beylerbeyi Osman Paşa 1781-82 kışında, ortalama rakımın
1500 olduğu Dersim'i neredeyse dize getirmiş, fakat kaçan
elebaşılar, Harput ayanı Genç Osman'a sığınmışlardır.

Bu küçük zafer kıvılcımı, Köse Paşa'ya Divriği sınırları
dışında ilk yöneticilik yolunu açacaktır. Dersimle ilgili göre-
vinin yanısıra, "Gümüşhane Maden Eminliği" verilir. Nisan
1782'de yazılan emirle, "Dersim için, Gümüşhane'den sevke-
dilecek askerlerle cephane ve levazımatın acele yerine ulaştı-
rılması " buyurulur.
"(-A-)

Yazar Osmanlı kafasını günümüze taşıyor. Dört taraftan
Dersim'e yöneltilen saldmlan övgüyle anlatıyor. Sonra da
Dersimlileri suçluyor. Bu denli büyük bir saldırıya direnmek,
bir yıl saldınyı durdurmak için iyi bir askeri kabiliyet ve
savaş taktiğine, üstün morale ve ileri örgütlenmeye sahip
olmak gerekiyor. Elbetde, saldırgan ve savunmacı aynı şekil-
de savaşamıyor. Askerlerin çoğu yağma için ve zorla getiril-
diğinden direniş karşısında dağılmaktan başka bir şey yapa-
mıyorlar.

Sonraki yıllar nispeten sessiz geçer. En azından yayınla-
nan belgelerde saldırı ve direnişe ait yazılı pek bir şey yok.
Tanzimatla birlikte, Dersim'e yönelik hareketlilk yeniden baş-
lar. İdari düzenlemeler yapılır.

* Necdet Sakaoğlu, age. Sf. 60

TANZİMATLA BAŞLAYAN SALDIRI

"Dersim 19'cu asra kadar adeta müstakil bir vaziyette ve
ismen Osmanlı İmparatorluğuna bağlı bir şekilde yaşamış
bir mıntıkadır. Tanzimattan sonra devletin bu mıntıka ile de
alakadar olduğunu görüyoruz" ("k)
Tanzimat, Osmanlının ken-
dini düzenleme, Batı'da gelişen milliyetçilik akımlarına karşı
merkeziyetçiliği sağlama, çürümüş çatıyı onarma girişimiydi.
Nispeten başarılı olduğu da söylenebilir. Bazı halkların ulusal
hareketlerini geciktirdi, bazılarını da Osmanlıcılık akımı ile
sistemin içine aldı.

Osmanlı'nın yüzyıllık yarası, denetleyemediği Dersim
de idari düzenlemeler yapılarak denetim altına alınmaya çalı-
şıldı.

"Dersim'de hükümet nüfuzuna başlangıç olarak Dersi-
min Vilayet halinde teşekül ettiği 1880 tarihini esas tutarız.
Dersimin ilk valisi Fikri paşa namında bir zat olup, bu zat
idarei maslahat yolu ile de olsa hükümet ile Devimlileri ilk
defa birbirine yanaştırmağa çalışmış bir idare reisi olarak
tan ınmaktadı r
"(*).

Vilayet teşkili Dersim'de yaklaşık on yıl sürer. 13 Mayıs
1888 de tekrar mutasarıflık haline getirilir. Vilayetin kaldırıl-
masına gelirinin düşüklüğü gösterilmişse de, bu tümüyle
doğru değildir. Dersim idari olarak parçalanıp Elazığ ve Er-
zincan'a bağlanır. Böylece siyasal güçten de düşürülmek iste-
nir. Dersim'e yönelik idari teşkilatlanmanın en önemli amaç-
larından birisi de, yörenin önde gelenlerine imtiyazlar vererek
'yerli ayak' oluşturma düşüncesidir. Bazı aşiret liderlerine ta-
nınan ayrıcalıklar iç çelişkileri de artıracak, böylece denetim
için koşullar olgunlaşacaktır. Tanzimat döneminde Osmanlı-

*Jandarma Umum Komutanlığı, DERStM Yayını, Sf. 79
**Age. sf. 57

nın izlediği yol ve Dersim'in durumunu daha iyi görmek için
Jandarma Umum Komutanlığı yayını Dersim belgesinden
daha uzun bir aktarma yapmamız gerekiyor.

"Tanzimat devrinde Dersimi (Şah Hüseyin) adı ile anılan
bir Dersimlinin hakimiyeti altında görüyoruz. Bu zamana
kadar kürtlerle meskûn şark vilayetlerinde Kürtlerin yöresel
kımıldamaları ve büyük eşkıyalık hareketleri kuvvetle ceza-
landırılıyordu. Aynı şekilde bulunan Dersim'e karşı ise bu
usul da sakınca görülmüş ve idarei maslahat politikası takip
edilmiştir. Dersimliler (Yavuz-Safavi) mücadelesinden beri
etrafa ve bilhassa sünniyülmezhep Türklere karşı taşkınlıkla-
rını hiç eksik etmemişler ve bu tecavüzleri bir taraftan Bay-
burt ve bir taraftan Sivas yakınlarına, Kangala kadar uzatmış-
lardır. Osmanlılar askerlikte Nizamı cedit usulünü kabul
ettikten sonra Dersimin de askerliğe uymasını temin suretile
bu mıntıkaya girmeyi düşünmüşler ve bunun için de nişan,
rütbe, hediyeler dağıtmak suretile Dersim reislerini ele geçir-
meği hareketlerine ilk ilke etmişlerdir. Bu maksatla on doku-
zuncu yüzyılın son yarısında İsmail Hakkı Paşa ile Erzurum
müşürü Samih Paşa Dersim reislerini Erzurum'a davetle, ken-
dileri ile temasa gelmiş ve fakat bir sonuç alamamıştır. Der-
sim'in hükümetten uzak duran ve o zamana kadar adeta hükü-
met içinde bir hükümet imiş gibi bağımsız yaşayan itaatsiz,
azgın ve saldırgan halkına hakim olmak için Samih Paşa Der-
sim dahilinde önemli noktalara Blokhavuzlar inşası ve bunla-
rı birbirine telgraf hatları ile bağlamak sureti ile Dersim asa-
yişi üzerinde etkili olmak ve sonuç olarak Dersim'de sükûnu
temin ederek bu halkı kazanmayı düşünmüş ise de bu arzula-
rını uygulamada başarılı olamamıştır.

1863 senesine kadar Dersim'e hakim ve etkili bir vaziyet-
te olan ve bütün saldırılar ve asayişsizliklerin sorumlusu olan
Hüseyin bey bir aralık tutuklanarak İstanbul üzerinden
Vidin'e sürülmüştür. Hüseyin beyin Dersim'den kaybolması-
nın ardından kendisinin ve ailesinin Dersimliler üzerindeki

nüfuzu kırılmaya başlamış ve oğlu Ali bey Dersim halkının
kendi nüfuzları aleyhine başlayan hareketlerini durdurmada
başarılı olamamıştır.

Dersim'de başlayan bu cerayandan her halde haberdar
edilen Hüseyin bey bir yol bularak sürgün yerinden kaçmış
ve tekrar Dersim'e geri dönmüş ve 1863 senesine kadar Der-
sim'de tekrar hükümran olmaya muvaffak olmuştur. Bu sıra-
da vefat eden Hüseyin bey yerine oğlu Ali bey reisliği ele al-
mıştır. Ali bey zayıf yaradılışlı olmakla beraber temiz bir
insan olduğundan hükümetle ilişkiye geçmiş ve hükümetin
adamı olmuştur. Bu hareketine mükâfeten kendisi Erzincan'a
çağrılarak, (Dersim umum müdürü) unvanı altında Erzin-
can'da ikameti uygun bulunmuştur. Hükümet bu şekilde dav-
ranarak, Dersim'de hükümran olmakta olan bir aileyi elde et-
meği ve onu daima göz önünde bulundurmayı esas hareket
kabul etmiş ise de karakter itibari ile başında daima bir reis
görmeye alışan Dersim'in diğer bir Ali bey doğuracağını dik-
kate almamıştır. Nitekim Ali beyin Erzincan'da ikamete geç-
mesi ile, babasının Vidin'e sürülmesi ile zaten sarsılmaya baş-
layan aile nüfuzları yeniden darbelenmiş ve gerçektende
Dersim'de yeni reisler bu ailenin nüfuzunu taksime başlamış-
lardır. Hüseyin bey ailesinin nüfuzu şu suretle kırılırken
Hozat civarında (Şeyh Süleyman) isminde bir şeyh türemiştir.
Bu Süleyman o sıralarda merkezi DSrsim'de (5000) kişilik si-
lahlı bir kuvveti daima emri altında bulunduracak kadar kuv-
vet kazanmış bir şeyh imiş. Dersimliler bir taraftan bu şeyhe
doğru yönelirken, diğer taraftan da zayıf ta olsa (Şah Hüse-
yin) ailesi ile ilişkilerini tamamen kesmemiş bir vaziyet al-
mışlardır. Bu sıralarda Ali beyin (Hüseyin bey) isminde bir
yeğeni husisi kabiliyetler göstermeye ve Dersimlilerin sevgi-
sini  kazanmaya  çalışmış  ve  gerçekten  ailelerinin  eski
nüfuzlarını kısmen tesise de muvaffak olmuştur. Mamafih
çok kurnaz olan bu Hüseyin bey aile nüfuzunun herhalde sar-
sıntı içinde olduğunu ve bu nüfuzu paylaşacak kuvvetler doğ-

duğunu görünce, bir taraftan da hükümete meyletmeyi unut-
mamıştır. Bu sayededir ki, kendisi hükümetçe Pülümer kay-
makamlığına tayin edilmiş ve resmi bir sıfata da sahip olmuş-
tur.

1875 yılma kadar Dersim'i nüfuz yansı peşinde ve fakat
etrafa sarkıntılıkta süreklilik görüyoruz. 1875 te Ahmet Muh-
tar paşa hiç bir devlet teklifine yanaşmayan ve bağımsız gibi
bir vaziyet alan Dersimliler içine diğer bir yol ile girmeyi
arzu etmiş ve Dersimlileri birbirine düşman iki zümreye ayır-
maya çalışmış ve bunda başarılı olmuşsa da, bu çalışma da
olumlu bir sonuç vermemiştir. Ahmet Muhtar paşa Dersim'de
şu suretle tesisine başladığı şahsi nüfuzundan istifade edebile-
ceğini iyice düşünerek Samih ve İsmail Hakkı paşaların yap-
tığı tecrübeyi tekrar etmeyi düşünmüş ve o zaman Erzincan
mutasarıfı olup Dersimlilerle irtibatı olan Şefik paşanın yol
göstermesi ile Dersim reislerini tekrar Erzurum'a davetle ikin-
ci bir toplanma yapmıştır. Bu daveti Hozat ve civarında nüfuz
sahibi olan Mansur ağa ve Şeyh Süleyman kabul etmemişler-
dir. Bu davette bulunan Dersimli reisler arasında Pülümer
kaymakamı Şah Hüseyin bey zadelerden Hüseyin beyle Maz-
girt kaymakamı Gülabi beyde varmış, eski teklifler tekrar ya-
pılmış, Hüseyin bey itiraz etmiş, Gülabi bey yapmak için söz
vermiş, fakat Dersim'e geri döndüğünde Gülabi sözünde dur-
mak için girişimde bulunmuşsa da başarılı olamamış ve
sonuç olarak yeni türeyen reislerin nüfuz ve ihtirasları netice-
sinde öldürülmüştür.

İkinci Erzurum toplantısı Hüseyin beyin sakıngan hare-
ketine ve bir söz altına girmemesine rağmen bu aile
nüfuzunun Dersim'de kırılmasına ve yalnız kendi yöresi ile
sınırlı kalmasına sebeb olmuştur. Her halde bu durumun dü-
zeltilmesi düşüncesi ile olacaktır ki, Hüseyin öldürülen Güla-
bi bey yerine Mazgirt kaymakamlığına tayin edilmiş ve fakat
bu ortamda Dersim nüfuzunun esasen Erzurum davetini kabul
etmemekle konumunu güçlendiren ve Hozat civarında hakim

bir durumda bulunan ve inançlan gereği Türklüğe ve hükü-
mete düşmanlıkları ile tanılan şeyh ailesinden Mansur ağa
eline geçmesine engel olamamıştır. Dersim mmtıkasındaki ve
Dersimli kaymakamlar gerçi babıali adına hükümet yapıyor-
larsa da, Dersimlilerin asker vermesini ve her türlü teklifi ye-
rine getirmeyi temin edemiyorlardı. Nüfuzları fikri planda ka-
lıyordu. Hükümet kuvvetlerinin tesiri altında bulunan kısım-
lardan kısmen vergi tahsilatı yapılıyorsa da, bu tahsilatın
ancak yarısını hazineye gönderiyorlar ve diğer yarısını da tah-
sil olunmadı kaydı ile şahıslarına tahsis ediyorlardı. Merkezi
Dersim'de 5000 kişilik küçük bir ordusuyla ve mıntıkasında
ve ozamana oranla tahkim edilmiş -beş kaleciği- ile vaziyete
tamamen hakim ve Türklere düşman olan Şeyh Süleyman ai-
lesinin yöresine ise hükümet nüfuzu asla yanaşamıyordu"(*).
Osmanlının Tanzimat döneminde Dersim'e yaklaşımını tam
olarak göstermek için uzun aktarmak gerekiyordu. Burda öne
çıkan bazı noktalan şöyle özetliyebiliriz.

Osmanlı, Dersim'in "hükümet içinde hükümet" olmasın-
dan rahatsızlık duymaktadır. Bunu ortadan kaldırmanın ilk
yolu olarak; aşiret reislerine, önde gelenlere nişan, rütbe ve
hediyeler dağıtarak onlan ele geçirmek istemektedir.

İkincisi; Dersim içine Blokhavuzlar kurarak ve askeri
yönden güçlendirerek hakimiyet düşünülmektedir.

Üçüncüsü; Hükümetin adamı olmuş Ali bey adında biri-
sine, Şah Hüseyin beyin oğluna "Dersim Umum Müdürü" un-
vanı verilmiş ve Erzincan'da ikameti istenmiştir. Böylece,
hem Dersim'in önde gelen ailelerinden birisi denetim altına
alınarak Dersim'den uzaklaştırılmış ve hem de yönetim işi
'yerli ayağa' yaptırılmak istenmiştir.

Dördüncüsü; 1875 de Ahmet Muhtar paşa Dersim'e gir-
mek için yeni bir yol olarak, halkın iki ayrı zümreye bölün-
mesini, bunların birbirine düşman yapılmasını denemiş ve

* Age. sf. 126-129. abç.

128

bunda kısmen başarılı da olmuştur. Bu yöntemi Türk egemen-
leri sonraki yıllarda da uygulamış, Dersim'in tasfiyesinde bu
durumun neredeyse belirleyeci rolü olmuştur.

Beşincisi; Osmanlıya boyun eğmeyen Sey Mansur ailesi-
nin inancı (-Alevilik-)
"Türklüğe ve hükümete düşman" gö-
rülmüştür. Bu aynı zamanda, aleviliğe devletin yaklaşımını
ve Dersim aleviliğinin Türklük dışı konumunun itirafı anla-
mına geliyor.(-A-)

Altıncısı; Şah Hüseyin ailesinin kısmi işbirliği yapmasına
rağmen, Hozat'da Mansur ailesi, Merkezde Sey Süleyman ha-
kimdir. Hükümet bu bölgelere yanaşamamaktadır. Silahlı
güçleri, kaleleri ve iç yönetimi ile Dersim etrafı çevrili "hükü-
met içinde hükümet"
konumunu, bağımsız statüsünü koru-
maktadır.

Osmanlının Dersim planları üzerinde çalıştığı bir dönem-
de Osmanlı-Rus savaşı başlar ve güçler dengesi değişir. Os-
manlının, Dersimlilere ihtiyacı vardır. Hem askeri kuvvet is-
temekte ve hem de, savaşta Dersim'in kendi hakları için
ayaklanma çıkaracağı korkusunu yaşamaktadır.

Dersim'i hesaba katan bir başka güçte Ruslardır. Eğer ya-
zılanlar doğruysa, Dersimliler henüz savaş başlamadan Rusla-
ra yardım teklif etmişlerdir.
"I877'ye doğru tuşlarla hüküme-
tin arası açılmış ve harp ihtimalleri çoğalmış. Bunu
hisseden dersim ağaları Erzurumdaki rus konsolosuna, sava-
şın başlaması halinde Osmanlılar aleyhine yardımlarını tek-
lif etmişlerdir. Bunlar arasında o zaman Mazgirt kaymakamı
Dersimli Nafiz ve reislerden Munzur beyler de varmış. Rus
konsolosu bu teklife belirsiz bir cevap vermiş ve işin alevlen-
mesini önlemiştir''(**). N. Dersimi ise, Dersimlilerin Rusla-
ra karşı işbirliği yapılabilmesi için Osmanlılardan "milli ta-

* Aleviliğe ve daha ileriye gidip, Dersim aleviliğini "Türklük
ve Türk inancı" içinde değerlendirenler, gizli belgelerde ger-
çeği ve niyetlerini çekinmeden açıklıyorlar.

**Age.sf.l29

lepler"\ ileri sürdüklerini yazıyor(*). Erzincan valisi Ali Ke-
mali'nin
"Erzincan" isimli incelenmesinde söyledikleri de bu
yöndedir. "1893't e (bu tarihin 1877-78 olması gerekiyor. Muh-
temelen bir dizgi hatası var. Ya da, 77-78 savaşı eski takvim-
le '93 harbi' olarak biliniyordu, yanlışlıkla 1893 diye yazıldı.-
bn) Rusya ile yapılan savaş, bilindiği gibi idareyi zayıflat-
mıştı. Der simliler yine ayaklanmışlardı. Reisleri affedilip sa-
lınırsa silahlarını Rus ordusu aleyhine kullanacaklarını, aksi
halde hükümete karşı olacaklarını söylüyorlardı. Bu dırıltı-
lar dikkate alındı ve sürgün reislerin sağ kalanları afla mem-
leketlerine geri gönderildi''(**) Savaşta Dersim'in durumu-
nu tam olarak anlamak için Kafkas Rus Genel Kurmayı'nm
değerlendirmesini de aktarmamız gerekiyor.

"Harp vukuunda Türkler, Dersim ve Kuzuçan Kızılbaşla-
rından yardım görmezler, bunların harbin daha ilk günlerin-
de Ruslar hesabına çalışacakları da şüphelidir. Galibiyet
sağlandıktan ve özellikle Erzurum işgal edildikten sonra Der-
simlilerin Ruslar hesabına harekete geçmesi sağlanır. Bunun
için de Dersimlilerin asırlık içişlerine karışmamak ve kendi-
lerini kendi alıştıkları hale terk etmek gerekir. Küçük Asya
Harbini,
Erzurum - Sivas - İstanbul doğrultusunda ilerletir-
sek Dersim ve Kuzuçan Kürtlerinin yardımını ümit edebili-
riz
"(*)

Yazılanlar, Dersim'in bağımsız tutumunu koruduğunu,
iki tarafa da koşulsuz yaklaşmadığını, ittifak için talepler öne
sürdüğünü gösteriyor. Taleplerin önde geleni ise,
"Dersim'in
asırlık içişleri" denilen bağımsızlığıdır. İttifak iki tarafla da
gerçekleşmiyor.

* Vet.  Dr. M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Sf
60-61, Zel Yay. 94

** Ali Kemali Erzincan, Sf. 112, Kaynak Yay. '92
G
enel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları, Cilt. 2, Sf. 161 Kay-
nak Yay. 1992

Savaş sırasında Hozat ve Mazgirt'teki askeri kışlalar bası-
larak taprip edilmiş ve askeri malzemelere el konulmuştur.
1877'de Koçan kuvvetleri Kemaliye ve Çemişgezek merkezle-
rine saldırmış, Osmanlılar Harput'dan askeri kuvvet getirerek
karşı koymuşlar ve hareket geri çekilmiştir. Yakalanan bazı
Koçan önderleri Sinop'a sürülmüşlerdir. Aynı dönemde Kır-
gan aşireti de Hozat'ı basmıştır. Çatışmalar yaklaşık 15 gün
sürmüş, Hozat taburu Kırgan bölgesine saldırmış, ancak öteki
aşiretlerin de karşı koyma yönünde hazırlandıklarını gören
Osmanlı kuvvetleri kışlalarına çekilmişlerdir. Asker Kırgan
köylerini talan etmiş, 1000 kadar canlı hayvana el koymuştur.
Osmanlı ve TC kuvvetleri sürekli Dersim'de talan ve yağma-
larda bulunmuş ve yaptığını övünerek anlatmıştır. Günümü-
zün sözüm ona tarih yazarları devletin talan ve yağmasını ses-
sizlikle geçiştirip,
"olağan askeri işler" gibi ele alırken,
Dersimlilerin karşı hareketlerini ise "eşkiyalık" olarak adlan-
dırıyorlar. Gerçekte ise, Dersimliler ağır vergileri vermiyor,
devletin askeri kuvvet kullanarak yaptığı talanlara karşı koyu-
yordu. Burda geçerken belirtmekte fayda var, Dersim çevre-
sinde yaşayan Sünni Türk ve Kürtler devletin askeri saldırıla-
rında çoğu kere birlikte hareket etmiş, karşılığında ise yağma
ve talana ortak oluşlardır. İşte, Dersim'in çevredeki köylere
karşı zaman zaman yaptığı karşı saldırıların nedenlerinden bi-
risi de budur.

Osmanlı-Rus savaşından 1892'ye kadar Dersim'de ciddi
bir hareketlilik görülmüyor. 1892 yılında Koçan ve Semkan
üzerine Hozat Alay kumandanı Ali Şefik paşa iki taburla sal-
dırıyor. Qerebali aşireti de kısmen devlete yardımcı oluyor.
Fakat, 50 er ve bir miralay kayıp veren devlet kuvvetleri geri
çekilmek zorunda kalıyorlar.

Sonraki yıllar 'bekleme' yıllandır. Çevredeki Türk beyleri
asırlık kinlerini tatmin etmek için Babıali'ye aralıksız olarak
telgraf ve şikayetnameler yollamaya devam ediyorlar. Bir ara
Dersim'e saldırı planlanıyor, fakat Harput valisi ile yapılan

görüşmeler olumlu sonuçlar verdiğinden, hareketden vaz ge-
çiliyor.

Harput valisi vaz geçiyor ama, Saray hazırlıklarını
devam ettiriyor. 1896 yılında Saray, Savunma Bakanlığı ve
Anadolu Genel müfettişi Müşür Şakir paşa ve dördüncü ordu
kumandanı Zeki paşa arasında karşılıklı yazışma ve tartışma-
lar başlamıştır. Sonuçta ortak noktalarda anlaşma sağlanır.
Dersim'e karşı alman ortak kararları belgelerden izleyelim.

"1. Dersim bölgesi halkı arazinin sarplığı nedeniyle sık
sık yaptıkları yanlarına kâr kaldığından bundan cesaret ala-
rak hükümetin emirlerine uymuyorlar, vergi ve asker vermi-
yorlar.

2. Bölgedeki vergi veren halkı öldürüp, mallarını ellerin-
den almaktan başka bunları vergiye bağlıyorlar.

3. Dersimlilerin bu yaptıklarının esas nedeni, ürettikleri-
ni (odun ve kereste gibi) satabilecek yerlere gönderip para
kazanmasını ve çabalarının ürünlerini değerlendirecek tica-
ret ve faydalanma yolunu bilmemeleri ve dışardan geçinmeye
mecbur olmalarıdır.

Özellikle reis ve şeyhlerin emir veya verilmiş kararları
ile halkın bunlar tarafından dışarıya saldırtılması, yönlendi-
rilmesi ve gönderilmeleri, yolların yokluğundan dolayı yaka-
lanmaları için asker gönderilmeyerek suçluların cesasız kal-
malarına ve bu yoldaki uygunsuzlukların artması bilinen
nedenlerdir.

4. Olay yerinde asker bulundurmak ve yer yer meydana
gelen olaylara karşı devamlı asker yollanması veya sancak
dahilinde çok daha fazla asker toplanmakla da itaatkar hal-
kın güvenliği sağlanamamaktadır.

5. Dersimlilerin cidden düzelti/meleri için kabul edilmesi
ve uygulanması gerekli tedbirlere gelince:

A- Olası bir direnci hesap ederek bunu kıracak kadar 4.
Ordu 'dan (20 tabur) kuvvetin oluşturulması,

B- Bu kuvvetlerin becerikli bir kumandana bırakılması,
C- Meydana getirilecek kuvvetlerin gürültüsüzce Erzin-

132

can, Çemişgezek ve Elazığ yönlerinden ayrı ayrı veya uygun
bir noktadan, toplu olarak Dersim'in içine gönderilerek lazım
olan yerlere yerleştirilmeleri,

D- Erzincan'la Elazığ'ı birleştiren Hozat yolunun asker-
lerin yardımıyla yapımına başlanması ve (yirmi kuruş ücret
ve 600 gr. ekmek vermek suretiyle) Dersim halkını bu yolda
çalıştırmakla Dersimlilerin vahşetlerinin giderilmesi,

E- Aşiretler arasındaki birleşmeyi yasaklama,

F- Arzu eden halka ziraat ve ticaret kapısı açacak ola-
nakları yaratmakla, haydutluk mesleğini engellemek refah
içinde yaşamalarının araçlarını meydana getirmek esasları
dahilinde telkinler yapılarak acıların hafıfletilmesine çalış-
mak,

G- Bu telkinler sırasında muhalefet gösterilmezse şidde-
te başvurulmayacağı ve muhalefet halinde ise şiddetle hare-
ket olunacağını özellikle anlatmak,

H- Hiçbir kimsenin malına saldırı yapmamak için birlik-
lere emir vermek,

1- Kabile reisi ve fertlerinin niyetlerini bildikten sonra
nüfus kayıtlarını oluşturmak ve aşamalı asker alışverişi
usulünün uygulanması,

J - Bu yapılacaklara karşılık muhalefette bulunacakların
Trablus ve Yemen taraflarına yollanmalarının ve itaat göste-
renlerin de i ve 4. Ordu dahilinde bulundurulacağının ha
lka
söylenmesi,

K- Askeri harekat sırasında ve cinayet işlerini yürütenle-
ri gerekli olan zamanda yakalamak için Dersim'de bir müd-
det için sıkıyönetim ilan edilmesi,

L- Çemişgezek ve Mazgirt gibi itaatkâr halkın bulundu-
ğu kazaların Elazığ vilayetinin merkezine bağlanması,

M- Dersim Sancağının kaldırılması,

N- Ovacık, Hozat, Kızılkilise'de ve gerektiğinde Kuzu-
çan'da sıkıyönetim ilanı,

O- Kaymakamlık, müdürlük görevlerinin o bölge kuman-
danlığında bulunan binbaşı, yarbay, albay ve subaylara ter-
kedil
mesi,

P- Yalnız hukuk mahkemesi yasasının şeriatla ilgili mad-
desinin kadıvekiline havale edilmesi,

R- Kazalarda maliye memuru ve birer ikişer katip bulun-
durulması,

S- Jandarmanın lüzum ve ihtiyacı olan bölgeye göre dü-
zenlenmesi,

Ş- Halkta sessizlik meydana geldikçe dinin yayılması(-
sunnilik-bn.) için dolgun maaşlı bir kaç şeyh seçme ve gön-
derme,

T- Uygun beş-altı yerde ilk mektepler açma,

U- Eğitim-öğretimde bulunacak çocuklara para ve 100
dirhem ekmek ve yıllık adi bir elbise, kuşak ve etekten ibaret
kapama tarzında elbise verilerek çocukları özendirtmeye ça-
lışmak,

V- İşlerin mümkün olabilmesi için Dersim 'de bulunduru-
lacak askerin giyecek ve ihtiyaçlarının vaktinde, ayrıca yük
hayvanlarının düzenli yollanması ve gönderilmesinin sağlan-
ması "(ir).

Karar altına alınan maddelerin uygulanması Dersim'in
sömürgeleştirilmesi anlamına geliyordu. Raporun esas mima-
rı Anadolu Umum Müfettişi Müşir Şakir paşa'dır. Kendisi
Anadolu Islahatı ile birinci dereceden görevlidir. Ağırlıklı
olarak Ermeni sorunu ile ilgilenmiş, yanısıra Dersim, Kızıl-
baş ve Kürt meselesine de düzenlemeler getirmiştir. Hamidi-
ye Alaylarını özellikle düzenleyip-denetlemiş, plan doğrultu-
sunda hareket etmelerini sağlamıştır. Osmanlının gelirlerini
de düzene sokmak istemiş ve bu amaçla vergilerin tahsildar-
lar aracılığıyla toplanmasını istemişti. Bu işle Mamuratül-
aziz (Elazığ) vilayetinde Vali Rauf paşa görevliydi. Dersim
de il sınırları içinde Sancak statüsü ile yönetiliyordu. Rauf

*JUK Dersim, sf. 132-134, Aktarılan bölümün bugünkü Türk-
çeye çevrilmesinde M. Kalman 'in çevirisi esas alındı. Dersim
Direnişleri, Sf. 77-78

paşa, "Dersim'in durumu ve yeri itibarıyla özel bir idare uy-
gulanması sebebiyle, buraya her hangi bir tebligat yapmadı-
ğını
"(*) belirtiyordu. Gerçektende Dersim tüm yasaların öte-
sinde sömürge kanunları ile, kanunsuzluğun kanunu ile,
yöreye atanan askeri komutanın rapor ve kararları ile yönetili-
yordu. Umum Müfettiş Ahmet Şakir Paşa Türk milliyetçiliği-
nin zamanındaki önderlerinden birisiydi. Osmanlıyı kurtar-
mak, dağılan Osmanlı kimliği yerine Türk kimliğini geçirmek
istiyordu. Bunun için askeri-siyasi önlemlerin yanında, eğitim
de siyasi önlemin bir parçası olarak ele alınmıştı. Bu amaçla
eğitimin köylere kadar yaygınlaştırılması ve okulların açılma-
sını istiyordu.
"Şâkir Paşa, bu okullarda müslim ve gayr-ı
müslim çocukların karışık okutulmasını, eğitim dilinin yal-
nızca Türkçe olmasını ve dine ait eğitimin her köyün imam ve
papazı tarafından verilmesi gerektiğini savunuyordu. Ona
göre, bir memlekette çeşitli unsurların/ırk birleştirilmesi için
en başta gelen faktör 'dil birliğiydi" (irk).

1896'da Umum Müfettiş Müşür Şakir, 4. Ordu Müşürü
Zeki, Savunma Bakanı Rıza Paşalar ve Babıali arasında varı-
lan ortaklıktan sonra, 4. Ordu Müşürü Zeki Paşa bu plana
karşı çıkıyor. Dersim'e yerleşilmesi için Hamidiye Alayla-
n'nın oluşturulması, her hangi bir harekete baş vurulması ha-
linde Kızılbaşlarla Türkler arasındaki çelişkinin derinleşece-
ğini, yanısıra hareket için lâzım olan 20 tabur askerin zor
bulunacağını söylüyor. Daha da önemlisi eğer bir hareket ya-
pılırsa, bunun Ermenilere yarayacağını söyleyerek askeri ha-
rekete karşı çıkıyor.

Zeki Paşa'nın itirazı üzerine konu Şurayi Devlet'e (Danış-
tay) havale ediliyor. Şurayi Devlet ise, bir an evvel harekete
geçilmesi gerektiği, Anadolu'nun ortasında bu meselenin be-

* Dr. Ali Karaca . Anadolu Islahatı ve Ahmet Şakir Paşa(
1838-1899), Sf. 193, Eren Yayıncılık '93
** Dr. Ali Karaca, Age. sf. 184-185

lirsizliğe bırakılamayacağını, ancak şiddet veya yumuşak
(idare-i maslahat) yöntemin kullanılması konusunda ve öneri-
len öteki önlemlerin seçilebilmesi için; Elazığ ve Erzurum vi-
layetleri ile hükümetin görüşlerinin bilinmesi gerektiğini be-
lirtiyor.

Tartışmanın esası Dersim'e yapılacak askeri hareket ile,
Dersim aşiretlerinden de Hamidiye Alaylan'nın oluşturulması
üzerine yapılıyordu. Hamidiye Alayları 1891 de kuruldu.
Alaylar bölgedeki Ermeni ulusal hareketini bastırmak, Kürtle-
ri denetim altında tutmak, muhtemel bir Rus işgaline karşı
Kürtlerin savaşçı potansiyelinden yararlanmak için oluşturul-
muştu. Abdulhamit de Hatıralarında bu konuya değinmiştir.
"Rusya ile harp vukuunda, disiplinli bir şekilde yetiştirilen
bu Kürt alayları, bize çok büyük hizmetlerde bulunabilirler.
Ayrıca orduda öğrenecekleri "itaat" fikri, kendileri için de
faydalı olacaktır. Subay unvanı verdiğimiz Kürt ağaları ise
yeni mevkileriyle övünecekler ve bir miktar zapt-ı rapt (disip-
lin) altına girmeğe gayret edeceklerdir. Çıraklık devirlerini
bu şekilde tamamlayacak olan "Hamidiye" alayları sonunda
kıymetli bir ordu haline geleceklerdir" (*). Balkanlar'da ulu-
sal hareketin gelişmesi ve Osmanlının egemenliğini kaybet-
mesinin ardından, Osmanlı için geriye kalan toprakların elde
tutulması hayati önemde bir sorundur. Hatta, tüm siyasetin
bunun üzerine kurulduğunu söyleyebiriz. Ermenilerin örgüt-
lenmeleri, davalarını enternasyonalize etmeleri ise muhtemel
bir bağımsızlığı gündeme getiriyordu. Ermeniler Hıristiyan
oldukları için "islam kardeşliği" palavrası da
tutmuyordu.

Kürtler söz konusu olduğunda "islâm kardeşliği' bulun-
maz bir silahtır. Abdulhamit, islâmla örtülmüş bir Türk milli-
yetçiliği siyasetini takip etmekteydi. Öyle zannedildiği gibi
Türk milliyetçiliği İttihat Terakki ile başlamıyor. Osmanlı ku-
rulduğu günden beri Türk devletiydi. Ancak, bu elbetteki gü-

* Sultan Abdulhamit, Siyasi Hatıratım, sf. 75. Dergah Yay.

nümüzdeki anlamında bir milliyetçiliğin olduğu anlamına
gelmiyordu. Batı'da ulusal hareketler gelişip ilerledikçe, Os-
manlının egemenliği altındaki topraklarda da milliyetçi hare-
ketler güçlenmeye ve bağımsızlık fikirleri olgunlaşmaya baş-
ladı. Miliyetçilik, bağımlı halklarda ayrılma, ulusal haklar
elde etme fikrini güçlendirirken, egemen ulus Türklerde mer-
keziyetçilik ve asimilasyon eğilimlerini güçlendirdi. Ters
yönde hareket eden iki milliyetçi akım doğmuştu. Osmanlı
bir yandan
"islâm kardeşliği" fikrine uygun siyasetler izler-
ken, bir yandan da Türk milliyetçiliğini resmi siyaseti haline
getiriyordu. Abdülhamit'in Hatıra Defterine 1893'te yazdıkları
bunu açıkça gösteriyor.

"Devletimizin hudutları dahiline ancak kendi milletimiz-
den olanları ve bizimle aynı dini inançları paylaşanları kabul
edebiliriz. Türk unsurunu kevvetlendirmeğe dikkat etmeliyiz.
Bosna-Hersek ve Bulgaristan'daki müslüman halkın çoğalıp
artanını düzenli olarak buraya getirip yerleştirmeliyiz.

Göçmen yerleştirme yalnız millî kudreti artırmakla kal-
mıyacak aynı zamanda İmparatorluğumuzun iktisadî kudreti-
ni de fazlalaştıracaktır. Kümelinde ve bilhassa Anadoluda
Türk unsurunu kuvvetlendirmek ve herşeyden evvel de içimiz-
deki Kürtleri yo gurup kendimize maletmek şarttır. Türk tahtı-
na çıkmış olan seleflerimin en büyük kusuru Slav unsurunu,
Osmanlı/aştırmamış olmalarıdır (iç).

Hamidiye Alayları Kürtlerin ulusal hareketlerini gecikti-
rip parçalamakla kalmadı, Ermeni halkının katledilmesi ve
sürgününde Türk rejiminin suç ortağı haline geldi. Tabi bu
sorunun bir yanıdır. Öte yandan Hamidiye Alayları, Kürtlerin
boşalan Ermeni topraklarına yerleşmesi, Kürt ulusal hareke-
tinde gerici eğilimin güçlenmesinde önemli rol oynadı. Der-
sim'e karşı tavırlarına daha sonra kısaca değinilecek.

1896'da Dersimlilerden Hamidiye Alayları oluşturulması

Sultan Abdulhamit, Siyasi Hatıratım, sf. 75. Dergah Yay.

4. ordu Müşürü tarafından önerilmesine rağmen, 1899'a gelin-
diğinde halâ bir adım atılmamıştı. Bu konuya Rus Kurmay
yüzbaşısı P. Avriyanofta değinmiştir. Dönemin Rus Genel
Kurmayı'nm yorumu da sayılabilecek bu yaklaşımın gerçeğe
oldukça yakın olduğunu belirtelim. Daha sonra aktaracağım
Şakir Paşa'mn görüşlerinin Avriyanofun yaklaşımına uydu-
ğunu görüyoruz. P. Avriynof tan uzun bir bölüm buraya alı-
yorum.

"Zeki Paşa, Dersim ve Kuzuçan Kürtlerinden hamidiye
Piyade Taburlarını çıkarmak emelinde olduğu için yeniden
kan dökerek Türklerle Kızılbaşlar arasındaki düşmanlığı ar-
tırmak istemiyordu. Zeki Paşa, aşiret Kürtlerinin Hamidiye
süvarisine celplerinde takip ettiği usulü burada da takip edi-
yordu. Zeki Paşa'nın daveti üzerine Dersim ve Kuzuçan Kürt-
leri görüşmek üzere önce Erzincan'a, daha sonra Hozat'a
gelmişlerdir. Burada aşiret beyleri Hamidiye Süvarisine ka-
tılacaklarını ve Padişah'a bağlılıklarını beyan etmişlerdir.
Bu husus bütün Türk gazetelerinde de yeralmıştır. Fakat bu
görüşmeden 3 sene sonra bile Hamidiye piyade teşkilatı
küçük çapta da olsa ileri gitmemiştir. Bu teşkilatın ileri git-
memesinin en önemli nedeni, siyasi bağlılıkları şüpheli olan
Kızılbaşlar gibi bir unsura askeri teşkilatı sokmakta Türkiye
hükümetinin ısrar etme(me)sidir. Kızılbaş Kürtler, hiç bir as-
keri teşkilat olmadığı halde pek fazla zorlukla karşılaşma-
dan 15 bin silahlı savaşçı çıkarabilirler. Dersim beylerinin
Hamidiye teşkilatına katılmalarındaki başarıları, Dersim
Kürtlerinin Türkiye'ye karşı olan düşmanca ilişkilerini de-
ğiştirecekleri anlamına gelmiyordu. Bu başarıyla Dersim
beyleri kendi fikirlerine e Dersimin yarı bağımsız durumunun
Türkiye Hükümeti'nce de kabul edilmiş olacağını düşünüyor-
lardı. Hiç bir suretle zayiat vermeden yarım bağımsızlık elde
etmekle beraber rütbe ve nişan vesaire almak suretiyle Bey-
ler hırslarını tatmin etmiş bulunuyorlardı. Bundan başka
yalnız Beylerin başarıları Dersim ve Kuzuçan halkının başa-

rısı demek değildir. Türkiye Hükümeti tarafından elde edilen
Beyler ve Şeyhler bir çok defalar Kızılbaşlar arasında kendi
nüfuz ve önemlerini kaybetmişler ve hatta öldürüldükleri bile
görülmüştür"^).

Dersim'e karşı izlenecek yol konusunda tartışmalar
devam ederken, Sadrazamlık Şâkir Paşa'dan izlenecek yol ko-
nusunda yeniden fikirlerini sorar. Şâkir Paşa 11 Ağustos
1899'da verdiği cevapta, daha önce 4 Haziran 1896 ve 18 Şubat
1897'de görüşünü etraflıca bildirdiğini söylüyor ve yeniden
dediklerini tekrarlıyor:

"Dersim halkı ötedenberi eşkiyalık yolunu tutmayı zo-
runlu ihtiyaç bilmişdir. Şimdiye kadar üzerlerine üç defa as-
keri harekat yapılmış ve içlerinden fesat olarak görülen reis-
ler ya ortadan kaldırılma veya idam ya da uzak ülkelere
sürgün edilmiş, ancak üzerinden beş on sene geçmeden yeni-
den bir takım reisler türemiş ve öncekinden fazla olarak eşkı-
yalık yolunu tutmuşlardır.

Bundan dolayı:

Şiddete baş vurmak, bütün harcamaların ve bir çok ada-
mın telef olması gibi devletçe razı gelinemeyecek sonuçların
dışında bir netice vermez. Bunun için bu seferde şidete baş
vurmak lüzumlu görülürse, evvelkileri gibi neticesiz kalaca-
ğından şüphe etmemek gerekiyor.

Görüşüme göre, önce hastalığın sebebini tahlil etmek
gerek. Eşkıyalığın sebebi, fakirlik ve çaresizliktir. Suçların ta-
kipsiz kalması, genel cehalet, batıl inanç ve eşkıyalık yapma-
nın helâl olduğunun zannedilmesi ve bu suretle eşkıyalığın
halkın nazannda her zaman yapılan sıradan bir iş olduğu
inancının uyanması, Dersim derdinin başlıca sebebleridir.

Önce genel ihtiyacın bir kenara bırakılması ve kanuni ko-
vuşturmanın uygulanmasına engel olan arazi sarplığını orta-

* Mehmet Bayrak, Kürdoloji Belgeleri sf. 348- 349.

dan kaldırmak.

İkinci aşamada genel cehaletin giderilmesi ve batıl inanç-
ların düzeltilmesi, ilk okulların yapılması ve nakşibendi tek-
keleri açılması gereklidir.

Genel ihtiyacın bir kenara bırakılması, yollar inşa ederek
doğal zenginlikten yararlanması için yöre halkına kapı açıl-
ması ve bu sürede eşkıyalığın sebebi olan sarp araziye itimat
edilmesine ortamın bırakılmaması icab eder.

Şu halde ıslahatta esas, yumuşak davranış ve ikna edici
nasihatdır. Islahata direnecek ve halkı kışkırtacak reisler bu
davranışlarına devam ederse, uyumlu kuvvetle şimşek gibi
birliklerini altüst etmek ve kışkırtıcılık yapan reisleri ele ge-
çirdikten sonra tekrar nasihat ve büyüklere yakışır şekilde
şefkat yolu tutularak, reisler ve çevrede hareketin ciddi oldu-
ğu kanaatini uyandırmak gerekiyor.

Bu konuya dair 4. Ordu Müşürü Zeki paşa engellerden
dolayı cephane ve yiyecekleri önceden hazır olmak şartı ile,
en azından yirmi tabura ihtiyaç göstermiş, bu vesile ile ortak
kararla yirmi tabur önderliğine verilmişti.

Zeki paşa Dersimin vilayeti sittenin ortasında olması ve
hudut üzerinde islam kanı akmasının yerinde olmayacağı dü-
şüncesiyle, bu hareketden vazgeçilmesini teklif etmiştir. Bu
teklif ordunun bu hareketin zorluğundan kaçınmasından doğ-
muştur.

Son zamanlarda Hamidiye taburları teşkilatının kurulma-
sı uygun görülerek bu hususta irade de çıktığı haber alınmış-
tır. Gerçi bu önlem Kürdistan'da iyi etki yapmışsa da, Kürdis-
tan şafii olmakla merkezi hilâfete bağlıdır. Fakat, Dersimliler
alevi olduğundan o ilişkiyi zayıf ettiğinden bu siyasete bağlı-
lıklarını temin edecek yeter bir kuvvet bulunmadıkça teşkilat
kurmanın geleceğine pek de güvenmemek gerektiği hatırası
kesindir.

Çemişgezek, Mazgirt, Çarsancak kazalarının Mamure -
tülâzize bağlanması, Hozat, Ovacık, Kızılkilise (Nazimiye)

kazalarının geçici bir müddet zarfında askeri idare altında bu-
lundurulması ve ıslahatın askeri yöneticilerin emrine verilme-
si, hareketin başına iyi bir kumandanın tayin edilmesi uygun-
dur"(*).

Şakir Paşa'nın raporu kılasik Dersim raporlarını andır-
makla beraber, bazı ayırıcı özellikler de gösteriyor. Osmanlı
yönetimi, ordunun genel zorlukları, Balkanlar ve Kafkas-
lar'daki sorunlar, daha da önemlisi bölgede gelişen Ermeni
ulusal mücadelesinden dolayı Dersim'i korkutarak idare
etmek istemektedir. Şakir Paşa buna ilave olarak, ilk okulla-
rın açılması ve nakşibendi tekkelerinin kurulmasını önermek-
tedir. Okulun Türklüğü, nakşibendi tekkesinin ise. aleviliği
asimile ederek islamiyet aracılığıyla siyasi bağlılığı getireceği
hesaplanmaktadır. Alevilik, Osmanlı rejimi için "sorun" ol-
maya devam etmektedir. Hamidiye Alayları'nm Dersim'de
kurulmamasının nedenlerinden birisi de Aleviliktir. Burda
dikkati bir noktaya özellikle çekmek gerekiyor. Türk rejimi-
nin -öncesi bir yana- son yüz yıllık asimilasyon ve siyasi tas-
viye hedefi, Alevilik ve ulusal kimliktir. Dolaysıyla Der-
sim'de asimilasyon sadece Zaza ve Kürt kimliği yerine
Türklüğü hakim kılmak biçiminde değil, Alevilik yerine
sunni islamı geçirmek biçimini de kendine amaç edinmiştir.
Dersim aleviliğini ulusal kimlikle örtüştüren biraz da bu siya-
sal süreçtir. Tabii ki, tarihsel-kültürel koşullan unutmuyoruz.

Sorunun siyasi yönü ise daha da önem kazanıyor. Yarı-
bağımsız yaşayan Dersimlilerin devlet eliyle silahlandırılma-
sından ve böylece daha da güçlenmesinden, silahların yeni-
den rejime döneceğinden korkuluyor. Jandarma Umum Ko-
mutanlığı otuz yıl sonra, 'Dersim'de Hamidiye taburları
teşkilatı hakkında irade de çıkmış olduğu, yarı bağımsız halde
yaşayan Dersim de bu suretle ayrıcalıklı teşekküller yapmak
ve Dersim kuvvetlerini düzene koymak, ona büsbütün tehli-

*JUK Dersim, 135-137

keli bir şekil vermek demek olacağından bu fikirde ısrar edil-
meyerek vaz geçilmiş" diyerek bu düşünceyi açığa vuruyor.

Takip eden yıllarda Osmanlı daha çok tehtid ve kandırma
siyaseti izlemiştir. Dersim'e komşu Türk bey ve yöneticileri
ise; Harput ve Babi Ali'ye şikayet dilekçeleri vermeye, kış-
kırtmaya devam etmiştir. Şikayetler sonucu 1905'de Dersim'e
bir tabur gönderilmek istenmiş, daha önce yerleştirilen 5
tabur ise harekete geçirilmiştir. Fakat, 1907'ye kadar önemli
bir askeri hateket yapılmamıştır.

1907'de Ali Çavuş önderliğindeki Kureyşan aşireti 2000
kişilik kuvvetle Kiği'ye yönelik saldırıda bulunmuş, Hozat ve
Çemişgezek yöresindeki Koçan, Semkan ve Reskan aşiretleri
de Kemah ve Çemişgezek merkezlerine, yöredeki Türk beyle-
rine saldırılarda bulunmuştur. Aslında bu hareketlere saldın
yerine, Dersimlilerin kendilerini savunması dernek daha
doğru olacaktır. Çünkü, Dersim'in çevresini kuşatan hükümet
güçleri ve onlarla işbirliği yapan Sunni Kürt ve Türk beyleri
tecrit siyaseti izliyor, ticareti engelliyor, buğday girişini dahi
engellemek istiyorlardı. Yanısıra, fırsat buldukça saldırılar
düzenliyor, her Dersimliye "eşkıya" muamelesi yapılıyordu.
Resmi tarih yazımında bunları görmek çok zor. Osmanlı ve
onun modern çocuğu TC kendi saldınlarına "medeniyet ve ıs-
lahat" hareketi, Dersimlilerin kendilerini savunmasına da "eş-
kıyalık" diyor. Dersim köylerini basıp talan eden Osmanlı,
binlerce hayvana, paraya ve eşyaya ganimet diye el koyuyor,
bu tavrını askeri zafer olarak adlandırıyor, ancak Dersimlile-
rin yöreden gasp ettiklerine de "hırsızlık", "çapul" diyor.

1907 Kasım ayında Harput redif tugayı komutanı General
Neşet komutasında 5 Nizamiye taburu ve iki topla Koçan,
Semkan ve Resikan aşiretleri üzerine saldırı başlatıldı. Dire-
nişin ana noktası durumunda ki Amutka işgal edildi. Askeri
saldırı sırasında ağırlıklı olarak Ali Boğazı ve civarındaki de-
relere çekilen üç aşiret önemli bir kayıp vermedi. Askere kı-
lavuz olarak alınanlar da daha sonra kaçarak, direnişe katıldı-

lar. Karabali ve Ferhadan aşiretleri de ilk başta direniş tarafta-
n göründülerse de, daha sonra bu tavırlarından vaz geçtiler.
İlk saldırıda Ferhadan ve Karabali aşiretlerinin de karşı koy-
ması sonucu, zor durumda kalan ordu Hozat'a geri çekilmek
zorunda kalıyor. Çekilirken, Semkan reisi Süleyman Çavuşa
ait Zoğar ve Kawga mezralarını yakıyorlar.

Bu gelişmeler üzerine Savunma Bakanlığı Başbakanlığa
18 Kasım 1907 tarihli bir rapor sunuyor:
"Bu çatışmada eşkı-
yalık Koç, Şam, Resik üçlü aşiretiyle kalmayıp, öteki aşiret-
lerin de katıldıkları anlaşılmıştır. Dersim aşiretleri ise
20000 silah çıkaracak bir kuvvete sahip ve gayet cesur olma-
ları ciheti dikate alınırsa, yirmi taburdan aşağı bir kuvvetle
cezalandırılmaları mümkün değil"Ğ.\r{it) diyor ve bu mev-
simde asker toplamanın zor olduğu, kar yağmaya başladığı,
konunun valilik ve 4. ordu Müşürlüğü arasında görüşüldüğü
belirtiliyordu.

1907 saldırısında Koç, Şam ve Resik aşiretlerine ait
Turşu, Gozerek, Bozan, Tağar ve Amutka köyleri yakılarak
tahrip edilmiştir. Buna rağmen saldın başarısız olmuş, asker
kayıplar da vererek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Yenilgi-
yi hazmedemeyen Osmanlı yönetimi yeni saldırı hazırlıkları-
na girişir. Hareketin hemen ardından dördüncü ordu komuta-
nı Mareşal Zeki paşa,
"dışarıdan silah ve cephane tedariki
sureti ile yardımlarını esirgemeyen Ermenilerin fiilen Der-
simlilere katılmaları halinde, devletin dış tesirlere de sahip
önemli bir durum karşısında kalacağını ve bundan başka
büyük ve sarp olan Dersim yöresinin de bir Ermeni fesat
ocağı haline geleceğini ileri sürerek, Dersim eşkıyalığının
908 senesi içinde kökünden yok edilmesi için Dersim'de bu-
lundurulan dört nizamiye taburundan, mevcutları az olan iki-
sinin tah'iyesini ve bunlara 2 nizamiye ve 12 redif taburu ile
bi r süvari alayı ve 3 batarya ilavasiyle oluşturulacak ceza-

* JUK Dersim, sf. 141

[andırma kuvvetinin General Neşet'in emri ve komutasına ve-
rilmesini, Genel Kurmay'a teklif etmiş
"tir.(*)

Dördüncü ordu komutanı Tokat, Yenihan, Niksar, Zile,
Harput, Arapkir, Tercan ve Palo taburlarının altı yüz mevcut-
la silah altına alınmalarını, ayrıca Karahisar, Koçhisar, Malat-
ya redif taburları ile Hamidiye alaylarının da bu hareket için
hazırlanmasını istiyordu.

Neşet Paşa Dersim kumandanı olarak Hozat'ta bırakıldı.
Siyasi ve askeri olarak hazırlıklara devam ediliyordu. Aynı
dönem Dersimliler de iç ittifaklarını sağlayıp, saldırıya cevap
vermek için çalışmalara başladılar. Ali Kemali'nin bu döneme
ilişkin söylediklerinden Osmanlının korku ve endişe içinde
olduğu ve insiyatifi ele geçirmek istediği görülüyor: "1907
yılı sonlannda dikkat çekici haberler sızmaya başladı: Dersim
aşiretlerinin, yola getirilen üç aşiretin öcünü almak üzere bir-
leşmeye çalıştıkları ve Ermeniler aracılığıyla dışardan silah
sağladıkları haber alındı. Hükümet gözünü açtı, birleşme ol-
madan, genel bir ayaklanma gerçekleşmeden önce ıslah kara-
rım verdi. Gereken önlemleri almaya başladı. Islahata yine
Neşet Paşa memur edildi"(**). Ermenilerden silah alınıp-
alınmadığını bilmiyoruz. Ancak, Dersim'in Ermeni düşmanlı-
ğına, Ermenilere yönelik saldırılara katılmadığı görülüyor.
Aşiretlerin birleşme çabası ise doğaldır. Çünkü, 1908 yılında
daha büyük bir saldırının yapılacağı haberi alınmıştır. Yöreye
askeri yığınak vardır. 1907'de üç aşiretle sınırlı kalan saldın,
şimdi genişleme ihtimali göstermektedir. Öte yandan Dersim-
liler saldırıya cevap verilmediği takdirde, bunu yeni saldırıla-
rın takip edeceğini ve hükümetin daha ağır taleplerde buluna-
cağının farkındadır.

Saldırıya karşı hazırlıklar devam ederken, hükümet yeni
önlem ve saldırıları başlatır. Aşiretler arasında birlik kurmaya

* Burhan Özkök. Osmanlı Devletinde Dersim İsyanları, sf. 8,
Askeri Matbaa 1937

* Ali Kemali, Erzincan, sf. 113-14

çalışan Koçan önderlerinden Halil Ağanın oğlu İsmail tutuk-
lanır. Bazı aşiretlerin yiyecek, barınma malzemeleri ve hay-
vanlarına el konulur. Dersim'e buğday girişi yasaklanır(*).
Saldırı başlatılmıştır. Dersim'in bu önlemlere karşı kendini
savunması çok normaldir. Resmi tarih yazımına göre ise
"isyan" vardır. Saldırı niteliğindeki önlemlerle birlikte yazış-
malarda başlar. Dersim Mutasarrıfı Mehmet Hayrettin 13
Mart 1908 tarihli Başbakanlığa yazdığı raporda özetle şunları
belirtir.(**) '1907 hareketinde eşkıya topluluğu perişan edildi.
Ancak, mevsim değişip kış geldiği için harekete devam ede-
medik. Aşiret reisleri görüşmelere ve birlik kurmaya çalışı-
yorlar. Sekiz yüz veya biner mevcutlu on tabur gönderilirse
iki ayda cezalandırma ve istikrar sağlanır. Böyle bir askeri
hareket karşısında, aşiretler silahlarını teslim edip, bağlılık
bildireceklerdir. Daha sonra Erzincan yolu yapılmalı ve ordu-
ca uygun görülen yerlere kışla ve karakollar yapılmalıdır.
Benden önceki Mutasarrıf zamanında bu konuda yol alınmış-
tır. Şimdiki hareket konusunda iki görüş bulunmaktadır.

Birinci kısım; üç aşiretin (Koç, Şam ve Resik) kuvvetle
ve kesin olarak cezalandırılmasıdır.

İkinci kısım; vilayetin görüşüdür. İşi oluruna bırakmak
istemektedir. Dersimlilerin yaptıkları ve bugünkü hali görül-
düğü halde, böyle davranmak onları şımartmıştır. Yeniden
tabur basmaya. Eğin, Kemah, Çemişgezek yörelerine saldır-
maya başlamış, Erzurum ve Sivas vilayeti beyleri ve yönetici-
lerin şikayetleri üzerine, devletçe önlem alınmıştır. Şimdi üç

* JUK Dersim, sf. 143. Buğday girişinin yasaklanması, am-
bargonun çok eskilerden beri uygulandığını gösteriyor. Der-
sim'in çevresine yönelik saldırıları, yer yer sivil halka verdiği
zararlar üzerine konuşulurken , bu ve benzeri uygulamaları,
askeri saldırılarda gerçekleştirilen sistemli yağmayı unutma-
mak gerekiyor. Ki, resmi belgeler de yağmayı "ganimet" diye-
rek
itiraf ediyorlar.
'■■* JUK Dersim, sf. 143-46

aşirete yönelik tedbirler için dahi, vilayet bu yolu önermek is-
tiyor.

Ya, vilayetin dediği kabul olunmalı, ya da benim önerdi-
ğim cezalandırma yapılmalıdır. Eğer, vilayetin dediği idare
sistemi kabul edilirse beni bu görevden almalısınız.'

Mutasarrıf, raporuna aynı tarihli Dersim Liva meclisi'nin
kararını da ilave etmiş. Bu kararın da özetini buraya almakta
fayda var: 'Hozat, Mazgirt, Kızılkilise ve Ovacık kazaları
halkı vergi vermeye yanaşmıyor. Bu tarihe kadar olan öden-
memiş vergiler 9073850 kuruştur. Bu da, Dersim'de öteden
beri isyan halinde bulunan Merkez kazasının Koç, Şam,
Resik, Kırgan, Yukan Abbasan ve Mazgirt'in Türüşmek, Yu-
sufan, Demenan ve Kızılkilise'nin Haydaran ve Ovacığın
Kalan aşiretlerine aittir.

Dersimliler koyunlarını yüzde on oranında yazdırıyor,
aşarı aynı oranda veriyorlar. Çok az vergiye mahsuben para
veriyor ve yarım itaat gösteren aşiretleri de kışkırtıyorlar. Bir
taraftan silahlarını artırıyorlar, bir taraftan her sene çevre ka-
zalardan on binlerce hayvanı gasbediyorlar. Cezalandırma ge-
rekli ve bu genel olmalıdır. Cezalandırılacak aşiretler; yukar-
da isimleri geçenlerle, bunların altında olan Ovacığın Arslan,
Beyt. Gew ve merkezin Bahtiyar, Aşağı Abbas, Ferhadan,
Karaballi ve Mazgirt'tin Hıran, Giyan, Kureyşan ve Alanlı
aşiretinden ibarettir. Bunların bir kısmı çiftçi olup, eli silah
tutan nüfus sekiz-on bin civarındadır.

Aşiretler birbirinden uzak ve dağınık durumdadır. Bunlar
hiç bir zaman birleşerek toplu bir halde hareketde bulunamaz-
lar. Her aşiret ayrı ayrı cezalandırılmalıdır. Birleşseler bile
cephaneleri çok azdır. Bunu harcadıktan sonra dışardan geti-
remezler. Hareket sırasında dışarı ile irtibat kurmada zorlana-
caklar, az olan yiyecekleri tükenecek ve baskı-kuşatma sonu-
cunda çaresiz kalıp silahsızlanma ve teslim olmayı kabul
edeceklerdir.

Bundan sonra ikinci kısım önlemler:

1- Yirmi-otuz kadar ağanın aileleri ile birlikte uzak böl-
gelere sürgüne gönderilmeleri,

2- Bazı önemli noktalara birer ve yarımşar taburluk
iki-üç kışla,

3- Geçit bölgelerinde büyüklü-küçüklü 3-4 karakol,

4- Hozat-Erzincan ve diğer iç yolların yapılması,

5-  İlk baharda 20 tabur asker ve iki batarya top gerek-
li. Vergi borcu alındığında hareket masrafı karşılanır.

6- Bu sancaktan 80000 altın gelir ümit ediliyor. Halen
50000 altın mümkündür.

7-  İlk baharda hareketin başlayacağı haberi, reislerin
dikkatini o mevsime çevirmiştir. Hareket olmazsa tamamıyla
şımaracaklardır.

8-  Bir dış sıkıntı ve askerin bu bölgeden uzaklaşması
halinde, Dersim'in halinin nereye varacağı kestirilemez.

9-  Cezalandırma sıkıntısı her gün biraz daha büyü-
müş, bu durum her zaman devlette mevcuttur'.

Dersim raporlarının dikkati çeken unsurlarından birisi de,
Osmanlının talan arzusu, vergi adı altında koparmak istediği
gelirdir. Askeri saldırılann temel nedenlerinden birisi de
budur. '80000 altın gelir ümit' edenler, istediklerini alamayın-
ca saldın yolunu tutuyor, ardındanda isyan var diyor. Gerçek-
te ise, isyan diye gösterilen hareketlere baktığımızda söz ko-
nusu olanın bir isyan değil, kendini savunma, saldınları
püskürtme ve direnme olduğu görülüyor. Yazışmalar sonu-
cunda önceden kararlaştırıldığı gibi harekete başlanır. Nazi-
miye'deki iki bölük tehlike altındadır. Dersimliler karşısında
dayanamamaktadır. Malatya redif taburu Nazimiye'ye gönde-
rilir. Pülümür aşiretleri de birlik yapmaya çalışmaktadır. 4.
Ordu Müşürü Zeki Paşa, Dersimlilerin Ermenilerle birlik ya-
pacağı ve sorunun daha da büyüyeceğinden korkmaktadır.
Nisan başından itibaren Koçan bölgesinde direniş başlar. Bir-
lik yönünde yapılan görüşmeler ürünlerini vermeye başlamış-
tır. 
"Mayıs başlarında Karaballi aşireîi(nden) Kangozade

Mehmet, Ferhat uşağı reisi Diyabzade Süleyman ve Diyap
Ağa Zeynozade Mustafa ve Alişirzade Kego ve Cemşit ile
İdare Hüseyin ve Seyit isimli reisler Kangozadenin evinde
toplandılar ve üç gün devam eden bir görüşmeden sonra hü-
kümete isyana ittifakla karar verdiler ve nasıl hareket ede-
ceklerini de kararlaştırdıktan sonra and içerek ayrıldılar"
(*). 10 Mayıs'tan itibaren direniş ve savunma şidetlenmeye
başladı. Hozat ve Elazığ arasındaki askeri haberleşme engel-
lendi, askeri erzağa el konuldu. Çemişgezek'ten Hozat'a gelen
posta engellendi ve eğer askeri yığınak devam ederse saldırı-
ların şiddetleneceği bildirildi. Daha sonra Savak karakolu ba-
sıldı ve silahlara el konuldu. Savak karakoluna yönelik baskı-
nı Karaballi aşireti yapmıştı. 18 Mayıs'ta Ferhadan, Koçan,
Semkan ve Resikan aşiretleri ittifakla Çemişgezeg'i bastılar.
Asker direnemedi. Dersimliler esir de alarak geri çekildiler.
Jandarmanın takip girişimi başarısız kaldı, ölü ve yaralı vere-
rek geri çekilmek zorunda kaldılar. Çemişgezeg'i basan aşiret
kuvvetleri Ekrek köyüne çekildiler.

Batı Dersim aşiretlerini harekete geçiren Neşet paşa'nın
saldırılarıydı. Koçan ileri gelenlerinden Bozan köyünden İs-
mail Ağa tutuklanmış, halkın yiyeceklerine el konulmuş, Der-
sim'e buğday girişi yasaklanmıştı. Dersimliler isteklerini bir
bildiri ile Osmanlı idaresine bildirdiler. "İsmailin yakalanıp
hapsedilmesi, erzaklar ile hayvanlarının askeri güçlerce alın-
ması, buğday ithalinin yasaklanması üzerine eşkıyalar cesa-
ret ve saldırılarını artırarak aşiret reislerinden ve fesat ve
eşkıyalığın elebaşılarından Kangozade Mehmet, Diyapzade
Süleyman, Zeynozade Mustafa, Alişirzade Cemşit, Müminza-
de Mehmet ve Kego imzaları ile Dersim mutasarrıfına gön-
derdikleri nota kılıklı bir mektupla, hükümetçe zorla alınan
zahire ve hayvanların ve İsmail'in bir haftaya kadar iade
edilmediği taktirde  aşiretleri  tarafından yapılacak daha

* Burhan Özkök. Osmanlı devrinde Dersim İsyanları, sf 9

başka türlü fenalıklardan sorumlu olmayacaklarını bildir-
mek suretiyle hükümeti ve tedip kuvvetleri komutanlığım teh-
dide yeltendiler'
'(*).

Bunun üzerine 4. Ordu komutanı askeri sevkıyatı hızlan-
dırdı. Gümüşhane ve Kelkit redif taburlarını Çemişgezeg'e,
Diyarbakır'daki altı nizamiye taburunu da Hozat'a sevk etti.
Dersim güçleri 19 mayıs'ta Kakber müfreze binasını kuşatıp,
kısa sürede silah ve cephanelere el koydular. Aynı gün Diyap
Ağa Çemişgezeg'e saldırdı ve Dersim güçleri askeri haberleş-
meyi sağlayan telgraf hatlarını işlemez hale getirdiler. Çatış-
malar giderek şiddetlendi, Ovacık ve Hozat kuşatıldı. Dersim
kuvvetlerinin direnişi karşısında tutunamayan Neşet paşa, 4.
Ordu komutanı ile haberleşerek yeni güçleri devreye soktu.
Yenihan, Zile, Erzincan, Refahiye, Tercan, Kiği, Arapkir, Er-
zurum'daki Karahisar, Koçhisar, Hamidiye taburları 1 Haziran
itibarı ile Dersim'e hareket etti. Hamidiye Alayı, Cibranlılar-
dan oluşan 36. Alaydı. Çatışmalar giderek şiddetleniyor,
fakat Osmanlı güçleri ilerliyemiyordu. Hozat yolunu dahi
açamamışlardı. 4. Ordu komutanlığı başarısızlık karşısında
General Mehmet Sami komutasında Erzincan, Refahiye, Kiği
yedeklerini de Dersim'e yolladı. 34. Hamidiye Taburu da ha-
rekete geçirildi ve Ovacığ'a ulaştı. Dersim'de büyük kuvvet
birikmişti. Askeri yığmağın devam edeceği söyleniyor, bu
yönde haberler dolaşıyordu. 2 Temmuz'da direnişe katılan
Abbasan, Bahtiyar, Karaballi ve Ferhadan reisleri göılişmeler
yaparak direnişten vaz geçtiler. Hükümetin bazı şartlarını
kabul edip, bir miktar silah da teslim ettiler.

Bazı aşiretlerin direnişten vaz geçmesi direnişi zayıflattı-
ğı gibi, askeri güçlerin cesaretini de artırdı. 17 Temmuz'da
General Neşet komutasında dört yandan saldırı başlatıldı. Sal-
dırıyı Pülümür'de General Mehmet Sami yönetiyordu. İlk
günde Dağbeg köyü işgal edildi. Çemişgezek, Hozat ve Ova-
cık'taki çatışmalarda direnişte gerilemeler başladı. Geri çekil-

* Burhan Özkök. age, sf. 11

me sırasında boşalan köyler, özellikle Koçan, Semkan, Laçin,
Yukarı Abasanlara ait köyler yakılıyordu. Çatışmalar Pülü-
mür'de de şiddetlendi, asker Aşkirige kadar ilerledi.

28 Temmuz'da Meşrutiyet ilan edildiğinden Savunma
Bakanlığı, "meşrutiyetin ilam sebebi ile Der sim'de kan dö-
külmesinin doğru olmayacağından, aşiretlerle anlaşmak su-
reti ile harekete son verilmesini emretti". Ancak, 4. Ordu bu
teklifi kabul etmeyerek saldırılara devam kararı aldı. Her yere
barış gelebilirdi ama, Dersim'e değil. Çevredeki Türk Beyleri
de sabırsızlanıyor, General Neşet'in rüşvet aldığını, bu yüz-
den hareketin başarıyla devam etmediğini, Dersim'in ezilme-
diğini söylüyorlardı. Neşet Paşa görevden alındı. Yerine Ge-
neral Mehmet Sami atandı. 4. Ordu komutanı değiştirilip,
Ferik Ali Paşa atanmıştı. Saldın Nazimiye yönüne genişletil-
di. Halk Haydaran'a sığındı. Saldırılar esasen Koçan, Semkan
ve Resikan üzerinde yoğunlaşmıştı. Koçan köylerinden gasp
edilen yüzlerce hayvan Çemişgezek beylerin
e verildi. Yine
de bunlar ikna olmuyor "intikam, intikam" diye telgraflar çe-
kiyorlardı. Yöredeki sunni Türk beylerinin Dersim'e yönelik
düşmanlığını 4. Ordu komutanlığı dahi kabul ediyordu(*).

Saldırı ile birlikte yazışmalar, görüşmelerde devam edi-
yordu. Haydaran güçleri dışında bütün Dersim'in boyun eğdi-
ğini, cezalandırıldığı rapor ediliyordu. Rapor ve önerilerde
General Ali'nin faaliyeti dikkate değerdir. Dersim'e boyun eğ-
dirmek için askeri-siyasi tedbirler öneren General esas olarak
şunları söylüyordu: Son askeri hareket hazır oluncaya kadar
idare siyaseti uygulanmalı, mümkünse aşiretler silahlarından
arındırılmalıdır. Bunun için aşiretler okşanmalı, güvenleri ka-
zanılman, barış yoluyla sorun halledilmelidir. Bu şekilde dav-
ranarak bazı ilerlemeler de gösterdi. Bazıları getirip silahları-
nı teslim ettiler. Babı Ali'ye iletilmek üzere rapor da
hazırlandı. Buna göre, gelecek ilk baharda yeniden harekete

* Burhan Özkök. age., sf. 19

başlanmalıdır. O zamana kadar mutasarrıflık görevini de üst-
lenen bir komutan Dersim'i idare etmelidir. Yerli memurlar
değiştirilmeli, yerlerine güvenilir kişiler getirilmelidir. Bu ra-
porlara da itiraz olunur. Sorun Meclise yansır. Dersim rapor-
larına yenileri ilave olur. Her kes bir başka tedbir önermekte-
dir. Adeta tedbir zenginliği yaşanmaktadır. Rapor verenler
arasında yarışma vardır. Neticede, 1909 Baharında yeniden
harekete başlanması karan alınmış, hareket esasında başarısız
kalmıştır. Yerel idareciler birbirlerini suçlamış, rüşvet, korku
gibi suçlamalar arasında; ordu da imkanlarının yetersiz oldu-
ğu, cephane ve öteki ihtiyaçların yetmediğini bildirmiştir. 908
hareketinde devlet köyleri yakmış, hayvanlara ve yiyeceklere
el koymuş ve fazla olmamakla beraber insan kaybıda olmuş-
tur. Bununla beraber, Ordu da çok sayıda yaralı ve ölü ver-
miş, önemli sayıda silah, cephane Dersimlilerin eline geçmiş-
tir. 1909 da yeniden başlamak üzere asker geri çekilmiştir.

1909 saldırısı için Babı Ali, 4. Ordu ve Vilayet arasında
yazışmalar yoğunlaşır. 909 saldırısında 4. Ordu Müşürü ola-
rak İbrahim Paşa diye birisinin öne çıktığını görüyoruz. İbra-
him Paşa, hareket için 800 mevcutlu yedi piyade taburu, iki
dağ bataryası, sekiz makinalı tüfek ve bir muharebe takımı is-
temiş, ayrıca 100000 liraya ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Va-
lilik ve Komutanlık arasındaki fikir ayrılığını engellemek için
de, askeri komutanın aynı zamanda Vali olmasını istemiştir.
Dersimlilerin ani bir saldırısından korkulduğu için önce
zaman kazanılmaya çalışılmış, tehdit, kandırma ve parçalama
siyaseti izlenmiştir. İlk başta dokuz tabur isteyen Paşa sonra
bunu 15 tabura çıkartmıştır. Görüldüğü kadarı ile yine de bir
çekingenlik ve korku vardır. Bunu İbrahim Paşa'nın Savunma
Bakanlığına yazdığı şifrede görüyoruz.
"Dersim meselesi bir
yüzyıllık süreklilik kazanmış bir yara ve alanı yaklaşık 250
saat mesafede 500 köyü ve 54 aşireti kapsayan büyük bir kı-
tadır. Burada yapılması gereken uygulama iki bölüme ayrılır.
I- Cezalandırma,

2- Islahat" (~k). Islahatı, günümüz türkçesine 'düzeltme
ve iyileştirme' olarak çevirecektim, fakat burdaki anlamını
vermiyor. Zira, 'ıslahatla anlatılan askeri tedbirlerin siyasi,
kültürel, demografik olarak devam ettirilmesidir. Buna sö-
mürgeleştirmenin tamamlanması da diyebiliz. Sonraları
bunun adı 'medenileştirme' oldu. Tüm sömürgeciler işgal et-
tikleri yerlerde yaptıklarına, yerli halkın köleleştirilmesine,
her şeyin talan edilmesine bu ismi veriyor. Osmanlı da bu
kavramı kullanmaya başlamıştır.

Daha önce faaliyetinden bahsettiğimiz General Ali'de ra-
porunda aynı görüşleri tekrarlamıştı: "Dersimde güvenliğin
devamlı bir şekilde istikrarı için eşkıyalığın silah kuvveti ile
ortadan kaldırılması ve fakat aynı zamanda adliye, eğitim ve
bayındırlık işlerinin düzeltilmesi ve
halkın bu şekilde mede-
nileştirilerek refaha kavuşturulması"
m
(**) istiyordu. Yaz
ortalarına kadar saldın için hazırlıkları zor tamamlarlar. Tam
bir saldırı da düzenlenemez. Söylendiğine göre 35 aşiret hü-
kümete bağlılıklarını bildirir. Hedefte Demenan ve Haydaran
vardır. Pülümür yönünden Pancıras köyüne kadar olan bölge
işgal edilir. Demenan-Haydaran kuzeyden ve güneyden, kıs-
men doğudan kuşatılır. Teslim olunması için haber gönderilir.
Demenan ve Haydaranlar teslim olmayı kabul etmezler ve ça-
tışma başlar. Haydaran üzerine 25 Ağustos'ta yedi tabur, bir
mitralyöz(makineli) bölüğü ve bir buçuk dağ bataryası ile gi-
rilir. Şiddetli çatışmalar olur. Köyler ve tarlalar yakılır. Bel-
gelerin yazdığı doğruysa Haydaranlarm 100 kadar kayıbı var-
dır. Ordu her zaman yaptığı gibi talan ve çapula devam eder.
2000 kadar hayvanı zorla alır. İşgal kuvvetlerinden de bu
beklenilir. 'Medenileştirme'nin rakamlarla ifadesi bu olsa
gerek. Sonunda Haydaranlar da bağlılıklarını bildirir.

Haydaranlara karşı saldırıda kazanılan kısmi başarıyı ol-
dukça büyütürler. Adeta övünürler. Sanki imkansızı elde et-

*Dersim, sf. 159-60

* Burhan Ozkök. age. sf. 24

mislerdir. Dersim'in askeri ve siyasi ağırlığını, Osmanlının
buraya verdiği önemi anlamak bakımından Haydaran çatış-
masının nasıl değerlendirildiğine bakmak gerekir.
"Altmış
yıldanberi içerisine hiç bir hükümet tesiri ve asker ayağı gir-
memiş olan bu aşiret havzası gayet sarp ve dik kayalıklarla
çevrili olup, derin dereler ve yüksek tepelerden meydana gel-
diğinden Dersim'e karşı şimdiye kadar yapılan hareketlerin
hepsinin dışında kalmış ve Haydaranlı ismi yenilmez ve ara-
zisi zaptedilmesi imkansız olarak tanınmıştı''(*) Dersim
karşısında kazanılan ufak galibiyetlerden dahi zafer sarhoşlu-
ğuna kapılan Türk rejimi 2 Eylül'de geri çekilir.

1909 saldırısı da aslında başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Dersim'in yan bağımsızlığı devam etmektedir. Dersimliler
Meşrutiyet dolayısıyla ilan edilen aftan yararlanmak istemek-
tedir. Elazığ valisi Mehmet Ali Bey Dersim mutasarrıflığına
yazdığı 8 Aralık 1909 tarihli resmi mektupta şöyle diyordu.
Dersim karışıklığında yakalanması gereken kişilerin sayışı
26'dır. Koçanlardan İdare, Maksudanlardan Kasım oğlu Mun-
zur, Laçinanlardan Aydın oğlu Ağa, Abasan ve Ferhadanlar-
dan Kahraman, Diyapzade Süleyman ve oğlu Kör Alo, Aba-
sandan Seyit Ağa ve Seyit Alişar, firardaki Karaballilerden
Kangozade Mehmet ağa ve Hir oğlu Ahmet'in affı mümkün
değildir. Koçanlardan Koç oğlu İdare, Maksudanlardan
Kasım oğlu Munzur ve Laçinanlardan Aydın oğlu Timur
idam edilmelidir. Bu üç kişinin idamı Dersim'in cezalandırıl-
ması ve ıslahatında güzel tesir yapacaktır.

Dördüncü ordu Müşürü İbrahim paşa ise 23 Aralık 1909
tarihli resmi mektubunda bu görüşe karşı çıkar. Ona göre,
tüm Dersim suçludur. Birkaç kişinin idam edilmesi hiç bir
olumlu tesir yapmaz. Çünkü, Dersimliler yaradılıştan vahşi-
dirler. Askeri yolla sonuca gidilemez. Aksine idamlar intikam
hislerini kışkırtır. Tek yol halkı hükümete ve kanuna emin
hale getirmektir. Bunun için; 1- Önce bütün Dersim temize çı-

*JUK Dersim, sf. 160-61, abç

kartılmalıdır, 2- Maddi ihtiyaçlarını kolayca karşılamaları
için koşulları hızla oluşturmak, 3- İçerde biriken askerin tesiri
ile ne çok gevşek ve nede aşırı gitmeden gayet adil olarak ve
gerektiğinde şefkatli davranarak bu bölge halkını idare
etmek, 4- Firarde gösterilen Kangozade Mehmet, Hir oğlu
Ahmet Ağalar Dersim'de yanıma gelmiş ve bağlılık göster-
mişlerdir. Çekinmeleri affedilmemelerinden ileri gelmektedir.
Bu endişe tüm Dersim halkında vardır. Af tüm Dersim'e uy-
gulanmalı ve idamı istenen üç kişi idam edilmeyerek, başka
bir ceza verilmelidir. Cemşit ve Diyap ağalar da Saraya ve
Başbakanlığa baş vurarak aflarını dilemişlerdir.

Askeri saldırılarda istediğini alamayan Osmanlı idaresi,
parçalama ve oyalama taktiğini gündeme getirir. Ermeni hal-
kının hareketliliği, Balkanlar ve Kafkaslar'daki gelişmeler
Dersim'e daha fazla askeri yığmak yapmayı engellemektedir.
1910'da çıkan anlaşmazlıklar 'af yoluyla' hallediliyor. 1911'de
Pulemuri'de direniş başlıyor ve Haydaran bölgesine kadar ge-
nişliyor. Keçel, Haydaran, Bal, Lolan ve Abbasan aşiretlerine
yönelik askeri hareket düzenleniyor. Dersim iki ay direniyor.
Danzik, Dağbeg, Gurk, Zımek ve başka bazı köyler yakılıp
tahrip ediliyor. Görüşme sağlanıyor ve asker geri çekiliyor.
Devlet başarısız kaldığı her ortamda 'idarei maslahat' yoluna
baş vuruyor. 1912'de Dersim direniş halindedir. Dersim'in et-
kisi genişlemektedir. Ancak, Balkan harbi patlak vermiştir.
Hükümet ciddi bir müdahalede bulunamaz. Görüşme ve oya-
lama taktiği ile zaman kazanmak ister.

"1914'te Kırgan aşireti, Sin nahiye Müdürünü nahiyeden
kovuyor. Bu vaziyet hükümet nüfuzunu halelder ettiğinden
Kırganlılarla sınırlı bir hareket yapılıyor. Kâv(Gew-bn-),
Arşları, Bezgar ve Yukarı Abbas ve Bahtiyar uşakları aşiret-
lerinin yardımları ile Sin köyü civarında yapılan müsademe-
de aşiret reisi Süleyman ağa(bugün de aynı adamdır) vurul-
muş olduğundan aşiret mensupları ile beraber (hükümete)
sığınmışlardır. Bu olayda Yukarı Abbas uşağı reisi Seyit

Rıza başlangıçta Kırganlılara yardım vaadinde bulunuyor.
Fakat hareket başlayınca hükümet kuvvetlerine katılıyor. Bu
olay Kırganlılar ile Yukarı Abbaslılar arasında uzun süre
gerginlik yapmıştır. Bugün dahi bu gerginliğin izlerine tesa-
düf mümkündür{-k). Sonraki yıllarda Kargan ve Abbasan ara-
sındaki çelişkinin derinleştiğini biliyoruz. Osmanlı ve TC bu
çelişkiden sürekli yararlanıyor. Bu durumun 37-38 direnişin-
de çok olumsuz rol oynadığını, adeta Dersim'in kaderinde be-
lirleyici olduğunu görüyoruz. Elbette yalnızca Kırgan-Abasan
çelişkisi değil, öteki çelişkilerde Türk rejimi tarafından kulla-
nıldı. Bu duruma aşiret halinde yaşamanın, aşiret kimliğinin,
halk ve ülke bilincinin oluşmamasının, modern bir önderliğe
ve örgüte sahip olmamanın sonuçlan da diyebiliriz. Ancak,
burda Seyit Rıza için get
irilen "hükümet kuvvetlerine katıldı-
ğı " iddiasının ne kadar doğru olduğunu bilemiyoruz. Kırgan-
lıların Sin üzerine yaptıkları hareketde, Seyit Rıza'nın tarafsız
kaldığı söyleniyor.

1. Dünya savaşma kadar kısmen sessiz kalan Dersim, sa-
vaşla birlikte hareketlenir. Savaşın doğurduğu yeni ortamda
Dersimliler siyasi hedeflerine, 'bağımsızlık' hedefine ulaşmak
istemektedir. Yalnız, 'bağımsızlık' isteminin ne kadar örgütlü
ve programlı olduğunu tam olarak bilemiyorum. Böyle bir ta-
lebin doğal olduğu dönemin özellikleri dikkate alındığında
kabul edilebilinir. Ki resmi belgeler de bu'yönde gürüş belir-
tiyor. Dersim'i, Osmanlı yönetimi de askeri stratejisinde hesa-
ba katmaktadır. Rus saldırısında Dersi inlilerden yararlanmak
ve onları cepheye sürmek istemekte, eğer saldırı karşısında
gerileme başlarsa Dersim'in gerisine çekilerek, Dersim'in Rus
saldırısını Bingöl'den-Sivas hattına zorlayacağını, yer yer en-
gelleyeceğini hesap etmektedir. Ruslann da Dersim'i hesaba
kattıklan ve siyasi-askeri ilişki geliştirmek istedikleri görülü-
yor.
"Çarlık Rusyanın harpten evvel ve sonra ve harp başlan-

* JUKDersim, sf. 161-2

gıcında yaptığı gibi bazı vatansızları Dersime göndermesi
ile Dersimliler isyana teşvik etmişlerdir. Bunlar; bu sırada
yapılacak bir isyan ile Ruslar memnun edilirse cepheye yakın
olan Dersimin Ruslar tarafından işgali üzerine Dersimlilere
bağımsızlık verileceği propagandası ile cahil halkı ve bilhas-
sa Şarki Dersim halkını kandırmayı başardılar'
'(*). Ermeni-
ler ise Dersim'i ittifak yapacakları güçler arasında değerlendi-
riyor, bu yönde hazırlık yapıyorlardı. Aynı dönemde
Dersim'in çeşitli ittifak arayışlarına girmesine rağmen, esas
olarak bağımsız tavrını koruduğu, güç biriktirdiği ve siyasi is-
teklerini hayata geçirmek istediği görülüyor.

Savaşın ilerlemesi ile birlikte Osmanlı ordusu fazla daya-
namadı, "2. Ordu Dersim ve Bingöl dağlarından Harput ve
Diyarbakır'a çekil''di(**). Nuri Dersimi'nin belirttiğine
göre, Dersimliler ve Ermeni-Rus kuvvetleri birbirine yanaştı-
lar. Dersim adına Alişer ile Ermeniler arasında Antlaşma da
imzalandı. Ancak, Ermenilerin "Büyük Ermenistan"
talepleri
ve buna Dersim'i de katmak istemeleri yüzünden, bu Antlaş-
ma bozuldu(**'A').

1. Dünya Savaşı ve sonrasındaki gelişmeleri, Dersimlile-
rin Ermeni soykırımı karşısındaki tavn, savaşın içinde kuru-
lan Dersim Hükümeti ve bunun Osmanlı ile Kürt Hamidiye
Alayları tarafından yıkılışı, Ruslara karşı direniş ve karşı sal-
dırı, Osmanlının saldırı girişimleri bakımından incelemek ge-
rekiyor.

1915 Ermeni sürgün ve jenosidinde Dersimliler esas ola-
rak Ermenileri koruyorlar. Ancak, bazı yerlerde sürgüne karşı
çıkmadıkları, sessiz kaldıkları görülüyor. Ermeni sürgünü so-
nucunda, geri kalacak mal ve mülke sahip olma arzusunun
yer yer etkili olduğu söylenebilir. Kaldıki, Dersimlilerin zaten
Osmanlı ile başlan dertedir. Buna rağmen önemli sayıda Er-

* Burhan Özkök,, age, sf. 35

** Süleyman Kocabaş, Türk- Rus Mücadelesi, sf. 397

*** Nuri Dersimi, age. sf. 80-2

meni kurtarılıyor ve Ermenistan kuvvetlerine kavuşturuluyor.
Nuri  Dersimi,  "1915-1916 yıllarında çevre vilayetlerden
Dersim'e gerek iltica ve gerekse Dersimliler tarafından kur-
tarılıp getirilen Ermenilerin sayısı 36. 000 olduğunun bizzat
şahidiyim. Bu Ermeniler uzun müddet Dersim'de korunduk-
tan sonra Rusların Erzincan vilayetini işgalleri sırasında
yine Dersimlilerin koruması altında Rus kuvvetlerine katıl-
mışlardır"^) diyor. Kazım Karabekir de, Dersimlilerin Er-
menileri koruduğu görüşündedir. "Tehcir esnasında Harput,
Arapkir, Eğin vesâireden bir çok Ermeni Dersim'e firar etmiş
ve aşiretler tarafından uzun müddet himaye olunduktan
sonra Rusya'ya aşırılmış ve Harbin devamı müddetince bu
aşiretler Türkler aleyhine Ermeni komitelerine yataklık, kıla-
vuzluk etmişle rdir"(ick).

Dersim'in Ermeni jenosidine ortaklık yapmaması, aksine
elden geldiğince Ermenileri koruyup kollaması hakkında Er-
meni ve Kürt kaynaklarında başka belgelerde var. Ermeni
katliamında izlenen yolun esası şuydu. Kitleler halinde yola
çıkartılan Ermeniler dağlık ve derin vadili bölgelerde toptan
kılıçtan geçiriliyor, bu durum açığa çıktığında da "eşkiya
yaptı" deniliyordu. 26 Haziran 1915 tarihli İçişleri Bakanlı-
ğından Elazığ
Valisine çekilen telgrafta "Koruma altında Er-
zurum'dan gönderilen Ermeni kafilelerinin Dersim eşkiyası
tarafından yolları kesilerek öldürüldükleri. Dersimlilerin bu
şekilde art ardına sürüp giden cinayetleri kesinlikle uygun
olmayacağından gelen kafilelerin dokunulmazlıklarının sağ-
lanması için tedbirlerin acilen alınması "(irk-k)  
denilerek
Dersimliler de katliamdan sorumlu gösteriliyor. Gerçeklerin
farklı  olduğunu,  Dersimlilerin  Ermenilere  kucak açtığını

* Nuri Dersimi, age. sf. 34

** Kâzım Karabekir, Kürt Meselesi, sf, 88, Emre Yay. '94

*** Kcımuran Gürün. Ermeni Dosyası, sf. 286. Bilgi Yavınevi

'88

resmi görüşte yayın yapanlar da kabul ediyor. "Bilinci Dünya
Harbi'nin etkilerinden kurtulmak için Rusya'ya giden Doğu
Anadolu'daki Ermeniler'in bir kısmı Tunceli'ye yerleşmeyi
uygun bulmuş ve gitmek istememişlerdir.
"(*) Elbetde tüm
Dersimlilerin olumlu davrandıklarını, bazı saldırıların olma-
dığını söylemiyoruz. Dediğimiz, katliama uğrayan bir halka
zor anda sahip çıkılması, korunmasıdır. Ki, Ermenileri koru-
manın cezası da sürgün ve ölümdü.

Dersimlilerin Ermeni jenosidinde Türk rejimine ortaklık
yapmamaları ve aksine önemli sayıda Ermeniyi kurtarmaları,
sonraki yıllarda da Türk rejimi tarafından unutulmamış, saldı-
rının gerekçeleri arasına yazılmıştır.

1916'da Osmanlı Ruslar karşısında Ordusunu geriye çek-
mişti. Dersimlileri kendi çizgisine çekemeyince, daha fazla
kuvvetlenmelerini engellemek, belki de Rus ve Türk kuvvet-
leri arasında ezmek için yeniden saldırdı. Hareketi Yarbay
rütbesi ile Galatalı Şevket diye birisi yönetiyordu. Saldırıya
Palu gönüllüleri ve Hamidiye Alayları, askeri birliklerle bir-
likte katıldı. Dersimlilerin direnişini, Rus saldırısından daha
tehlikeli gördüklerini belirtirsem, saldırının kapsamı anlaşılır.
"Ordu., bazı yurt hainlerinin fesadı ile meydana gelen bu is-
yanı cephedeki düşmandan daha tehlikeli görerek taze ve
kuvvetli bir tümenini bu isyanın bastırümasma ayırmıştı(**).

Saldın Mart başında başladı ve yaklaşık iki ay Mazgirt-
Nazimiye ve Pertek ağırlıklı olarak yürütüldü. Yine köyler
yakıldı, Ermenilerden yakalananlar sürgün edildi. Ordu da ka-
yıplar verdi ve Mayıs ayı ile birlikte geri çekilmek zorunda
kaldılar. Dersindiler Nazmiye, Mazgirt merkezlerini işgal et-
tiler, telgraf haberleşmesi kesildi, Ordu fazla ilerleyemedi.
Nuri Dersimi'nin belirttiğine göre, Dersim direnişi karşısında
dayanamayacağını anlayan Hükümet, Elazığ Valisi Sabit ve

* Yılmaz Akbulut, Bingöl Tarihi, sf. 268, TC.

Kültür Bakanlığı '95
** Burhan Özkök, age, sf. 37

Hozat Kaymakamı Diyarbakırlı Cemil Paşa oğlu Ziya aracılı-
ğıyla anlaşma önerisi yaptı. Daha sonra 11. Ordu kumandanı
Ahmet İzzet Paşa da görüşmelere katılarak savaştan sonra
Dersimlilerin isteklerinin kabul edileceğini söyledi(*). Bu
sırada Diyarbakır'da olan Mustafa Kemal de, hareketi yakın-
dan takip etti. 16. Kolordu Kumandanı ve Tuğgeneral rütbesi
ile 2. Ordu Komutanlığı'na verdiği 10 Nisan 1916 tarihli ra-
porda şöyle diyordu:

"Palo Bölgesi:

Bölgede Diyarbakır'dan, Lice'den, Palo'dan ve Har-
put'tan getirilen, sayıları bini geçen milis ve jandarmalardan
kurulu müfrezeler bulunmaktadır.

29 Mart 1916'da Dersim asileri, Peri suyundan Palo'ya
iki saat mesafeye kadar tahribat yaparak ilerlediler. 3 Nisan
1916'ya kadar olan çatışmalarda, asiler 100 kadar ölü ver-
miş, kalanları kamilen tenkil edilerek Peri suyunun kuzeyine
atılmıştır. Müfrezelerimiz Palo'nun 30 km kuzeyi, Çolik'in 50
km batısında adı geçen istikameti koruyacak surette bilfiil ve
Golan hattında Peri kıyısında gereken emniyet tedbirlerini
almışlardır.''(**) Bu çatışmalarda Palo gönüllüleri önemli
rol oynadılar. Palo Belediye Reisi Komutasında 200 gönüllü
askerin önünde yürüdü ve aktif çatışmalara katıldı.(***)

Rus saldırısı Erzincan'a dayanmıştı. Osmanlı rejimi, Der-
sim'i Rus saldırısında hesaba kattığından, mümkün olduğunca
bol vaatlerde bulunmaya başlamış, savaştan sonra herşeyin
hal olacağını söylemeye başlamıştı. Ruslara karşı bazı Der-
sim aşiretleri (Balaban aşireti reisi Gül ağa gibi) Türk ordusu
ile birlikte karşı koydular. Ancak, kısa sürede yanıldıklarını
anladılar. Türk ordusu geri hatlara çekilerek, Dersimlilerle

* Nuri Dersimi, age. sf. 77

** Aktaran Şevket Beysanoğlu, Diyarbakır Tarihi, Cilt. 2, sf.

781. Diyarbakırı Tanıtma Yayınları- '90

*** Burhan Özkök. age, sf. 40- 48

Rusları karşı karşıya bıraktılar. Bu dönemde. Dersim, Ermeni
ve Rus kuvvetleri arasında görüşmeler oldu. Erzincan'a kadar
bölgeyi ele geçiren Ermeni-Rus kuvvetleri, Detsim'e gireme-
diler. Dersim'de yerel bir hükümet kuruldu. Rusya'da gerçek-
leşen devrimle birlikte Rus ordusu geri çekilme kararı aldı.
Ermenilerin taşkınlıkları. Büyük Ermenistan planı, Rus Ordu-
sunun işgalci karakteri, Dersimlilerle uzun süreli bir antlaş-
mayı mümkün kılmadı. Erzurum'a kadar olan bölgeyi Rus
Ordusundan temizleme işini esasen Dersimliler gerçekleştir-
di. Seyit Rıza bizzat Erzincan Hükümet konağına yerleşti.
Ovacık'ta zaten yerel bir Hükümet vardı.

1. Dünya Savaşı'nda Dersimlileri yakından ilgilendiren
konulardan birisi de, Bektaşi Çelebi Cemalettin Efendi'nin
önderliğinde kurulan Mücahidin Alayları'dır. Osmanlı yöneti-
mi Ruslar karşısında zorlanacağını, yöredeki milli hareketle-
rin gelişme ihtimalini değerlendirerek Alevi-Bektaşi halkın
harekete geçirilmesinin yolu olarak, Cemalettin Efendi'yi bi-
linçli olarak seçti. Bu seçimde daha çok Dersim Alevileri he-
deflenmişti. Dersim'de önemli bir silahlı güç vardı. Savaşın
yürütüldüğü bölgede sınır hattı haline geliyordu. Dersim ve
Osmanlı arasında kısmi çatışma vardı. Bu çatışmanın büyü-
mesi ihtimali ve nihayet Dersim'in Milli istekleri vardı.

Cemalettin Efendi, Dersimlileri kazanmanın yolu olarak
bu savaşa,
"din savaşı" dedi. Ancak, bu gerekçenin inandırıcı
yanı yoktu. Osmanlı yönetimi 1514'den beri Aleviliğe karşı
savaş içindeydi. Alevi kırımları sistemli hale gelmişti. Os-
manlı ile birlikte bir din savaşı mümkün değildi. Dersimliler-
le bu gerekçe ile ortaklık kunnak mümkün olmadı. Dersim
milli isteklerini öne sürdü. Neticede, Osmanlının beklediği ol-
madı ve Cemalettin Efendi eli boş döndü.(*)

Burda Bektaşiliğin rolüne değinmek gerekiyor. Yalnız bu
değerlendirme Hacı Bektaşi Veli'nin görüş ve davranışının

* M. Nuri Dersimi, age. sf. 69-75

değerlendirilmesi değildir. Hacı Bektaşi Veli'nin ölümünden
sonra, Bektaşilik ve onun kurumlaşması anlaşılmalıdır. Kısa-
ca şu söylenebilir. Bektaşilik, Osmanlı şeriatı içinde bir tari-
kat olarak varlığını sürdürmüş, hatta Osmanlı ordusuna pirlik
yapmıştır. Tarihsel anlatımı bir kenara bırakarak, Mücahidin
Alayları gerçeğine bakmamız gerekiyor. Cemalettin Efendi,
Padişahın, İttihat-Teraki'nin emireri haline gelmiştir. Kendisi,
İstanbul'a yaptığı ziyaret vesilesi ile şöyle demektedir.
"İstan-
bul'a gelişim yanlış anlaşılmıştır. Oysa ki amacını Meşruti-
yet'e ulaşmamız nedeni ile sevgili Padişahımızın yüce ayak
tozlarına yüz sürüp kutlamak idi. "(*) Osmanlı ile böylesine
içli dışlıolan, bir din adamından çok emireri gibi davranan bi-
risi ile Dersim Aleviliğinin ittifak yapması mümkün değildir.

Dersimlilerin bağımsız tavrını, bunun nedenlerini, milli-
demokratik istenmlerini dikkate almadan, Dersim Alevileri-
nin "cepheden tefraa"sından(**) bahseden N. Birdoğan, en
hafif deyimi ile gerçekleri tersyüz etmektedir. Osmanlı ordu-
su cepheyi geri çekiyor, savaş içinde Dersimlileri Ruslardan
"daha tehlikeli" görerek saldırılar düzenliyor. Ruslara karşı
savaş adı altında. Ermeni halkını katlediyor, böylesi bir sava-
şa "cihat" gerekçesi ile katılmak ancak sömürgecilere, katli-
amcılara yaraşır. Ruslara karşı direnişte ise Dersimliler önde-
dir. Unutmamak gerekir ki, Rus ordusu Dersim'e gireme-
miştir. Dersimliler, Ermenilerle, onlarla ittifak halindeki Rus-
larla görüşmüş, milli haklarını almaya, korumaya çalışmışlar-
dır. Aynı dönemde, Osmanlılarla da görüşmeler olmuştur.

1916 Temmuz'unda Rus-Ermeni kuvvetleri Erzincan'a
girdiler. Türk ordusu Kemah hattına kadar çekilmişti. 1918
Şubat'ına kadar da Türk ordusu ortada görünmedi. Cephe
Dersimlilere kalmıştı. Ruslar bir-iki defa Ovacık ve Pülümür

* NNejat Birdoğan. Çelebi Cemalettin Efendi'nin Savnmasi,

sf. 46, Berfin Yay. '94

** Nejat Birdoğan, age, sf. 19

üstünden Dersim'e girmeye çalıştılarsa da esas olarak başarılı
olamadılar. Erzincan'a geri çekilmek zorunda kaldılar. Der-
sim kuvvetleri görüşmelerde Ruslara Dersim'e giremiyecekle-
rini bildirdiler. Ermenilere de mümkünse karşılıklı haklara
saygı temelinde bögeyi kontrol etme ve birlikte idareyi öner-
diler. Hatta, müslüman Türk halkının güvenliğini de Dersim-
lilerin Erzincan ve çevresinde koruduğunu söylersem, abart-
ma olmaz. Ekim Devrim'inin ardından Rus ordusu geri
çekilme kararı aldı. "Cephede, 1917 yılı Aralık ayında, Rus-
lar, siperlerimiz önüne bildirgeler koyarak hiçbir düşmanlık-
ları olmadığını ilân etmişlerdi'
'(*)Osmanlı ordusu bu tari-
he kadar yerinde saymıştır. Dersimliler ise, Erzincan'a gelmiş
Rusların boşalttığı alanda güvenliği korumak için mücadele
etmişlerdir.(-A-*) Erzurum'a kadar bölgeyi ilk alan da Dersim
kuvvetleridir. Ruslar geri çekildikten sonra Ermeniler bölge-
ye tek başına hakim olmak istemişler, bunu başaramayınca da
geri çekilme sırasında Türk ve Kırmanc köylerine karşı baskı-
ya, yer yerde katliama baş vurmuşlardır. Bu durum Dersimli-
ler ile Ermeni kuvvetlerinin arasını iyice bozmuşrur.(***)
Bölgede Halit Bey diye bir Türk subayı vardır. Seyit Rıza ile
birlikte hareket eder. Osmanlılar Dersimlilerin milli istekleri-
ni savaş sonrasında kabul edeceklerini söylerler. Zaten fiilen
Dersim hükümeti iş başındadır. Türk ordusu gelmeden, Erzin-
can, Mamahatun, Erzurum Rus ve Ermeni kuvvetlerinden
alınmışur.(****)

Erzurum'a kadar olan bölge Rus-Ermeni kuvvetlerinin
elinden alınınca Seyit Rıza Erzincan'a yerleşti. Hükümet Ko-

*Ali Kemali, Erzincan, sf. 108-103, Kaynak Yay. '92
** Nuri Dersimi, age. sf. 83

*** Nuri Dersimi, Age. Sf. 83-84, Yaşar Kalafat, Şark Mese-
lesi Işığında Şevli Sait Olayı, Karekteri. Dönemindeki iç Ve
Dış Olayları, Sf 93-94. Boğaz içi Yay. '92

nağmda kalıyordu. Adeta bir Türk-Kırmanc ortak yönetimi
kurulmuştu. Türk yönetimi durumunu düzeltince eski tutumu-
nu değiştirdi. Seyit Rıza ve Alişer Hükümet Merkezini Ovacı-
ğa aldılar. Bu durum 1919'a kadar sürdü. Ta ki Hamidiye ko-
mutanı Cibranlı Halit'in saldırısına kadar.

Türk Hükümetini yeniden Ovacık'ta kuran Cibranlı
Halit'dir. Nuri Dersimi'nin söyledikleri de bu yöndedir.
"Her
fırsattan yararlanmayı bilen Türkler, Kurt Halit sayesinde
Ovacık bölgesi aşiretlerinde var olan sessizlikten de faydala-
narak, Ovacık'ta bu Kürt komutan sayesinde yeniden bir Türk
kaymakamlığı oluşturmayı başarmışlardı" (+). Bu dönemi
ve meydana gelen gelişmeleri Koçgiri Ayaklanması içinde
değerlendirmek gerekiyor. Koçgiri Ayaklanma ve Direnişine
giden yolun önemli kilometre taşlan 1918'den itibaren geçil-
meye başlanmıştır.

Nuri Dersimi, age. sf. 84