Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

image010Turk Basininda Kisaca “Nineler Cetesi” Olarak gecen Emine Kiyancicek’in Anlatimi

Kaynak: Ozgur Politika gazetesi 22.5.2006



Dersim katliamını da yaşayan 83 yaşındaki Emine Kıyançiçek, ‘yardım ve yataklık’ yaptığı gerekçesiyle 2 yıl 6 ay cezaevinde kaldı.

Dersim isyanını da yaşayan 83 yaşındaki Emine Kıyançiçek 2001yılında ‘PKK’ye yardım ve yataklık etmek’ iddiasıyla 2 yıl 6 ay cezaevinde kaldı. “Bu savaş artık bitsin” diyen Emine Kıyançiçek, 2001 yılında Dersim’in Uzuntarla köyünde Fatma Sevür (75), Yemiş Altuntaş (68), Güllü Çelik (68) ve Ali Hıdır (65) adlı kişilerle birlikte gözaltına alınmıştı. Malatya 1 No’lu DGM’deki yargılamaları sonucunda ‘PKK’ye yardım ve yataklık etmek’ iddiasıyla 3 yıl 9’ar ay hapis cezasına çarptırılmıştı. 2 yıl 6 ay cezaevinde kalan yaşlı insanlar, Ağustos 2003’te şartlı tahliye edildiler. Türkiye tarihinde ilk defa bu yargılamada Emine Kıyançiçek için Kürtçe tercüman kullanıldı.

Emine ana, Dersim İsyanı sırasında tanık olduğu trajediye ilişkin anılarını, tutuklanma sürecini ve yaşadıklarını gazetemize anlattı.

Dersim İsyanı sırasında yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

O dönem ben 13-14 yaşlarındaydım. İlk olarak Tülük karakolu basıldı. Çünkü ordaki askerler kadınlara tecavüz etmişlerdi. Annem, babam ve kardeşim vuruldu, ben cesetler altında kaldığım için kurtuldum. Babam da cephede savaşıyordu. Zaten babamın vurulmasıyla Dersim İsyanı da son buldu. Babamın adı Qeme Ciwekes’tir. Dersim’in kahramanlarından biriydi. Dedem de Çanakkale cezaevinde öldü. Halk kırımdan geçirildikten sonra da sürgün başladı. Aç kaldık, susuz kaldık, yaralarımıza kurtlar girdi.

Ben de yedi yıl sürgünden sonra köyüme dönebildim. Askerler ilk eşimi öldürdüler, sonra ikinci evliliğimi yaptım. İkinci eşim de vurulmuştu ama yedi kurşun yarasıyla kurtulmuştu.

80 binin üzerinde insan katledildi. Sadece babamların köyünde tümden öldürülen 12 aile vardı. Parmakla sayılabilecek kadar insan, benim gibi cesetlerin altında kalarak kurtuldu. Devletle işbirliği yapan aşiretlere birşey olmadı ve katliamı yaşamadılar. Direnenleri ise, kadın, çocuk yaşlı, demeden öldürdüler. Aşiret reisleri idam edildi. Evler yakıldı. İnsanları geceleri topladılar. Marçik, Harçik, Laç derelerine atıp öldürdüler. Devlete teslim olanları da öldürdüler ve cesetlerini yaktılar. Şimdi ikinci bir sürgünü, katliamı yaşıyoruz. Şimdi mesele bir kimlik meselesidir.

Peki siz bu yaşınızla 2001 yılında neden tutuklandınız?

Bizim çocuklara ekmek veriyorduk, şeker veriyorduk, sigara veriyorduk, elbise veriyorduk. Suçumuz buydu, başka da bir suçumuz yok. İki kişi teslim olmuş, ismimizi vermişler, ekmek verdik diye.

O zaman Yargıtay 9. Daire Başkanı “davanızdan vazgeçerseniz, yardım ve yataklık yapmazsanız sizi içeri atmam” dedi. Biz de “davamızdan vazgeçmeyeceğiz, biz suç işlemedik. Yine gidip köyümüzde yaşayacağız. Yine ekmeğimizi, suyumuzu ve şekerimizi vereceğiz” dedikten sonra, bize 3 yıl 9 ay ceza verdi.

‘Nineler çetesi’ ismini bundan dolayı mı söylediler?

Evet biz yaşlılar bunları yaptığımız için, bu ismi takmışlar. 38’i yaşadık, o kadar insan katliamdan geçirildi, idam edildi. Ama şimdi gençlerimizin ölümü bize daha zor geliyor. İçimiz kan ağlıyor ama bir şey yapamıyoruz. Gözyaşlarımızı içimize akıttık. Kardeş kardeşi niye vursun? Bu savaş bitsin artık.

Cezaevinde neler yaşadınız?

Cezaevinde siyasi koğuşta kalıyorduk. Siyasi olduğumuz ve yaşlı olduğumuz için, tutuklular tarafından bize çok değer veriliyordu. Bir gün Elazığ’a hastaneye kontrole götürdüler. Ben şeker hastasıyım, sıcak havalarda su içmem gerekiyor. Askerler yolda durdular. Su içip, elini-yüzünü yıkadılar. Ben kaç kere su istedim ama bana vermediler. Elazığ cezaevine ulaştığımızda, askerlerin komutanı bir bardak su bana verdi. Ben de almadım. Dedim ki, “yolda sabahtan beri sizden su istiyorum vermediniz, şimdi cezaevine gelmişim, burda mı su içeceğim” dedim.

Yine hastanede koridorda yürürken, kadın gardiyan beni itti ve düşüyordum. Bir genç tuttu beni. Cezaevine gittikten sonra, olayı dilimi bilen bir tutukluya anlattım. O da bana yapılan hakaretten dolayı, gardiyanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

ÖZCAN BOZOĞLU

 

Egeli Dersim sürgünleri

Müslüm Yücel
Mavi Sürgün 3
04-10-2001


Kürtler Ege’ye yabancıi değgiller. İIskan kanunlarıi çıiktıiktan sonra Kürtlerin ilk geldiğgi yerlerin başsıinda Ege geldi ve Ege ile Kürtler artıik birbirinden kopmaz bağglar kurmuşs durumda. Kürt illerinden hiçbirini görmeden, “Ben Mardinli’yim, Ağgrıilıi’yıim” diyen yüzlerce Kürt’e rastladıim. Ancak peşsinde olduğgum yeni değgil, eski sürgünler. Bu yüzden eskileri dinleyerek yenileri, yenileri dinleyerek de eskileri anlamaya çalıişstıim. Sözgelimi eski ile yeni arasıinda garip bir tarihsellik var. Eskilerin anıilarıi, yenilerin duygu dünyalarıinıi gelişstirirken, yeniler tarihsel ve sosyal olarak eskilere farklıi bir siyasi tarihi sunuyorlar.
Ali Aslan Dersim sürgünü, torunu ise Hıidıir İIzmir’de doğgmuşs. Dede torununa çocuk yaşsta nasıil Dersim’den Ege’ye sürüldüklerini anlatıirken, torun görmediğgi Dersim için konuşsurken “inanıilmaz” kelimesini kullanıiyor. Hıidıir’ıi deşstiğgim zaman Dersim’den çok İIzmir’i görüyorum, ancak Hıidıir’ıin gözaltıina girmişs çıikmıişslıiğgıi, politik olarak keskinliğgi bunu görmemizi engelliyor. Bunun yanıinda bütün yaşsantıisıinıin, siyasal kültürünün derdesinin anlatıiklarıi olduğgunu anlamak da pek zor değgil. Kuşsak çatıişsmasıinıin değgişsik bir boyutu belki de eski ile yeni. Öyleki Hıidıir çok konuşsurken, Ali Aslan oldukça fazla susuyor. Fakat konuşstuğgu tek bir kelime bile bizi susturmaya yetiyor. ŞSöyle konuşsuyor Ali Aslan: “Biz ilk burulara gelirken, sıirtıimıizda elbise yoktu. Trenle getirildik. Gece olduğgu zaman korkardıik. Sürekli başsıimıizda jandarma olurdu ve biz jandarmanıin izni olmadan dıişsarıi çıikamazdıik. Dersim’de biz küçücük köylerimizde onlarca cesetin arasıindan evlerimizin yolunu şsaşsıirdıik. 81 yaşsıindayıim. Onca zaman geçti. Tekrar köye gitmeye cesaret edemedim. Çünkü yıillardıir o anlarıi hâlâ unutamadıim. Sonra evlendim. İIlk oğglumu eşsim uyuturken bile, uyu uyu asker gelecek diye uyutuyordu. Siz ne diyorsunuz... Ben genç bir dilekanlıiydıim. 19 yaşsıindaydıim. Yeni evlenmişstim.”
Türküler birer sıiğgıinak
Dersim sürgünlerinin Ege’de ilk geldikleri yerlerin başsıinda Helvacıi Köyü gelir. Kürtler 38 sürgününde buraya gelmişsler. Bunu öğgrenir öğgrenmez içimde garip bir titreme başslıiyor. Hafif başsağgrıisıi, kendini mideye vuruyor. Karahasan Dağglarıi’nıin dumanlıi başsıi Ege’nin yosun kokan kıiyıilarıinıi yalıiyor. Helvacıi’ya gece varıiyoruz ve köyde bir düğgün var. “Le berxe, berxamıin” parçasıi çalıinıiyor; araya Türkçe türküler giriyor ve gece ilerledikçe Türkülerin birer sıiğgıinak olduğgunu ve sıiğgıinakta dilek ve temenilerin en sesli bir şsekilde dile geldiğgini anlayorum. Kazıim Kebi köyün 13 bin haneli olduğgunu ve bu köyde koşsullarıin iyi olduğgunu söylüyor. Kebi, “Koşsullarıimıiz iyi. Geleneklerimizi yaşsatmaya çalıişsıiyoruz. Zaman içinde buraya Bingöl ve Elazıiğg’dan gelenler de oldu. Hepimiz kaynaşsıip yaşsıiyoruz. Alevi- sünni ayrıimıi da yok. Birbirimizden kıiz alıip veriyoruz. Yaşslıilarıimıizda hâlâ o günlerin, 38’deki korku var. Ben kendi anadilimi biliyordum. Ancak çocuğgum bilmiyor. Çocuklarıimıizıin adıinıi daha önceleri Deniz, Mahir, Sinan koyarken, son süreçte Sidar, Baran, Berf isimleri hiç de az değgil. Köyde Avrupa’ya gidenlerin sayıisıi çok fazla. Tabii bunlarıin gitmeleri maddi olarak iyi. Diğger yandan Avrupa’ya gidenler burada ulusal anlamda kimliklerine daha fazla sahip çıikıiyorlar. Avrupa’daki birlikte hareket etme düşsüncesi, doğgal olarak burayıi da etkiliyor” diyor. Kebi bu bilgileri verdikten sonra köyün yaşslıisıi, her dönemde başsıi ağgrıilardan kurtulmayan 71 yaşsıindaki Ali Bircan’ıi bulmaya çalıişsıiyoruz. Oturacak yer yok ve oldukça da karalıik. Ay ıişsıiğgıinıin paralel düşseceğgi saman yıiğgıinlarıinıin yanıina gidip oturuyoruz ve Ali Bircan ile sohbet etmeye çalıişsıiyoruz. Ancak Bircan hiç konuşsmuyor. Ne İIbrahim Kaypakaya’yıi anlatıiyor, ne de babasıinıin vurulduğgu Xormik Köyü’nü anlatıiyor. Yetim büyümenin bütün ağgrıilarıi yüzündeki çizgilerde görünüyor ve her çizginin soracak bir hesabıi varmıişs gibi bıiyıik altıindan tatlıi gülümsemesini ihmal etmiyor. Susuyor ve gülümsüyor. Aklıina gelmiyor belki ama küçük çocuklar bile bıiyıiklarıinıin tek tek çekildiğgini anlatıiyor. Aklıima başska bir soru geliyor ama soramıiyorum. Sorular çıikmaz bir sokağga dönüyor. Ali Yaran konuşsuyor bu sefer, 38’den sonraki suskunluğgun nedenlerini anlatıiyor. Tek kelime konuşsuyor Yaran: “Acıi.” diyor ve ardıindan o da susuyor. Suskunluk almıişs başsıinıi gidiyor. 38’den sonra Dersim’de kalanlara ne oldu peki? Bu sorunun cevabıinıi ise rüzgâr kulaklarıima fıisıildıiyor. Küçük çocuklar kimi zaman babalarıinıin rıizasıi ile, kimi zaman da rıizanıin çok dıişsıina çıikıilarak alıinıiyor ve alıinan bu çocuklar yatıilıi bölge okullarıinda okutuluyor. Okuyan bu çocuklar doğgal olarak asimilasyonun çarklarıi arasıinda unufak oluyor ve yıillar sonra bu çocuklar evlendikleri zaman kuşskusuz adlarıi Kemal oluyor, kuşskusuz Mustafa... Kıiz olsa bile İIsmet adıinıin yaygıinlaşsmasıi tesadüfü yıikan gerçek oluyor.
“Nasıilsıin Kürdoğglu”
Ege’de zaman dipnotlarla geçer. Parağgraflarıi dipnotlardan çıikartarak Aşsıik Veysel gibi “gündüz gece” gidiyorum. İIlk durağgıimıiz Obaemir. Gençlik Kıirathanesi’nin sahibi Zeki ŞSenses İIsmet Sezgin Sokağgıi’nıin yanıindan akan kanalizasyon sularıinıi gösteriyor. Ardıindan “mahallenin pislik ve çamur içinde kaldıiğgıinıi” söylüyor. Bir süre konuşstuktan sonra İIsmet Sezgin’in kanalizasyonu kapatma sözü verdiğgini, ancak kapatmadıiğgıinıi sözlerine ekliyor. Hatta DTP kurulduğgu zaman Obaemir’e gelen Sezgin, Mehmet Baltacıi’ya, “Nasıilsıin Kürdoğglu” deyip sarıilıiyor. Baltacıi, “Sezgin benim Kürt olduğgumu nerden biliyor?” diye soruyor. İIçimden kandıir çeker, demek geliyor ama Sezgin’in 38 sürgünü olup olmadıiğgıindan daha emin değgilim.
Çine deyip iki nokta üstüste koyuyorum. Havada geceleri soğguk, yaktıiğgıim sigaranıin yarıisıinıi rüzgâr içiyor. Cafer Zengin (50) dedesinin Çine’ye bağglıi Gökyaka Köyü’ne geldiklerini anlatıiyor. ŞSimdi Madranspor Kulübü Başskanıi olan Zengin’e herkes Kürt Cafer diyor. Babasıinıin ve dedesinin doğgum yeri olan Çemişsgezek’i çocuklarıinıin bilmediğgini söylüyor Zengin, artıik Kürtlerin değgişstiğgini de sözlerine ekliyor. Zengin, “Kürtler yozlaşstıi. Eskiden Kürt Kürt’le evlenirdi. şsimdi öyle değgil. Dil de unutuldu. Bizim bütün 38’liler bir kuşsak Çine Belediyesi’nde çalıişstıi. Çünkü her işse koşsmuşslar ilk zamanlarda” diyor. Cafer’le konuşsurken babasıi Hıidıir Zengin geliyor. Aradıiğgıim adam bu diyorum kendi içimden. Gerçekten de öyle oluyor. Ve artıik tümüyle Dersim’in içine giriyorum. Hıidıir Zengin 73 yaşsıinda, Gökyaka’ya geldiklerinde 14 yaşsıindaymıişs. Karabelli aşsiretine mensup olduğgunu söylüyor ve ardıindan, “orda” diyor, “orda kıirıilan kıirıilana...”
4 ekmek, 1 kilo helva
Masal bu ya. Bugünkü çocuklar, o günleri birer masal gibi dinliyor. Zengin, “Orda kıirıilan kıirıilana. Tuttuklarıinıi trenle gönderdiler. Asker geldi. Köyleri yaktıilar. İInsanlarıi evlerin içine koydular, evleri ateşse verdiler” diyor ve ardıindan Ege’ye nasıil geldiklerini anlatıiyor: “İIlk geldiğgimde dil bilmiyordum. Dersimce konuşsuyordum. Sıikıintıim büyüktü. Babam önceden gelmişsti. Daha sonra babam dilekçe yazmıişstıi, ‘ya beni de götürün, ya da çocuklarıim da gelsin’ diye. Ben 1942’de jandarma ile geldim. Beni Aydıin’a teslim ettiler. Yol 4 gün mü desem, 3 gün mü desem bilmiyorum. Aydıin’dan sonra Çine’ye getirdiler. Çine’ye gelirken 4 ekmek, 1 kilo helva verdiler.” Hıidıir Zengin 38 İIsyanıi’nıi bütün yönleriyle yaşsamıişs ve yaşsadıiklarıinıin hiçbirini de unutmamıişs. Harman yerine insanlarıin toplatıildıiklarıinıi ve burada hiç gözlerini kıirpmadan insanlara ateşs edildiğgini yutkunarak anlatıiyor. Siyasi olarak bugün DYP’li olduğgunu, ancak bunun temelinde de Adnan Menderes olduğgunu söylüyor Hıidıir Zengin. Babasıi Hüseyin’in nasıil geldiğgini de anlatan Zengin; “Babamlar trenlere bindirilmişsler. İInsanlar vagonlar içinde vıicıik vıicıik. Yolda zeytin veriyorlar. Babam zeytinleri atıiyor. Çünkü zeytinlerin kendilerini zehirlemek üzere verildiğgini düşsünüyor. Babamla birlikte o zaman 25- 30 hane gelmişsler. 62 senedir buradayıiz. Nüfus kağgıidıimda hâlâ Çemişsgezek yazıilıi. Çocuklarıimıin nüfusunda ise Gökyaka yazıilıi” diyor. Bugüne kadar iki defa Dersim’e gittiğgini de sözlerine ekleyen Zengin; “İImkanıim olsa şsimdi yine giderim. Yaşsamak orda güzel. Burada doktora gidiyoruz, yağg yeme, diyor. Orda her şsey başska” diye sözlerini tamamlıiyor. Başsıindan beri aklıimda olan İIsmet Sezgin’i soruyorum Hıidıir amcaya, hemen cevap veriyor; “O Erzincan kökenli, bizimle birlikte sürgün edilenlerden” diyor ve hemen meseleyi kapatıiyor. Nede olsa eski partidaşs.
Huşsulu İIbrahim Bey’in kıizıi
Her ayrıilıik bir soru işsareti. Seyid Rıiza’nıin asıilmadan önce, “Evladıi kerbelayıiz, be hatayıiz” sözleri aklıima geliyor ve içimden Seyid Rıiza’ya “Seyidim kime sesleniyorsun” demek geliyor; ama olmuyor. Çarsancak beylerinden Huşsulu İIbrahim Bey’in kıizıi 90 yaşsıindaki Zahide Bulut yolumu kesiyor. Zahide ile sonra görüşseceğgiz, ilk bilgileri oğglu Güney’den alıiyoruz. Güney, “Babamıin adıi Bayram. Dersim’de subaylıik yapıiyor. Karakol komutanıi, Peri’de. Annemi görüyor. Sonra da kaymakamıin, savcıinıin zoruyla annemi alıiyor” diye konuşsuyor. Bu kadar bilgi bile yeterli ama Zahide’yi görmemek olmaz. Güney “aramıiz yok, siz bekleyin” diyor ama bekleyecek zamanıimıiz yok. Güney uyarıiyor: “Mizacıi taşstıir annemin. Yüzünde iki şsark çıibanıi var.” Bu bizi korkutuyor, ama plan üstüne plan yapıiyoruz. Gazetemizin ileri gelenleri İIzmir’e gelmişs, Kazıim İIzmir’e dönmek istiyor. Fotoğgraf lazıim. Ne yapmalıi? Akşsam kaldıiğgıimıiz ev Ali Rıiza Temur’un. Rıiza ağgabeyin eşsi Zerrin hanıimıi yanıimıiza alıip, gitmeyi kafamıiza koyuyoruz. Zerrin hanıim Allah vergisi dünya tatlıilıiğgıinıi kullanarak, bizi Zahide hanıimıin yanıina götürüyor. İIçeri gittiğgimizde gerçekten bir bey kıizıinıin oturduğgunu farkediyoruz. Ancak hasta ve biraz da yaşsıi gereğgi ihmal edildiğgini söylüyor ve Zerrin hanıima “Bugüne kadar neredeydin. Niye hiç gelmedin” diye sitem ediyor. Zahide geçmişs ile ilgili bir şsey anlatmıiyor. “Her şsey yüreğgimde” diyor, “Her şsey yüreğgimde, ben öldükten sonra her şsey yüreğgimden çıikacak” diyor. Nasıil evlendikleri ile ilgili olarak da şsunlarıi anlatıiyor: “Kocam Bayram Jandarma Gedikli üstçavuşsuydu. Aydıinlıi’ydıi. Beni aldıiktan 1 yıil sonra Kars’a gittik. Sonra Edirne, Maraşs... Çok yer gezdik. Kocam bana gül atmadıi ki, dikeni batsıin. ŞSimdikiler öyle değgil. Toplama su ile değgirmen döndürüyorlar.” Dersim İIsyanıi’nıi hayal meyal hatıirladıiğgıinıi, o zamanlar çok kan döküldüğgünü söyleyen Zahide Güney dilini ise unutmadıiğgıinıi belirtiyor. Ancak konuşsacak kimse olmadıiğgıi için, unutulan kelimelerin yerini yeni kelimelerin aldıiğgıinıi anlatıiyor. Dersim’e bugüne kadar iki defa kıizkardeşsini görmek için gittini de belirten Zahide, orasıi için tek kelime kullanıiyor: “Güzeldi.