Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

Soykirima Katilmis turk askerinin anlatimi

Kanynak Belge ve Taniklariyla Dersim Direnisleri/istanbul
Sayfa:393-96
M.Kalman

ASKER A.DEMİRTAŞ

Karsli A. Demirtaş, süvari eri olarak Dersim'de bulunur. Anlattıkları bilinen şeyler. Ama "Türk Mehmetçiğinin" ne kadar büyük 'kahramanlıklar' yaptığını anlatması oldukça önem taşıyor. Birçok subayın, örneğin; Muhsin Batur gibi 12 Mart Cunta Şeflerinden birisinin dahi bu konuyu anlatmamasının yanısıra gördüklerini, yaptıklarını pişmanlık duyarak anlatan A. Demirtaş, ilerlemiş yaşına rağmen hüznünü gizliyemiyor.
"Köylüleri topluyorduk, bir araya getirip 'sizleri koruyacağız, kurtaracağız' diyerek dere kenarlarına veya uygun gördüğümüz yerlere götürüp makinalı tüfeklerle tarıyorduk. Kadın, çocuk, bebe, ihtiyar, genç demeden hepsini, hepsini öldürüyorduk. Subaylar hiçbir aleviyi sag koymayın, öldürün diyorlardı. Daha sonra cesetlerin başına erler kurtlar gibi üşüşüyorlardı. Kollarını sıvazlayıp bilezik, kolye gibi altınları kapmak için hırslı bir yarış başlıyordu. Kadınlar için altın takmanın önemi büyük olduğundan kolları parçalayarak, keserek altınlar kapışılıyordu. Hatta altın dişler de alınıyordu, alevi öldürüp cennete gitmek, altınlarına da sahip olup bu dünyada da rahat yaşamak o günlerde önemliydi. Velhasıl birçok köyde benzer bu tür şeyler yapıldı. Bugün Kars'ta Dersim zenginleri var. Bunların zenginlikleri oradan kalma."
A. Demirtaş gibi Dersim katliamında bulunup ta yaptıklarından piç manlık duyanların olduğuna inanıyorum. Ama birçoklarının da korkularından bir şeyler anlatmadıklarını da biliyorum.
1975 yılında Çorum'da kısa bir müddet için bulunurken 1937'de Der-sim'de askerlik yapan bir şahısla, o günlerle ilişkin konuşmak için yaptığını bütün girişimlerim sonuçsuz kaldı. Duyduğu korkuydu. Bana yardımcı olmaya çalışan bir arkadaşımın bizzat konuşturmaya çalıştığımız kişiden dinlediği aktardığı bir olay, adamı ürkütmüştü. Şöyleki;
196O'lı yıllarda Almanya'da çalışan Dersimli bir ailenin evine fabrikadaki iş arkadaşları akşam misafirliğine gelirler. Yanlarında babalarını da getirirler. Yaşlı adam Dersim'deki askerlik anılarını anlatmaya başlar Anlattıkları Dersimlileri öfkelendirir. Doğrudan ihtiyara saldırırlar. Kavga çıkar, aralarında. İşte bu olayı duymuş olan Çorumlu da konuşmaktan kaçınır.
A.Demirtaş, Dersim'den bir genç kızı Kars'a gelin götürmek ister. Komutanı onu azarlar, 'biz onları yok etmek isterken sen yaşatmak istiyorsun' diyerek, karşı çıkar. A. Demirtaş'ın yalvarışlarına rağmen genç kız katledilir.
Karslı A. Demirtaş;
"Bir gün, 4-5 yaşlarında bir çocuğu komutan bana göstererek 'öldür' dedi. Ben yapamam deyince, yüzbaşı rütbesindeki komutanım çocuğu ayağından tuttu. Güçlü ve kuvvetli elleriyle yanı başındaki kayalara başı gelecek şekilde kaldırıp, kaldırıp vurmaya başladı. O an hafızamı kaybetmişim. Kendime hastahanede geldim. Havadeğişimi verdiler. Bir daha da Dersim'e yollamadılar. Çünkü herşey bitmişti."
Çiğik köylerinden olan M. U., şimdi (1988) 50'sinde. Bir yaşındayken askerler gelince annesi telaş, korku, panik içerisinde onu bırakır kaçar. Yolda tesadüfen dedesi, annesine rastlar, 'bebek nerede' der, annesi kendisinin bırakıldığı yeri söyler. Yaşlı adam, bırakılan yere gider. Torununu bulur. Açlık ve susuzluk, kendisinin sürekli ağlamasına neden olduğundan yabani üzümlerin suyunu tek, tek bebeğin ağzına sıkarak yaşamasını sağlar. Özellikle birçok bebeğin ağlaması sonucu bulundukları yerleri tesbit edildiğinden köylüler bebekleri bırakırlar. Çoğunluğun çıkarına feda edilirler. Bu bebekler de bulunduklarında süngülenmek-ten kurtulamazlar.
Laç Deresi'nden kurtulanlardan biri olan A.G. ise "o sırada 10 yaşında olduğunu, etrafları kuşatılınca babasının kendisine seslenerek iki kayanın arasını gösterdiğini ve oraya görünmeden gizlendiğini, silah sesleri, bağırtılar, iniltiler arasında geçmeyen dakikaları yaşadığını, askerlerin gitmesinden sonra ortalığın sessizliğini ve üst-üste yan-yana cesetlerin arasında babasının cesedini gördüğünü ama karşısında ağlayamadı-ğını durup bir müddet baktıktan sonra hızla kaçtığını, gündüzleri saklana, saklana yol aldığını üç gün sonra kendisi gibi saklananlara rastlayarak onhrla birlikte hareket ettiğini" üst, üste sigaralar içerek anlattı. Daha fazla bir şey soramadım, çünkü anlatamadı.
Alan aşiretinden ibrahim T. nin anlatımları savaşılmayan bölgeye ilişkindi. O, nehrin öteki yakasından olanlardandı. Yani savaşmayan aşiretlerden, ama gizlice savaşçılara yardım ettiklerini söylüyordu.
"Bir gün evimize yaralı bir Demenanlı geldi. Fakat arkasından kısa bir müddet sonra askerlerin de köye doğru geldiklerini gördük. Hemen herkes sağa, sola kaçıştı, gizlendi. Yaralı Demenanlı ceviz ağacının üzerine çıkartıldı. Ben de ceviz ağacının üstüne çıktım. Askerler arama yaptılar, tam gidecekleri sırada, tam bu sırada bir askerin önüne yaralının kanı düştü, asker kafasını kaldırınca Demenanlıyı farketti. Ben korkudan ölüp, ölüp dirildim. Fakat asker, beklemediğimiz bir davranışta bulunarak işaret parmağını dudaklarının üzerine götürüp sus işareti yaptı. Donup kalmıştık. Çünkü savaşçıların saklanması, koaınması da ölümdü. Aynı asker giderken 'ben de Kürdüm' dediğini hiç unutamıyorum. Babam ve annem birçok köylü gibi ekmek hazırlayarak yoldan geçen
köylülere verirlerdi. Asker geldiğinde çoğunlukla ormanlara kaçardık, yine de köyümüzden birçok kişi öldürüldü. Peki savaşmadığımız halde neden öldürdüler?"
Neden savaşmadınız , dediğimde; "büyüklerimiz isteseydi biz savaşırdık" diyerek o günün koşullarını anlattı.
CM., Dersim katliamı sırasında Elazığ garında büfesi olduğunu, şehirde önceden tanıdığı Nuri Dersimi'yi birkaç kez gördüğünü, kendisine 'her zaman izlendiğini bu nedenle dikkatli ve tedirgin olduğunu' belirttiğini Dersimlilerin Baytar Nuriyle ilişki kurmaktan çekindiklerini evimize -misafirler geldiğinde başından geçenleri sık, sık anlatırdı. Hatta kendisinin başına "adliyede tabanca dayandığını fakat kendisini tanıyan bir hakimin tesadüfen odaya girmesi sonucunda ölümden kurtulduğunu, Dersimli olmanın suç sayıldığını, kendisinin de sürgün listesine yazıldığını, fakat kendisini kurtaran hakim aracılığıyla ismini sildirdiğini de söylerdi. Sürgüne gitmenin utanç verici olduğunu düşünerek gitmemeye çalıştıklarını, Elazığ'daki Dersimlilere ait evlerin kapılarının işaretlendiğini" tekrar tekrar anlatırdı. Aynı anıları birçok kez bıkmadan dinlediğimi dün gibi hatırlamaktayım.
Karslı A.Demirtaş, katliamların yapıldığı sırada unutamadığı bir diğer görüntüyü de şöyle anlattı;
"Yine bir gün cesetlerin arasından bir çocuk sağ olarak çıktı. Tahminen 5-6 yaşlarındaydı. Eliyle sürekli gökyüzünü işaret ediyordu, 'yukarıda Allah var, korkmuyormusunuz?' gibisinden. Taranarak öldürüldü. Unutmak mümkün değil."
Yine Dersim'e ilişkin anlattığı bir olay tüyler ürpertici, inanılması güç fakat ne yazık ki gerçek;
uBir katliam sırasında ana ve babaların öncelikle çocuklarını kurtarmak için kendilerini dper ettikleri biliniyordu. Tecrübeden. Askerler hiç kimsenin canlı kalmaması için makinalı tüfekle taradıktan sonra cesetleri süngülemekte veya bazende benzin dökerek yakmaktaydı. işte yine bir katliam sonrası benzin döktüler. O sırada bir çocuk cesetlerin arasından çıktı, birkaç adım attı, fakat etrafta askerlerin olduğunu görünce tekrar cesetlere doğru dönüp yürüdü tam o sırada benzin ateşlendi ama O alevlere doğru yürüdü ve kendini atarak yaktı, donup kalmıştık. Subayın sesi ve emirleri üzerine toparlandım."
M. Nuri'nin aktardığına göre, askerler ve subaylar arasında bile tüyler ürpertici katliamlar karşısında insana özgü davranışlar gözükür;
"Askeri harekat sahasında bulunan Erzurum Kolordu Kumandanı ve Türklerce 'Hababam' adıyla maruf Tevkif Paşa, yapılan mezalimi tenkit ederekCvahşeti eleştirerek) adil ve insani bir hareket icrasını ordu kumandanlığından rica etmiş olduğundan, hemen Dersim'den çektirilerek Ankara'ya gönderilmiş ve sorgu altına alınmıştı. Aynı Kolordu subaylarından binbaşı Hayri, Dersimli Kürt kafilelerinin mitralyöz ateşine tutulmalarını dürbün ile seyrederken, annelerinin kucaklarında bulunan zavallı yavrulara kurşun isabet ettiği zaman hoplayıp fırlama manzarası, bu yavrulardan birini kendi öz çocuğuna benzetmiş ve subayın dimağı-nı(aklını) o kadar tahriş etmiş ki, bedbaht ani olarak bayılıp yere düşmüştür. Bu hadise üzerine hastalanan ve delilik alalameti gösteren bu subay cephe gerisine aldırılmıştır. (Age.S.253)