Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

HarbiyelilerKaynak:Fethi Gurcan’nin Harbiyelileri
Omer Gurcan
Suvari Yayincilik Ankara 2005

Nezihi Fırat (12 Bölük 4331 Yaka No Lu Öğrenci) Anlatıyor
Sayfa 133-142

Dr.Vet.M.Nuri Dersimi ile alakali ilginc bir anlatim, turk istihbaratinin Dersimiyi takibi onun yasami boyunca surdugune dair bir belge


21 Mayıs: "Bugün Bayram"

 

Nezihi Fırat (12 Bölük 4331 Yaka No Lu Öğrenci) Anlatıyor

 

Harp okulunda kardeşim Nejat ile beraber aynı bölükteydik. 1962 yılının Haziran ayında Menteş'e, kampa gitmek üzere hazırlık yaparken babamın vefat haberini verdiler. Bunun üzerine kardeşimle beraber Elazığ'a gittim.

Elazığ'da Orduevi'nde 19611i asteğmen grubundan çengeli yedim. Topçu bir asteğmen beni topçu bir Yüzbaşı ve Albayla görüştürdü. Bu kişiler Elazığ Direk Topçu Birliği'ndendiler. Albay, bana "Git Aydemirle görüş 10. Tümenin hazır olduğunu söyle. îrtibatçı sensin. Tekmili ver, gel" dedi.

Menteş'teki kampa katıldım. Sonra Ankara'ya döndük.

Ankara'da Radyo evinin karşısında Talat Aydemir'i 62'li bir grup subayla Gençlik Parkı istikametinden gelirken görüp yanına yaklaştım. "Komutanım konuşmak istiyorum" diye söze başlıyarak Elazığ'daki Albayın mesajını iletmeye başladım. Sözümü keserek bana "Fethi Gürcan'a git, bunun adresi orası" dedi. Bir daha kendisiyle irtibat sağlamadım.

Fethi Gürcan'ın evine gittim. Evde Ramazan Öztürk'le karşılaştım. Ramazan, benim okulda sıra arkadaşım, aynı zamanda çok samimi arkadaşımdı. Buna rağmen ilişkilerimizi benim ondan, onun da benden gizlediği açığa çıkmış oldu.

Fethi Gürcan'a Elazığ'dan iletilen mesajı ve konuşmaları aktardım. O da beni Gülhane Askeri Hastanesinde Göğüs Hastalıkları Bölüm Başkam Fahir adlı Albay Profösöre gönderdi. O da bana "Gerektiği zaman buraya kendini sevk ettir. Seni burada yatıyor gösteririm" dedi. Gerektiği zaman Elazığ'a irtibatçı gidecektim. Ama gerek duyulmadı.

Fethi Gürcan'ın evine uğramalara devam ettim. Diğerleriyle orada karşılaştım. Önder, Ramazan, Erol, Zihni, Osman ve diğerleri.

31 Marktaki Harekatımız Erteleniyor

Görüşmeler 63 yılının Mart ayına kadar geldi. 24 Mart'ta Celal Bayar'ı Cezaevinden çıkardılar. Ankara karıştı. Ankara'da bu hadiseyi protosto eden gösteriler oldu. 31 Mart'ta yapacağımız hareket iptal edildi.

Biz Harbiyeliler kendi aramızda toplandık. Hareketi 62'lilerle yapmak istiyorduk. 22 Şubat nedeniyle onları kendimize daha yakın buluyorduk. 61'lilere fazla güvenmiyorduk. 62'liler kurstaydı, yalanda Ankara'dan gideceklerdi. O nedenle "13 Nisan'a kadar bu hareket yapılmalı" kararı aldık. Ben, Günuğur, Osman, Zihni ve bir kaç arkadaş, Aydemir'e iletilmesi için Teğmen Atila Altagunla görüştük. Durumu ve kararımızı açık açık ilettik. Fethi Gürcan'a da söyledik.

13 Nisan'a kadar yapılması teklifimizin olamayacağı haberi geldi.. Bizde bu işten vazgeçtik. 62'liler gitti.

Nişanlandım.

Fethi Gürcan Evini Gözetleyenlerin Resmini Çekmişti

20 Mayıs sabahı kalvaltıya girerken Önder bana "Bu gün bayram " dedi. Bende cevap olarak küfür ettim. Sonra oturduk konuştuk. O gün matamatikten imtihanımız vardı. Emri vaki ile karşı karşıyaydık.

Evvelce bazı arkadaşlarla temasımız olmuştu. Gerçekte hepimizin listesi Alay komutanının çekmecesinde vardı. Merkez Komutam Orhan Çokdeğer'in de bizden haberi vardı.

Bizde onların fotoğrafını çekmiştik. Fethi Gürcan, onların, binbaşımın evine gidip gelenlerin resmini çekerken O da onların resmini çekmişti. Bu resimleri bize göstermişti. Merkez Kumandanlığına bağlı subaylar, er elbisesi giyerek, komutanlarımızın evlerini gözlüyorlardı. Her şey açık oynanıyordu.

İki ana kanattık. 9. Bölük kanadı: Önder Aydınlı ve Günuğur başı çekiyordu. 12. Bölük kanadı. Ben (Nezihi Fırat), Ramazan Öztürk ve Erol Ege. Zihni 12. Bölük'ten olmasına rağmen 9. Bölükle temastaydı.

Thomson Mermilerini Önder Aydınlıdan Alıp Dağıttık

Akşam şeker kutusu içinde gelen thomson mermilerini Önder'den alıp dağıttık. Bana 20 tane verildi. Gereken arkadaşlara üçer beşer dağıttık. Bende dağıttım. Biri korktu. Geri getirdi. Bende başkasına verdim. 11'deki nöbetçi erler bizdendi. Muhafız bölüğündeki çavuşları ben hazırlamıştım. Onlarda hareket saatimizdeki nöbetçileri bize uygun ayarlamışlardı. Akşam 08.00'den itibaren cephanelik içindeydik. Hazırlık yapıyorduk. Cephaneliğe girip çıkıyorduk. Hareket gecikince yeni gelen nöbetçi er, bize mani olmaya kalktı. Bunun üzerine tüfeğinin mermisini aldım.

 (Mahkemelerde bu er ben diye yapanın Dündar Seyhan'ın oğlu Binnam Seyhan'ı gösterdi. Babası telaşlanıp, benden çıkıp bunu üstlenmemi istemişti.)

Şevki Keskin'i bütün öğrencileri alarma kaldırması için gönderdim. Hepsini o ayağa kaldırdı. Biz, olayı bilenler hazırlıklı olarak bahçedeydik.

Nöbetçi Amirleri Tehdit Ediyoruz

Bizde mermi var, diğerlerinin tüfekleri kaval. Önder Aydınlı ile beraber Nizamiyeye gittik. Alay Nöbetçi amiri Sebahattin Altınok ve Nihat Şendoğan'ı santrala çektik. En ufak hareketinizde kan gövdeyi götürür, bunun sorumluğu da size ait, dedik. Sustular. (Olaydan sonra çarşamba günü 3'ncü Tabur Nöbetçi Subayı Nihat Şendoğan, olaylarla ilgili ifademi alırken "Sen o akşam ne yaptığını biliyorsun" diye başlayınca, ben devam ettim, sözüne "Sen emir verdin, bizde katıldık, herkes böyle söyliyecek haberin olsun." Şaşırdı. Üstünkörü ifade alıp gitti)

Nöbetçi Subaylarm odasındayız. Dışardan gelen bir kaç subay var ama ben tanımıyorum. Merdiven başına geçtim. Koridorlarda ve bina içinde Harbiye marşı çalıyor.

Fethi Gürcan geldi. Öpüştük. İçeri girdi herkese talimat verdi. Ben, "Bırak beni Radyoevine gideyim" dedim. O da "Oraya giden gitti, sen benimle geleceksin" dedi. Cipe bindik. Mızıka Okulu istikametinden bir ciple karşılaştık. Cipten Aydemir indi. Ayaküstü konuştular. Yola devam ettik.

Beni cipten indirdi ve "Meclis çıkış nizamiyesi ile Hava ve Deniz Komutanlığı ortak binası arası kavşağına sahip ol " dedi ve gitti.

Deniz Kuvvetleri Komutanı'nm Arabasını Tarıyorum

Vahit Özsoy Kanadalılara ait bir arabayı çevirmiş. Onları elinden zor aldım.

Üsteğmen Kadir Yıldırım; Meclis içine ben dışına bakıyorum.

Teyfik Türüng denilen albaym, teğmen Hasan Kıran'ın elindeki thomsunun namlusundan çekerek sürüklediğini gördüm. Albaym çatıkatma dipçiği geçirdim. Kanlar içinde kaldı. Aldım Harp okuluna götürdüm, hastahaneye götürmek üzere bıraktım. Her yerim kan içindeydi. Elbisemi değiştirdim.

Merkez komutanı Orhan Çokdeğer, Meclis Muhafız Kıtası subaylarını karşısına almış, konuşuyor. Vurmak istedim. Kadir Yıldırım mani oldu.

Kadir Yıldırım'dan iki takım er aldım. Sabaha yakm Deniz ve Hava Kuvvetleri'ni çevirdim. Binaya ateş ettirdim.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Necdet Uran'ın arabasını gördüm, durdurmak istedim. Durmadı. Arabayı taradım. Sonra öğrendim kendisi arabada değilmiş.

Öğlen 13.00 de Harp Okulu'na gidip teslim oldum.

Beni Tehdit Eden Korgenerale Cevabını Veriyorum

Çarşamba günü (Ertesi gün) Harp Okulu Komutanlığı'na atanan Korgeneral Burhanettin Ercan'ın yanına götürdüler. Küfür edip, Seni döveceğim, diye bağırıyordu. Ben de "Ancak elimi tutturursan beni dövebilirsin, yoksa ben seni döverim" diye haykırdım. Şaşırdı. Döndü subaylara; "Bu adamı tevkif edin, diğerlerini de tevkif edin" diye emir verdi.

Nihat Şendoğan İfademi aldı. Alay komutanlığının alt kat bodrumundaki boş bir odaya tıktılar. Akşamda Mehmet Okar adlı 1. Sınıftan bir öğrenciyi yanıma attılar. İkimize yemek olarak yoğurt verdiler. Kapıyı kitleyip gittiler.

Ertesi günü beni revirin altındaki Harp Okulu Cezaevine koydular. Önder ve diğerleri de geldi. Böylece toplanmış olduk. Verilen sabunları beğenmeyip, yerlere atıp isyan eden, 15-20 harbiyeliyi de yanımıza attılar. Verdikleri sabim suya değince kaülaşıyormuş. Onlara "Sabuncular" diyorduk.

Önder'i Talat Aydemir'in Ele Verdiğini İddia Ediyorlar

İfade için arkadaşları alıp, götürüp getiriyorlardı.

Önder döndüğünde simsiyahtı. Zaten "negro" derdik. Sinirliydi, "Aydemir benim adımı vermiş, ele başı demiş" diyor, küfredip duruyordu.

Biz toplantılarda bir karar almıştık. Daha doğrusu Fethi Gürcan önermişti: "Bir kişi gelsin" İrtibat görevini, Önder Aydınlıya vermiştik.

Bu olay bizi sarstı. Kendi aramızda durum muhakemesi yaptıktan sonra, Burhan Ercanla konuşmak istiyoruz dedik. Yanma götürdüler. Diğer arkadaşlarımıza hiç bir şey yapılmıyacağına söz verilirse, olaya bilerek katılanların isimlerini açıklıyacağımızı söyledik. Cevaben: "Genel Kurmay Başkanıyla görüşeyim, bildiririm" dedi. Sonra bizi çağırdılar. Genel Kurmay Başkanı karar vermiş. "Bilerek katılanlar hariç, diğerleri için bir işlem yapılmayacak" sözünü aldık. Bütün her şey serbest oldu. Hamama girdik, yemekler düzeldi. Kağıtlar kalemler verildi. Müşterek rapor hazırladık. İlk sayfayı, katılanların hepsi-ben dahil-imzaladık. Ne biliyorsak yazdık, verdik.

Tamam dediler. Savcılara ifade verdik.

Vurucu Kuvvetin Başı Fethi Gürcan'dı

9 arkadaş olarak Mamak'a postalandık. Dipte bir koğuşa koydular. Haziran ayı. Koydukları yer yeni yapılmış. Tavandan su damlıyor. Donuyoruz. Battaniyeye sarılarak oturuyoruz.

Kantinin penceresinden diğerleriyle konuşmaya başladık. Elimize iddianame verdiler. 146/1.

22 Şubat'ta bir yüzbaşıyı öldürmekten yatan Üsteğmen Oğuz Bakırburç'a sordum: Bu ne?

Dedi ki "İdam". Dedim "Asacaklar mil" Cevap verdi: "Yok belinden sallandıracaklar"

Önderle ben battaniyeleri serip, seccade yapıp namaz kılma hazırlığı yaparken, Zihni Çetiner geldi. Bize "Ben namaz kılmayı bilmiyorum, bana da dua edin ulan" dedi.

Mahkeme başladı. Duruşma salonuna götürüldük. Öğle paydosunda kumanya verdüer. İlk defa biraraya geldik. Cezaevinde de kapüar birer birer açılmaya başladı.

Kimlik tesbiti yapılırken herkes çok ciddiydi. Saffet Olgaç'a "Son göreviniz ne" diye soruldu, O da "22 Şubatçılann umumi vekiliyim" deyip arkaya döndü, bize bir göz attı ve "ciddiyet" bitti.

Aydemir olaya katılanları büyütmeye çalışırken, biz ve Fethi Gürcan küçültmeye çalışıyorduk.

Karşılaştığım manzara şu: iki grup var. Birincisi muşta (vurucu kuvvet), ikincisi fikir karagahı.

Muştanın başı Fethi Gürcan, genç subaylar ve Harbiyeliler. Diğerleri fikir karargahı.

Cezaevine gelinceye kadar, bir generale selam verebilmek benim için kutsal bir görevdi.Yolumu çevirip, gelip, dönüp selam vermek benim için çok büyük onurdu. Askerliği bu kadar çok severdim.

Karşılaştığım bu karargah grubu ve diğer üst subaylar beni ordudan soğuttu. Harp Okulu duruşmaları sırasında "yelkencilerin" durumu, fikir karargahı konumunda olanların içkiyi içip Harp Okulu'na gelmeleri bende kötü tesir bıraktı. Bütün değerlerimi alt üst etti.

Bir akşam Fethi Gürcan hariç diye başlıyarak küfür ettim. Fethi Gürcan yanıma geldi ve sordu:  "Niye ben harici"

Cevapladım: "Sen hariç, kafayı çeken Harbiye'ye gelmiş, Harbiye kerhane mi? Çok ciddi bir olaya bu yakışır mı?. " "Yat ulan hergele " dedi.

Onunla abi kardeş, baba oğulduk.

MİT Bana İşbirliği Teklif Ediyor

Bir grup kurt getirdiler. Bunlardan Celal adlı biriyle sohbete başladım. Celal Seyit Rızan'ın torunuydu. Önce İstiklal Savaşı'nda Erzurum Kongresine 500 atlıyla katılıp Atatürk'ü desteklemiş; sonra 1936 İsyan etmiş. Dersim isyanında asılmış.

Celal, Amerikan vatandaşı, gazeteci. Onun yalancısıyım. İnönü çağırmış: "Aydemir ihtilal hazırlığı içinde, muvaffak olursa hepinizi asar, gel işbirliği yapalım"demiş. Bana da bir teklifte bulundu. "Amcam (Seyit Rıza'nın kardeşi) Baytar Nuri Halepte oturur. Cezaevinden çıktığın zaman ona git Sadece nüfûs kağıdını göster. (Anne tarafından kurt olduğumu söylemiştim). Sorbon Üniversitesinde Petrol Mühendisliği tahsil edersin. Kürdoloji kürsüsünde kürtçe öğrenirsin."

"Ben idamla yargılanıyorum, kabul etmem" dedim.

"Gittiğin takdirde o kapı sana açık," dedi.

Bir sene sonra Ankara Cezaevi'ne götürüldüğümde içeri MİTten bir adam geldi. Bu teklifi kabul etmemi istedi. "Beni MİTten Recep bey gönderdi," dedi. Bir kaç gün sonra müdürün odasına götürdüler. Bütün katı boşaltmışlardı. Bir adam içeri girdi. Yanında bir koruması vardı. "Ben Recep" dedi.. O teklifi kabul etmemi istedi. "Seni hapisten hemen çıkartırız cezanı sileriz, seni baytarın yanına konduruz" dedi.
Belge istedim. "Vermeyiz" dedi. Bende kabul etmedim.

Kelepçelerimizi Tarakla Açıyoruz

Cezamızı yedik. Uçakla bizi Kütahya'ya yolladılar, C-47 uçağıyla. Uçakta donduk. Başımızda izbandut gibi thomsonlu İnzibatlar, 6 tane. Elimiz yanımızdaki ile kelepçeli. Uçakta ben, Deniz Teğmeni Feridun Özbay, General Selim Türkkan, Mustafa Şakiroğlu, Erol Ege ve Ümmet Sarı. Kelepçelerimizi tarakla açmayı Mamak'ta duruşmalara giderken öğrenmiştik. Kelepçeleri açmaya hazırdık.

Uçak bir türlü Kütahya'ya inemiyordu. Mevsim kıştı. Saatler geçiyor havada dolanıyoruz. İlk defa uçağa biniyoruz. Başımızdaki inzibatlar da öyle. Erol Ege kusmaya başladı. İnzibatlar kusup yerlere yatmaya başladılar. Bir baktım, Ümmet Sarı, kustuğu için thomsonunu bırakan inzibatın silahını kapmış. "Hadi uçağı ele geçirelim" diye hareketlendi.. Paşa mani oldu. Ümmet Sarı thomsonu bırakıp yerine oturdu.

Genel kurmay birtürlü pilota Eskişehir'e iniş izni vermedi. Dolandık durduk havada. Pilot dayanamadı. En sonunda indik Eskişehir havaalanına. Ordan karayolu ile Kütahya'ya.