Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

SaitKirmizitoprak1Kaynak: Kurt Millet Hareketleri ve Irakta Kurdistan ihtilali
Sayfa:80-88
Apec Yayinlari 1997 isvec

Dr.Sait Kirmizitoprak
VE DERSİM MİLLİ DİRENME HAREKETİ
Kürt milli haklarının istirdadı uğrunda, Türkiye'nin ırkçı-faşist cunta ikti-
darlarına karşı girişilen silahlı Kürt halk hareketlerinin, şüphesiz en kanlı
olanı ve en az bilineni Dersim Kürt Milli Direnme Hareketidir. Bu nedenle,
kitabımızın hacminin müsaadesi nisbetinde, Dersim Kürt Silahlı Direnme Ha-
reketini özetlemeye çalışacağız.
Dersim (Dere Sim yani gümüş kapı) adını taşıyan Kürdistan topraklan,
Kuzey Kürdistan adı da verilen Türkiye Kürdistanı'nın, Anadolu'nun ortasına
doğru bir yumruk gibi sokulmuş, en sarp ve en müstahkem bir parçasıdır.
Murat ve Karasu, Dersim'i kuzey, batı ve güneyden tabiî coğrafi hudutlarla
ayırmaktadır. Kurdistan'nın Dersim parçasında, Kürtçe zozan(yayla) kelimesi-
nin uzun tarihi devirler içerisinde zaza deyimine dönüştürülmesiyle, aynı adı
taşıyan Kürtlerin büyük ve çok eski bir kolu oturmaktadır. Dersim Zaza
Kürtleri, Müslümanlıktan önceki ecdatlarının kutsal dini olan Zerdüşt(Ateş-
Güneş) inançlarına sahipken, Horasan mıntıkasından hicret etmek suretiyle
Dersim'e gelip yerleşen Goran Zaza Kürt aşiretlerinden Şeyh Hesenan,
Kureyşan, Bamasuran, İzolan, Hormekan v.s. aşiretlerinin etkisinde, İmamî

(39) Okuyucuların hatırlayacakları gibi, Saidî Kürdî'nin vefat ettiği tarihte, 27 Mayıs Cuntası
iktidarda idi. Urfa'da, Hz. İbrahim camiine gömülen naşı, aynı gece bilinmeyen elleri!) tarafından
mezarından alınarak kaybedilmişti.

Aynı küçük hesaplarla malûl, Türk ırkçı-faşist iktidarları, daha önce de aynı şekilde Dr.
Fuat, Cibranlı Halit, Yusuf Ziya, Dr. Hikmet, Hasan Hayri, Ş£x Said v.s Kürt mücahitlerinin de
cesetlerini kaybettirmek suretiyle, mezarlarının bilinmesini önlemek ve Kürt milli ruhunu dumura
uğratmak istemişlerdir.Caferî Sadık'ın (M.S. XI. Yüzyıl) Alevilik adı da verilen mezhebini kabul et-
mişlerdir. (40)

Şu kadar ki, Dersim Kürtleri bu mezhebin fikri ve ameli muhtevasına ta-
mamen kendi milli karakterlerine en uygun şekilde ve eski Zerdüşt dinleri ile
mecz etmek suretiyle, milli bir nitelik kazandırmışlardır. Kureyşan ve Bama-
suran aşiretine mensup ve halis Kürtçe konuşan ve başka dil de bilmeyen sey-
itler, Dersimlileri dini meseleler hakkında irşat eder ve son derece sadeleş-
tirilmiş bulunan dini görevlerinin yerine getirilmesi için, onlara rehberlik
ederler.

Özellikle Osmanlılar zamanında bazı Türkmen aşiretlerinin benimsemiş
bulundukları Bektaşilik tarikatı, Dersim Alevi Kürtlerini tesir sahası içine al-
mak için çok gayret harcamıştır. Ama, Hz. Ali'ye ve Hz. Peygamberin aile ef-
radına (Ehli-Beyt) sevgi ve manevi bağlılık duyan Dersim Kürtleri, sırf bu ne-
denle Bektaşiliğe karşı duygusal bir yakınlık duymalarına rağmen, asla Bekta-
şiliği ve özellikle onun ibadet usullerini asla benimsememişlerdir. Mesela,
Bektaşi ayin-i cemlerinde içki kullanılmasını ve pek uzun tarikat ibadet form-
larını, Alevi Kürtleri hiç bilmezler. Kısaca denebilir ki, Dersimliler, haksız-
lıklara ve zulme uğradığına inandığı Ehli-Beyt'e karşı duyduğu çok insani ve
mertçe sevgiyi, kendi milli-tabiî Kürt karakterleri içerisinde birleştirmek sure-
tiyle, tamamen nev'i şahsına münhasır bir Islamî inanç geleneği vücuda getir-
mişlerdir.

Ve Dersim, bütün tarihi boyunca, 1938 yazının son aylarına kadar -bazı
şehir merkezleri hariç- kendi bağrına Kürt'ten başka hiçbir yabancıyı sokma-
mıştır. Ne Bizanslılar, ne Moğollar, ne Selçuk Türkmenleri ve ne de Osmanlı-
lar girememişlerdir Dersim'e. 1938 Harekatına tekaddüm eden günlerde Baş-
bakan Celal Bayar, Dersim Bölgesi'nin devlet içinde devlet olduğunu ve o gü-
ne kadar 48 defa askeri harekata girişilmiş bulunulmasına rağmen, bu çıba-
nın(!?) hiçbir zaman deşilemediğini, Mecliste itiraf etmek zorunda kalmıştır.

Cumhuriyet'in ilanından sonraki tarihler içinde, Dersim'im sözü en fazla
geçen ve saygı duyulan gerçek lideri Seyit Rıza idi. Dersim, yüzyıllar boyu ko-
ruyabildiği fiili milli otonomisini müesseseleştirmişti. Her mıntıka toplulu-
ğunun(aşiretin) bir meclisi ve ayrıca bir de Dersim Genel Meclisi (Cemaate
Eşiran)
vardı. Bu meclislerin aldıkları kararlar, aşiret şefleri ve silahlı kuvvet-
leri tarafından aynen uygulanmak zorunda idi. Ayrıca adlî, idarî ve kültürel
kurumlar da, Dersim Kürtlerinin milli özelliklerine uygun bir şekilde gelişti-
rilmişti.

(40) Bilindiği gibi, Horasan, Tahran'ın kuzey-doğusuna düşen ve bugün dahi Kürtlerle
meskûn (Meşhur Şirvan ve Goran aşiretleri) bir bölgenin adıdır.

1936 yılına kadar, merkezî hükü-
metlerin Dersim'e yolladığı bütün askeri
seferler sonuçsuz kalmış ve Dersim
hükümetin kontrolünü imkansız bırak-
mıştır. Aynı yılın sonbaharında, Meclisi
açış konuşmasında, M. Kemal sözü Der-
sim'e intikal ettirir ve zabıtlara geçen şu
korkunç kararını açıklar:

"Dahili işlerimizde en mühim bir saf-
ha varsa, o da Dersim meselesidir. Dahil-
de bulunan işbu yarayı, bu korkunç çıba-
nı ortadan temizleyip koparmak ve kö-
künden kesmek işi, her ne pahasına olur-
sa olsun yapılmalı ve bu
hususta en acil

kararların alınması için, hükümete tam        

ve geniş selahiyetler verilmelidir."

Bu konuşma, Türkiye'nin en yüksek kurumu olan Parlamento'da yapıl-
mıştır. Ve Türk ırkçı-faşizminin ve yıllardan beri uyguladıkları insanlık dışı
türkleştirme politikasının en açık ve en özlü bir ifadesidir. Türk ırkçı-faşiz-
mini Hitler'e rahmet okutturacak jenosid katliamları ve sürgünler yolu ile, en
yüksek derecede yıllarca temsil etmiş bulunan diktatör, göstermelik bile olsa,
ıslahattan(l), medenileştirmekten(î), kamu hizmetlerinin Dersim'e getirilme-
sinden(!) dahi söz etmek gereğini duymamış ve katliam planını, fütursuzca
açıklamaktan çekinmemiştir.

Kararın anlamı açık ve kesindi: Yüzyıllardan beri ecdatlarından kendileri-
ne intikal eden ve üzerinde oturageldikleri öz topraklarında, dahili milli oton-
omilerini yiğitçe sürdürmekten başka hiçbir kabahatları bulunmayan 200 000
[ikiyüzbinj kişilik bir Kürt topluluğunun bulunduğu Dersim halkını toptan
imha etmek, elinde en son model katliam vasıtalarının bulunduğu koca ordu-
lara sahip, modern ve demokratik bir cemiyet nizamı kurmak çabasında bu-
lunduklarını iddia eden zevatın, gerçek kimlikleri ve ırkçı-faşizmi buydu işte.

Katliam planı gereğince, aynı yıl, mecliste kabul edilen ve bütün dünya
tarihinde bir başka benzerine zor rastlanır bir özel kanunla (Tunceli Kanunu)
Dersim bölgesine özel bir askeri idare kuruldu. Ve bu idareye -mahkemesiz
insan öldürmek te dahil- akla gelebilen bütün yetkiler tanınmak suretiyle, he-
men tatbik alanına kondu. Dersim Örfi İdare Kumandanlığına cellatbaşı ola-
rak, hunharlığıyla şöhret yapmış insan kasabı general Abdullah Alpdoğan ge-
tirildi. Alpdoğan aynı zamanda dersim Valisi ve Bölge Umum Müfettişi sıfat-
S?

lan ve yetkilerini de taşımakta idi. Zira, karargahını Elazığ (Xarpct) da kuran
askeri idare, gereğinde savaş alanını genişletmek için, Çapakçur (Bingöl) ve
Elazığ vilayetlerinin de kontrolünü ellerinde tutmakta idi. Çünki, Dersimle
komşu bulunan bu iki vilayetin, özellikle köyleri halkının tamamı Kürttü ve
harekatın seyri esnasında, Dersim'in tamamen muhasara edilerek imha edil-
mesi ve Kürdistan'ın hiçbir yerinden yiyecek yardımı dahi alabilmesine imkan
bırakılmaması, karar altına alınmış bulunmakta idi.

Hükümetin [imha] planını tatbik mevkiine koyması için, gereken ön hazır-
lıklara, birkaç yıldanberi başlanılmış bulunuluyordu. Stratejik askeri yollar,
köprüler, nisbeten kalabalık ve hükümet kontrolü altında bulunan yerleşme
yerlerinde ise büyük askeri kışlalar (müstahkem yerleşme yerleri) inşa edil-
mekte idi. Dersimliler kendilerine güvenlerini asla kaybetmemelerine rağmen,
bütün bu hazırlıkları büyük bir endişe içinde izlemekte idiler.

1937 yılı ile birlikte, tüm hazırlıklarını tamamlayan hükümet "iş bu kor-
kunç çıbam(!), her ne pahasına olur
sa olsun, kökünden temizleme" hareke-
tine girişti.

Hiç şüphesiz, Dersim'de iki yıl fasılasız bir şekilde devam eden savaş,
bütün Kürt tarihinin en acı, en kanlı ve korkunç bir sayfasını teşkil eder.
Kuvvetlerin mukayese kabul etmeyen insan ve malzeme nisbetsizliği, Der-
sim'in dış dünyadan son derece uzak ve tabii hudutları dolayısıyla da dört bir
tarafından rahatlıkla muhasara edilebilinir durumu, Kürdistan'ın diğer bölge-
lerinin daha önce kısa zaman aralıklarıyla patlayan Kürt direnme savaşları
boyunca ve sonrasında, son derece zarar görmeleri ve yorgun düşmeleri...
Bunlara, o tarihlerde Nazi Almanyası'nın bütün dünya için arzettiği tehlike
dolayısıyla, herkesin kendi derdiyle meşgul bulunması ve tüm dünyanın ilerici
ve hür devletlerinin Dersim katliamına benzer durumlarda seslerini çıkarama-
mış bulunmaları da eklenmelidir.

Biz bu bahsin sonunda söylenmesi gereken yargımızı başından yanı tam bu
noktada açıklamak ve sonra da olayı özetlemeye devam etmek istiyoruz:

Dersim'in yiğit evlatlarının bu gün de Kürt halkının hakları ve meşru milli
haklan uğrunda Kürt milliyetçilerinin en ön saflarında daima görev
aldıklarına bakılacak olursa, "Korkunç çıban(!)" "Her ne pahasına olursa ol-
sun(!)" asla deşilememiştir. Ve Kürt halkı demokratik milli haklarının sahibi
oluncaya kadar da, işlemekte devam edecektir.

Dersim, bu kanlı savaşların korkunç darbeleri altında, yüzbin civarında
şehit verdi. Ne var ki % 90'nını kadınların, ihtiyarların ve çocukların teşkil
ettiği bu şehitlerin kanları asla boşa gitmedi. Çünkü bu şehitlerin kanları,
Kürt milli hak isteklerinin ve memleketlerinin tüm zenginliklerine insanca sa-

hip çıkmak istemenin ücreti idi ve gele-
ceğin Kürt mücahitlerinin asla teslim
olmamalarını hatırlatan ve mücadelele-
rini pekiştiren harçtı.

Ama, Ankara ırkçılarının "Her ne
pahasına olursa olsun(l)" deyimiyle ifa-
de ettikleri ve ödedikleri ücret hem da-
ha yüksek oldu ve hem de boşa gitti.

Yüksek oldu, çünki, Anadolu'dan
toplatılarak Dersim Dağlarına sevkedi-
len binlerce Türk asıllı işçi-köylü ev-
ladı, Dersim katliamlarına şuursuz ve
ne yaptığını, Dersimli Müslüman kar-
deşlerini niçin öldürmeğe gönderil-
diklerini anlamadan, Dersimli gerilla-
ların demir gibi inen darbeleri altında
can verdi. Yollar, binalar, herbiri birer
büyük kale cesametinde inşa edilen
köprüler ve tam iki uzun yıl, iki tam teçhizatlı ordunun son derece asi ve
muntazam ordular için gayri müsait savaş şartları içerisinde ikmali, iaşe ve ib-
atesi [besleme ve yatırması-NM]... Bütün bu ağır masraflar, Ankara Hükü-
metlerini iflasa götürdü. Ve Dünya Savaşına bile girmediği halde, onları
dünyanın diğer güçlü devletlerinden yardım sağlamak için, aklın hayalin ala-
mıyacağı tavizler karşılığında, milletlerarası piyasanın en itibarsız hükümetleri
safına düşürdü.

Boşa gitti, çünki, yukardaki yargımızda da belirtiğimiz gibi, hükümetin
korkunç ve tiksindirici katliamlarından kurtulabilen Dersimliler, asla Türk-
leşmek ve Kürtlüklerini unutmak zilletini kabul etmediler ve etmiyecekler de.

1937 yazında, başlarında Seyit Rıza olmak üzere, hemen bütün Batı Der-
sim ve Demenan-Haydaran mıntıkası şiddetli çarpışmalara sahne oldu. Son-
baharın sonunda kesin bir sonuç alamıyan hükümet kuvvetleri, karşılaştıkları
bu amansız mukavemet karşısında, büyük kayıplar vererek Elazığ'a geri çekil-
mek zorunda kaldılar.

1937 yılının başlarında, Türkiye'nin Türklerle meskûn Batı ve Orta Ana-
dolu vilayetlerinde, kısmi bir seferberlik ilan edilerek, 26-27-28 doğumlular
askere çağrılmışlardı. Büyük askeri harekattan önce de Seyit Rıza, bir kere
daha, hükümet kuvvetlerinin geriye çekilmesi, stratejik askeri yollarla, müs-
tahkem mevki inşaatlarının durdurulması ve Dersim'de Kürt milli haklarina

Dersim katliamı kararı
muazzam  askeri  kışlalar,  stratejik

saygı gösterilmesi şartıyla, meselenin barışçı yollardan hallini teklif ettiyse de
sonuç alamadı.

Yaz ortalarında savaşlar bütün şiddetiyle devam ediyordu. Harekatı bizzat
Seyit Rıza yönetiyor ve Kürt mukavemetçileri, teslim çağrılarının kayıtsız
şartsız boynunu cellada teslim etmek anlamına geldiği, bizzat tecrübeleriyle
bildikleri için, sonuna kadar savaşmak ve eğer mukadderse, silahların ar-
kasında, erkekçe şehit olmak kararında idiler.

Seyit Rıza'nın en yakın yardımcısı ve Kürt milliyetçiliğinin gerçekten eşsiz
mücahidi ve fikri dehası, Ali Şer'di. Ali Şer'in mukavemet hareketi içindeki
rolünü ve kişisel meziyetlerini bilen Alpdoğan, O'nun başına büyük mükafat
vaad ediyor ve devamlı olarak bu işi yapanın mazhar olacağı büyük dünyalığı
ve Dersim'in de böylece kurtulacağını ilan etmekte idi.

Seyit Rıza'nın akrabalarından Rehber (ötedenberi Seyit Rıza'ya içinden
düşman, kıskanç ruhlu ve hain mizaçlı bir insandı) gece evine misafir olarak
gittiği Ali Şer'i,
Ağdat köyündeki ikametgahında kahpece katletti. Ve eşiyle
birlikte Ali Şer'in kafasını kesmek suretiyle, Elazığ'da bulunan cellatbaşı
Alpdoğan'a götürdü. (41)

Bu dehşetengiz cinayet olayına ve Seyit Rıza kuvvetlerinin Kozluca mev-
kiinde bir pusuya düşerek büyükçe telafat vermesine rağmen, savaş bütün
şiddetiyle devam ediyordu. Özellikle genç Şahine Baxtiyari'nin komuta ettiği
Kürt Kuvvetleri, hükümet kuvvetlerine büyük kayıplar verdirttiler. Ve Batı
Dersim'den hükümet kuvvetlerini geriye püskürttüler.

Yazın sonlarında, birara savaş sakinledi. Bu, zorun sökmediğini gören hü-
kümetin, perde arkasında tertiplediği bir başka oyunun sahneye konması için,
başvurulan taktik bir manevradan ibaretti;

Hükümet, Erzincan Valisi kanalıyla Seyit Rıza'ya müracaat ederek
konuşma teklifinde bulundu. Zira vali, ötedenberi Seyit Rıza'nın şahsi dostlu-
ğunu ve güvenini kazanmış biri olarak bilinmekte idi. O'nun vasıtasıyla yapı-
lan teklife ve yeminlerle verilen teminatlara inanan Seyit Rıza, maiyetinde bu-
lunan  en  yakın  adamlarından  bir grupla  Erzincan'a  geldi  ve  aynı  gün

(41) Ali Şer, Seyit Rıza'nın en yakın fikir ve silah arkadaşı idi. Okumuş, ileri görüşlü, şair ve
gerçek bir halk aydını olarak isim yapmıştı. Dersim'de Kürt milli varlığının dinamizmi ve diren-
cinde, Seyit Rıza'nın sağ kolu olmuştu. Bütün bu meziyetleri, O'na ırkçı- faşist hükümetin neden
diş bilediğini izah eder. İşte Ali Şer'i, kendisine yemek hazırlamakla meşgul bulunduğu bir sırada,
arkadan kalleşçe ve kahpece Rehber'e öldürten nedenler bunlardı.

Ali Şer'in sırtından vurularak şehit düştüğünü gören eşi Zerife (duygulu, cesur, fedakar ve
eşinin en yakın yardımcısı idi) bir yandan O'nun cesedine sarılarak
"Sıma xainû havale mın
kışt!" (siz hainler eşimi öldürdünüz!) feryadıyla sarsılırken, öbür taraftan da, tabancasını çekmiş
ve sekiz kişilik hıyanet çetesinin en azılılarından olan Pılvanklı Efendi'yi alnından vurarak gebert-
miştir. Ve kendisi de diğer namertlerin kurşunlarıyla, şehit düşerek kocasının cesedi üzerine
yığılmıştır.

müzakere yerine (!) tevkif edildi, 5 Eylül 1937. En adi bir eşkıya, bir gangster
kadar bile sözüne sadık olmayan hükümetin gerçektert bu utanılacak basit ve
namert hilesi karşısında, kanı beynine sıçrayan yaşlı lider, vilayet konağından
çıkarken, etrafını çeviren büyük halk kalabalığına doğru dönerek, haykıran
bir sesle: "Hukıtmata beşeref û zureker!" (Yalancı ve şerefsiz hükümet!)
sözlerini söylemiştir.

Birkaç hafta sonra, Şahin'de şehit düşünce, Dersim Mukavemet Hareketi,
tamamen başsız kaldı. Yine de kıştan önce, hükümet kuvvetleri Dersim'i kon-
trollarına alamadılar ve yukarda da söylediğimiz gibi, Elazığ'a geri çekilmek
zorunda kaldılar.

1937-1938 kışında, Hükümet ilgilileri, Dersim'de harekatın bittiğini, ka-
nun kaçaklarının teslim olduklarını ve Dersimlilerin hükümete sadık bulun-
duklarını Türkiye ve Dünya halk oylarına ilan ettiler.

Fakat bu kocaman yalandan ancak birkaç ay sonra, başbakan Celal
Bayar:
"İki büyük ordunun bu yaz da Dersim'deki manevralarına devam
edeceğini... Ve asi eşkıyaların medenileştirileceğini(!?)..."
söyleyecektir.

1938 BÜYÜK DERSİM KATLİAMI

Liderlerinin birer birer ortadan kaldırılmalarından sonra, Dersim Mukave-
met Kuvvetleri (özellikle Batı Dersim'de) tamamen başsız kalmışlardı. 1938
Baharında, hükümet "Bütün silahlarım teslim edecek olan asilerin afedi-
leceğini!" ilan etti. Bu çağrı üzerine Hükümet Kuvvetlerine teslim olan ve si-
lahlarını veren
Karabal, Ferhad, Pilvank, Şex Memcdan ve Karacaseyitleri he-
men tamamen imha edildiler. Arkasından Mazgirt Kureyşan Aşireti
mensuplarıyla, Yusufan, Baxtiyar Kürtlerinin de çoğunluğu kadın, çocuk, em-
zikli, gebe, ihtiyar farkı gözetilmeksizin, kitleler halinde, çoğu defa da süngü-
lenmek suretiyle yok edildiler.

Yazın sonlarına doğru Nazimiye'nin Hormekan, Kureyşan, Alan ve Maz-
gird'in bir kısım Bamasuran mensupları da aynı şekilde zehirli gaz bombaları,
süngüler ve cesetlere dökülerek ateşlenen petrol yangınlarıyla yokedildiler.

Dünya tarihinin şahit olduğu en korkunç, en tüyler ürpertici bir jenosid
hareketi idi bu. Bir kavim, bir millet sırf boyun eğmediği ve sırf köleliği, asi-
milasyonu reddettiği için, kendi ecdatlarının, kendi öz anayurdunun bağrında
petrolle, gaz bombalarıyla, kurşunlarla, süngü darbeleriyle küme küme, grup
grup yok ediliyordu...

1938 Eylül ve Ekim aylarında Dersim artık bir virane idi. Bu çetin ve dıl-
hıraş [yüreği tırmalıyan-NM] günlerin insan havsalasına [havsala: kursak, mi-

de, mecazi anlamda; sabır-NM] sığmayan cinayet hikayeleri ve acı hatıraları,
bugün de bütün dehşetiyle anlatılmakta ve özellikle o günleri yaşayıp ta ha-
yatta kalabilmiş olanlar tarafından en ince teferruatına kadar bilinmektedir.

Binlerce Dersimli genç kız, namuslarını kurtarmak için, Kürdistan şehit-
lerinin kanlarıyla kıpkırmızı akan Munzur sularına, kendilerini kayalıklardan
atarak, zulme ve insanlık dışı muameleye, insan ruhunun en yüksek davranışı
ile cevap veriyorlardı. Davar sürülerini beklemek için, imha edilmek üzere
bekletilen gruplardan çobanlık için seçilenler, şehitlik mertebesinden alıkon-
mayı reddetmiş ve yakınlarıyla birlikte ölmeyi tercih etmişlerdi.

Ordu yetkililerinden Erzurum Kolordu Komutanı, Tcvfik Paşa yetkililerd-
en daha insani muamele yapılmasını istediği için, gen çektirilmiştir. Aynı ko-
lordu subaylarından Binbaşı Hayri, mitralyoz ateşine tutularak öldürülen
kadınların kucaklarında bulunan küçük yavruların kurşun yedikçe hoplayıp
zıplamalarından dehşete kapılmış ve bunlardan birini kendi öz çocuğuna ben-
zettiği zaman da, düşüp bayılmış ve daha sonra akli melekelerini kaybetmişti.
Bütün bunlar, tarihin gördüğü en zalim, en barbar, katliamlarından biri olan
Dersim Faciası nın binlerce olaylarından sadece birkaçıdır.

Cıvraklı büyük Kürt halk şairi Seyit Qazi'nin o günleri anlatan yürekler
parçalayıcı ağıtlarından birinde, Dersim Faciası şöyle dile getirilmektedir:

 

Dersimi vera sona kare,

Mordemke sonora Dersimi ser cero yene vence şin û şnvare
Cenu xo do dewursu sero, "vane zoro zoro derde cigera hare".
Ne zalimime dina xorte Dersimi qırkerde cer û cor kerde te vırare

Dersimi sero mız û dımano,

Usar navvo ame, derde mare pepug û sosın gıle kovvura niso bnvano

Kami zot dave pıro, vake "mırode perune çimde bımano".

Ne zalimine dina ferman do, vato "Dersimde az nemano!"

Dersim'iıı önü sarp ve kayalıktır

Dersim'e uğrıyaıılar, feryat ve çığlık sesleriyle sarsılacaktır.
Beşiklere kapanmış kadınlar, ciger(evlat) derdi herşeyden zordur diyorlar,
Bu dünyanın zalimleri, Dersim'iıı gençlerini öldürmüş ve bir baştan bir
başa istif etmişlerdir.

Dersim'iıı üstü sisli ve dumanlıdır,

Bahar geldi, bizim derdimize pepug dağların tepelerindeki sasında ötsün,

Kim böylesine beddua etti ki,  "Tüm Dersindiler muratsız ve mutsuz

ölsünler."

Bu dünyanın zalimleri emir göndermişler:" Dersim'de tek canlı kalmasın!"

Evet, Dersim'de bütün 1938'in uğursuz yazı boyunca kan gövdeyi götür-
dü. Dersim en gözde evlatlarını, yiğitlerini, gelinlerini, yavrularını, genç kızla-
rım kaybetti. Fakat Dersim o yaz yine de teslim olmadı.

Demenan aşiretinin kahraman evlatları, teslim olan bütün Dersirnlilerin
toptan kılıçtan geçirildiklerini bizzat gözleriyle görünce: "Son ferdimize kadar
çarpışacağız ve asla bu zalimlere teslim olmayacağız..." diye yemin ettiler. Bu
kutsal yeminlerine sonuna kadar sadık kalan yiğit Demenanlılar, lvıse
Seykalilerin,
Sile Pıtlerin komutasında, Kutu ve Laş Derelerinde, hükümetin
ırkçı-faşist kuvvetlerine darbe üstüne darbeler indirdiler. Bir müddet sonra
Xıde Ale İsme komutasındaki Haydaran kuvvetleri de Zel mıntıkasında,
hükümet kuvvetlerine yüklendiler.

Yaz başlarında savunmasız, silahsız Kürt halkını süngüden geçirirken, en
ufak merhamet göstermemiş olan ırkçı-faşist hükümet askerlerine Demenan-
lılar da aman vermediler. Sonbaharda ordu birlikleri büyük kayıplar vererek
Demenan mıntıkasından geri çekilmek zorunda kaldı. Ve 1942 yılına kadar
da Dersim'de asla çarpışmaların arkası kesilmedi ve hiçbir zaman tüm
Dersimlileri yok etmek iktidarını gösteremiyen hükümet, yeniden "umumi af"
çıkarmak zorunda kaldı.