Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

Dersim Inancı’nda
HIZIR

(ASPARÊ ASTORÊ QIRI/ BOZAT’IN SÜVARISI)

Yalnız Çharekli Aşiret Tanrısı Değil, Bütün Dünyanındır!
Her Yerde Hazır ve Nazırdır!
Dara Düşenin Dostu ve Kurtarıcılar Kurtarıcısıdır!
Yoksulların, Yaşlıların ve Kimsesizlerin Babasıdır!
ONUN RESMI MEKÂNI: BAZI DERSIM GÖLLERIDIR!
Her Yıl “Hızır Ayı” Geldiğinde Dersimlileri Ziyaret Etmektedir!

Munzır COMERD


 Dersimlilerin Alevi olduğu aşikârdır. Zaten bunu tartışma konusu yapan da yok. Ama bu halkın bazı inançları var ki, üstü örtülü olduğundan şu son yıllara dek gizemini korumuşlardır. Bunları Alevilikle açıklamaya kalkışanlar bu işin içinden çıkamadılar. Kimisi de, bir daha bahsi geçmesin diye bunların üstünü örtmeye çalıştı. Işte söz konusu bu inançlardan biri de Hızır’ıdır.

        Bu insanların inancını incelediğimizde, görüyoruz ki ininç dünyaları yalnız Hızır’la sınırlı değil. Kapsamı bugüne değin bilinenden daha da zengin. Hızır’ın yanında Duzgın1, Duzgın’ın Askerleri2 (Eskêrê Duzgıni), Khurês3, ev ve aile tanrısı4 (wayırê çêi), hayvanlar tanrısı5 (wayırê mali), kutsal yer ve yatır tanrıları (wayırê jiar u diaru), aşiret tanrıları (wayırê aşiru), ocak ve bava tanrıları (wayırê bavau), Evdıl Musa6, Evdıl Musa’nın Askerleri7 (Eskêrê Evdıl Musai)... gibi daha birçok motifi sayabiliriz.    

        Dersimlilerin Alevi olmalarına rağmen, diğer Alevilerde olmayan yukarıda bazılarını saydığımız türden inançlarının tümüne birden “Dersim Inancı”8 diyoruz. Bunlardan bir kısmına bundan önceki yazılarımızda eğilmiştik. Sözkonusu bu yazılarda yer yer, az da olsa Hızır’dan söz edildi. Hatta, sadece Hızır’ı kapsayan kısa bir yazı da kaleme aldık.9 Ama hiç kuşkusuz bunların hepsi de Hızır’ı açıklamak için çok yetersizdi. Bu eksikliği gidermek için Dersim folklorunun ışığında, Hızır’ın Dersim Inancı’ndaki konumunu bütün boyutlarıyla ayrıntılı olarak burada irdelemek istiyoruz.

        Dersim Inancı’ndan söz edildiğinde, ilkin Hızır’ın adı gelir akla tabii. Bunu ilk saptayan yalnız biz değiliz, bizden önce de bu yönde görüşlerini açaklayanlar var. Üstelik bunlar yalnız Dersimli de değil. Yabancılardan tutun da devlet görevlilerine kadar daha birçok kişinin adı var bu fikrin ardında.

        Bunun nedeni, Hızır’ın Dersim Inancı’ndaki etkisi ve ağırlığıdır. Ve hiç çekinmeden büyük bir gönül rahatlığıyla söyliyelim ki, bu gerçek yabancılara da yansıyor elbette. Yani bu onların gözünden de kaçmıyor. Ama bu arada Hızır’ın Asya kıtasındaki ünü de unutulmamalı. Dersim halkından başka, daha birçok halkın inanç, kültür ve mitolojilerinde Hızır’ın adını saptamak mümkün.

        Anadolu’da Dersimlilerin dışında, konuştukları dil ne olursa olsun diğer Aleviler de inançlarında Hızır’a yer vermekteler. Ama bu Dersim Inancı’ndan bir hayli uzaktır. Hatta Müslüman Türk ve Kürt’lerin inanç ve kültürlerinde de buna rastlıyoruz. Örneğin; Türk’lerde “Dede Korkut”10 kitabını ve Kürt’lerde de “Sîyabend û Xecê”11 masalını burada anabiliriz. Fakat bilindiği üzre, Islam’ın Hızır’a pek öyle memnuniyet verici bir yaklaşımı yok ve olamaz da. Kuran’da bu konu da ele alınıp çerçevesi çiziliyor. Bu nedenle de Hızır’ın hareket alanı çok sınırlı.

        Şunu söylemek istiyoruz; Hızır’ın Dersim Inancı’ndaki yeri Khurês ve Duzgın’ın bu inançtaki yerine tıpa tıp benzemiyor. Yani o, daha birçok halkın inancında yer almaktadır. Fakat biz burada bunları kıyaslamaya kalkmıyacağız, zaten bu bizim işimiz de değil. Yapmak istediğimiz, Dersim inanç, kültür ve mitolojisinde Hızır’ın yerini araştırmaktır. Dersim’de Hızır kimdir? Karakteri ve özellikleri nelerdir? Dersim halkını sosyal açıdan nasıl etkiliyor? Inanç ve ibadette kendisine nasıl hizmet ediliyor? Ortaya çıkacak resimle Dersim’in ayrıcalığı kendiliğinden belirecektir.

        Ilk elden hemen şunu da belirtmek istiyoruz; Dersim’de herkes Hızır’a yönelik olarak aynı ortak inancı paylaşmıyor. Bu durumun önemli bir nedeni de var tabii. Bilindiği gibi Dersim’de on iki Alevi Ocağı bulunmaktadır.12 Bunlardan kimisi Türkçe, kimisi Kürtçe ve kimisi de Dersim dilini yani Zazaca’yı konuşmaktadır. Şüphesiz, bunların renkleri de Dersim’in inanç ve ibadetine yansımaktadır.

        Dersim halkının Zazaca konuşan kesimi çoğunlukla Khurêsli13 Ocağı’na bağlıdır. Khurêsliler inanç ve ibadetlerini Dersim diliyle yürütmekteler. Ve biz Dersim Inancı’yla bu kesimin görüşlerini yansıtmaktayız.

 

A-HIZIR

 

        Hızır’ın Dersim Inancı’ndaki karakterini ele almanın zamanı geldi artık. Her halkın inancında dua, dilek ve bedduaların olduğu biliniyor. Zaten dua ve dilekler olmaksızın ibadet edilemiyeceği ortada... Dersimliler de ibabette bunlara çok yer verirler. Tabii ki bu dua ve dileklerini yalnız Hızır’a yöneltmiyorlar. Dersim’in bütün tanrılarını hem de ad ve ünvanlarıyla bu dualarda dile getirlir.

        Hızır’ın değişik ad ve ünvanlarla anıldığı bu dua ve beddulardan birkaçını burada vermeyi düşünüyoruz. Bunlar, Hızır’ın karakterini belirlemede önemli bir kaynaktır. Dersimlilerin Hızır’a bakış açısı bunlara yansıdığı gibi, ondan ne tür dileklerde bulundukları da gözler önüne seriliyor. Daha da önemlisi, Hızır’ın özelliklerini içeren bazı önemli ipuçlarını da beraberinde taşıyor.

        Derlediğimiz dualardan bazılarını sıralıyoruz14:

 

        - Hızır (Comerd Xızır/ Cömert Hızır) gariplerin yoldaşıdır!

        - Hızır (Cansenık Xızır/ Tezcanlı Hızır) gariplerin yoldaşıdır!

        - Hızır (Asparê Astorê Qıri/ Bozat’ın Süvarisi) bize merhamet eylesin!

        - Hızır (Asparê Astorê Qıri/ Bozat’ın Süvarisi) akıbetimizi hayırlı etsin!

        - Hızır (Asparê Astorê Qıri/ Bozat’ın Süvarisi) kendi elleriyle kuru ile yaşı birlikte yakmasın!

        - Tezcanlısın Hızır bizi sahipsiz koma!

        - Hızır (Meymanê Khalıki/ Ceddimin Konuğu) bakidir!

        - Hızır (Meymanê Khalıki/ Ceddimin Konuğu) bizi elden ayaktan etmesin!

        - Hızır (Meymanê Khalıki/ Ceddimin Konuğu) bizi yatağa mahküm etmesin!

        - Hızır (Meymanê Dewrês Sılemani/ Dewrês Sıleman’ın Konuğu) hayırlı olanı yapsın!

        - Hızır (Meymanê Dewrês Sılemani/ Dewrês Sıleman’ın Konuğu) hayırlısı neyse onu nasip etsin!

        - Hızır, çoluk çocuğumuzun içine kıvılcımını atmasın!

        - Hızır sizde hata görmesin!

        - Hızır imdatınıza yetişsin!

        - Hızır sizden darılmasın!

        - Hızır seninle barışık olsun!

        - Hızır imdatımızda yetişendir!

        - Hızır’ın emanetindeyiz!

        - Hızır (Xızıro Khal/ Aksakallı Hızır) senin elinden tutsun!

        - Hızır (Xızıro Khal/ Aksakallı Hızır) çoluk çocuğumuzun yakasını zalimlerin eline vermesin!

        - Hızır, senin yıldızını onlara sevdirsin!

        - Hızır (Xızırê Gavanu/ Güçlükleri Aşan Hızır) işini yola koysun!

        - Hızır çetin engelleri yıksın!

        - Hızır bükük boynunu doğrultsun!

        - Hızır (Xızırê Serê Dengız u Deryai/ Deniz ile Deryaların Üstündeki Hızır) seni muradına erdirsin!

        -Senin davanı Hızır’a (Xızıro Khal/ Aksakallı Hızır) veriyorum!

        - Hızır, ateşini tutup çoluk çocuğumuzun içine atmasın!

        - Hızır’ın sesi her yere yetişir!

        - Ya Hızır! sen bize sahip çık ve koru!

        - Ya Hızır! sen bizi Kırat’ın (Qır) tırnağına bağışla!

        - Ya Hızır! kendimi senin bahtına atıyorum!

        - Ya Hızır! sen toz serpip izini yok etmeyesin!

        - Ya Hızır! sen bahtımızı hayırlı eyleyesin!

        - Ya Hızır! sen imdatımıza gelesin!

        - Ya Hızır! sen gariplerimi yolda yolakda komayasın!

        - Ya Hızır! sen hayırlısıyla bu işimizi yoluna koyasın!

        - Ya Hızır! (Yimdatê Khalıki/ Ceddimin Imdadı) sen bize yetiş!

        - Ya Hızır! (Asparê Tayê Qıri/ Boztay’ın Süvarisi)

        - Ya Hızır! ( Asparê Tayê Qıri/ Boztay’ın Süvarisi) sen bize yetiş!

        - Ya Hızır! (Ya Asparê Astorê Qıri!/ Ya Bozat’ın Süvarisi!) Nuh Peygamberin darına nasıl yetiştinse, bizim darımıza da öyle yetişesin!

        - Ya Hızır! rızk dağıtıcı! çoluk çocuğumuzun rızkını sen veresin, sen azaltmayasın!

        - Ya Hızır! sabahın aydınlığına binlerce kapı açan! duamızı sen kabul eyle!

        - Ya Hızır! sen kurtarıcılar kurtarıcısısın! kimsesizlerin babasısın!

        - Ya Hızır! sen varsın ki varsın!

        - Ya Hızır! dar günün dostu!

        - Ya Hızır! senin vicdanına kaldım!

        - Ya Hızır! gariplerimi senin vicdanına bıraktım ve sana emanat ediyorum!

        - Ya Hızır! sen dert ve keder canımıza koma!

        - Ya Hızır! sen tezcanlısın!

        - Ya Hızır! (Xızıro Khal/ Aksakallı Hızır) imdadımıza yetiş!

        - Ya Hızır! biz çalışıp kazandık, emeğimizi yiyebilmenin mutluluğunu yaşıyalım!

        - Ya Hızır! bize hayırlı bir yer nasip eyleyesin!

 

        Derlediğimiz beddualardan bazılarını sıralıyoruz:

        (Huzurdakileri sakınsın!)

 

        - Hızır Feleğin ocağını batırsın!

        - Hızır sizin ocağınızı batırsın!

        - Hızır seni yüzükara etsin!

        - Hızır seni taş etsin!

        - Hızır senin devrini bitirsin!

        - Hızır senin tepene vursun!

        - Hızır evinin ocağını söndürsün!

        - Hızır seni zehir zıkkıma bulaştırsın!

        - Hızır senin boynunu devirsin!

        - Hızır (Xızıro Khal/ Aksakallı Hızır) sana dermansız dert versin!

        - Hızır onu hastalığa boğsun!

        - Hızır başına bindirsin!

       

DERSIM INANCI’NDA HIZIR

HAK OLARAK BILINIR!

 

        Çocukluğumuzda, Hızır’a dair büyüklerimizden dinlediğimiz ilk söylencelerden biri şudur:

 

        “Hızır (Xızıro Khal/ Aksakallı Hızır), bir ilaç yapar ve bunu bir saksağana verir der ki,

        - Bu ilacı götürüp insanların üstüne serpiştir ki, artık uzun ömürlü olsunlar, çok erken yaşlanmasınlar!

        Saksağan gelip bir çam ağacına konar. Ve Hızır’ın sözünde durmayarak ilacı onun kulları yerine kendi başına serper. Bu arada ilaç ortalığa saçıldığından, bundan hem çam ağacı ve hem de ağacın altında bulunan bir yılan nasibini alır.

        Bu nedenle insanların ömrü kısadır. Ama saksağanın, çamağacının ve yılanın ömrü bir hayli uzun.”

 

        Hızır’ın Dersim Inancı’ndaki yeri ve önemini bu söylence çok etkileyici bir biçimde gözler önüne seriyor. Öyle anlaşılıyor ki insanla hayvanın ve hatta bütün doğanın ömrü Hızır’a bağlıdır.

        Bir Dersimliye “Hızır hangi donda görünür?” diye sorulacak olsa, alınacak yanıt hiç kuşkusuz şu olur: “Hızır; hayli kocamış, uzun ak sakallı, beyaz giyisilere bürünük, elinde asası ve altında beyaz bir atı olan bir kişi görünümündedir. O, her yerde hazır ve nazırdır.”

        Bu söylenenler Hızır’ın hangi donda göründüğünü açıklamaktadır, ama kimdir bu Hızır? Şimdi bu konuyu biraz irdeliyerek aydınlatmaya çalışalam.

        Burada öncelikle bava15 ve tikme’lerin16 görüşlerine başvuralım. Hızır’ın kimliği hakkında bakalım onlar ne düşünüyor.

        Bava Hesenê Kolu17 Hak’ka yakarırken şöyle diyor:

 

        “Gün doğuyor,

        Bozat gözükmekte

        Bozat bir çiçekdir

        Süvarisi de tanrılara özgü gizemli renkte!

        Her kim ki Hak’ka, Hızır’a yakarırsa

        O, daima böylesinin yanındadır!”

 

        Bava Hesen’in bakış açısı Hak ile Hızır’ın bir olduğu yönünde. Yani her ne kadar Hak veya Hızır diyorsa da, bunların ikisi de bir kimliği temsil etmekteler.

        Wuşenê Tikmey yaklaşımı nasıl?

 

        “Darımız olanda,

        Hızır, sakın gecikme

        Bu dünyanın Hak’kı sensin,

        çoluk çocuğumuzu öksüz koma!”18

 

        Wuşenê Tikmey de Hızır’a Hak olarak bakıyor. Ona kalırsa Hızır, bu dünyanın Hak’kıdır diye fikrini belirtiyor.

 

        Bava Hesenê Baskoye19 (Başköylü Hasan Efendi) de aynı düşünceleri paylaşıyor. Bu anlayışını Türkçe olarak yazdığı şiirlerinden birine şu dizelerle yansıtıyor :

 

        “Allah hem Hızır idi hem nazır idi

        Darda kalanlara kavuşur idi!”20

 

        “Sılo Feqir” adlı ezgi Dersim’de çok ünlüdür, her yörede tanınır. Dersim’in en eski türkülerinden olup variyantları çoktur. Bunun bir variyantını da Serdar kasete okuyor. Bu variyantta şu dizeler de geçiyor:

 

        “Şu yaşlı halimle, vardım Mose’nin21 yanıbaşına

        Köyün yatırı bana bir tasın içi gibi görünüyor

        Köyün yatırı bana bir aynayla tasın içi gibi görünüyor

        Hızır, eğer tanrılık (heqeni) yapacaksan dar günde yetişmelisin!”

 

        Bu türküdeki görüş de oldukça net.

        Biz, bu soruyu Bava Dewrês’e22 de yönelttik, dedik “Bava! Hızır kimdir? Bize bunu biraz açıklayabilir misin?”

        Bava Dewrês, bu sorumuzu şöyle yanıtladı:

 

        “Hızır’ın rahmetine kurban olayım! Hızır, yoktan var eyleyendir. Arşı (gök,uzay), kürsü (yer,dünya) laukalemi (lâ-kelâm, gayet kesin,MC) hükmeden Hızır’dır. O, Hak’dır. Şu bilinen evrenin Hak’kı var ya, odur. Dünyayı yapan, emir veren, eden odur. Hızır Hak’tır. Biz O’na Hızır da diyoruz, Hak da diyoruz. Binbir türlü ismi var.”

 

        Bava Dewrês’in verdiği yanıt gayet açık. Üzerinde durmadan geçiyoruz.

        Hızır’ın Dersim Inancı’nda Hak olduğu, yani tanrı olduğu orta yerde durmakta. Bu konuda verilen yanıtlar öyle net ki, bundan sonra söylenecek bir tek sözcük bile fazladır bizce.

 

DERSIM INANCI’NDA HIZIR’IN

1001 AD VE ÜNVANI BULUNMAKTA!   

 

        Dersim Inancı’ndaki tanrıların birçoğu birden fazla ad ve ünvanla anılırlar. Bu kural Hızır için de geçerli elbet. Üstelik Hızır’ın ad ve ünvanları sayısız olduğundan bunları bir başka tanrınınkilerle kıyaslamak mümkün değil. Dersimliler bunu zaten kendi ağızlarıyla ifade etmekteler.

        Örneğin, Bava Rızaê Garşiye23 Şah Hatai’den Türkçe bir deyiş söylüyor. Bu deyişin iki dizesini buraya alıyoruz:

 

        “Binbir ismin var, biri de Hızır

        Her nerede çağırsam orada hazır!”

 

        Biz bu deyişi üç ayrı bava’dan derledik, yalnızca Bava Rıza’da bu dizelere rastlıyoruz. Dersim Inancı’nda Hızır’ın binbir adı olduğundan Bava Rıza da bu anlayışı kendi dizeleriyle okuduğu parçaya yansıtıyor.

        Tıpkı dua ve beddualarda olduğu gibi Hızır’ın ad ve ünvanlarına bakarak da onun karakteristik özellikleri hakkında insan bir fikir sahibi olabilir. Türkçe anlamlarını yine parantez içinde bulacaksınız.

        Hızır’ın ad ve ünvanlarından bazıları şöyle:

 

        - Asparê24 Qıri, (Boz(at’ın) Süvarisi)

        - Asparê Serê Qosani25 ,(Koşan Dağının Atlısı)

        - Asparê Bağıra Sıpiye26, (Bağır Dağının Atlısı)

        - Asparê Tayê Qıri, (Boztay’ın Süvarisi)

        - Asparê Gedıgu, (Engellerin Atlısı)

        - Asparê Serê Gedıgi, (Engelleri Aşan Atlı)

        - Asparê Qırê Gerde Sisi, (Gerdanı Beyaz Bozat’ın Süvarisi)

        - Asparê Berz u Alçaği, (Yücelerle Alçakların Atlısı)

        - Bozatli Xızır, (Bozatlı Hızır)

        - Bımbarek27, (Mübarek)

        - Cenabi Heq, (Cenabı Hak)

        - Comerd Xızır (Cömert Hızır)

        - Dersedarê Dewrês Sılemani28, (Dewrês Sıleman’ın Öğretmeni)

        - Dersedarê Dewrês Mıstefay29, (Dewrês Mıstefa’nın Öğretmeni)

        - Destedarê Dewrês Mıstefay, (Dewrês Mıstefa’nın Yardımcısı)

        - Hawarê Khalıki, (Ceddimin Imdadı)

        - Heq, (Hak)

        - Heqê Homete, (Dünya Alemin Hak’kı)

        - Hezreti Xızır, (Hazreti Hızır)

        - Iqrardarê Çaremine Bırau30, (Dörtkardeşin Ikrarı)

        - Iqrarkariyê Pirê Xanıku31, (Pirê Xanıku’nun Ikrarı)

        - Iqrarê Dewrês Sılemani, (Dewrês Sıleman’ın Ikrarı)

        - Khalo Sıpe, (Aksakallı Koca)

        - Khal Xızır, (Koca Hızır)

        - Meymanê Dewrês Qemeri32, (Dewrês Qemer’in Konuğu)

        - Meymanê Ana Yemise33, (Ana Yemise’nin Konuğu)

        - Meymanê Khalıki, (Ceddimin Konuğu)

        - Meymanê Mezela Sıpiye34, (Mezela Sıpiye’nin Konuğu)

        - Meymanê Khal Oli35, (Khal Oli’nin Konuğu)

        - Meymanê Meymanu, (Konuklar Konuğu)

        - Meymanê Dewrês Sılemani, (Dewrês Sıleman’ın Konuğu)

        - Meymanê Qızılbêli36, (Kızılbel’in Konuğu)

        - Meymanê Dewrês Usıvê Tozılce37, (Tozılceli Dewrês Usıv’un Konuğu)

        - Meymanê Dewrês Ali38, (Dewrês Ali’nin Konuğu)

        - Meymanê Dewrês Khakıli39, (Dewrês Khakıl’ın Konuğu)

        - Meymanê Pirê Xanıku, (Pirê Xanıku’nun Konuğu)

        - Meymanê Çê Hesenê Dewrêsi, (Hesenê Dewrêsi gilin Konuğu)

        - Meymanê Zargovıti40, (Zargovit’in Konuğu)

        - Meymanê Hetê Seri, (Başköşenin Konuğu)

        - Meymanê Dewrês Kêkıli41, (Dewrês Kêkil’in Konuğu)

        - Meymanê Hewsê Qızılbêli42, (Kızılbêl Yatırının Konuğu)

        - Meymanê Dewrês Hesenê Deri43, (Dereli Dewrês Hesen’ın Konuğu)

        - Meymanê Khal Ferati44, (Khal Ferat’ın Konuğu)

        - Mordemê Gavanê Çetıni, (Çetin Engellerde Yetişen)

        - Mordemê Saata Tenge, (Dar Günlerde Yetişen)

        - Qılauzê Aliyê Sılemani, (Aliyê Sılemani’n Kılavuzu)

        - Qılauzê Çê Aliyê Çholaxi45, (Aliyê Çholaxi gilin Kılavuzu)

        - Qılauzê Yıxır Goli46, (Yıxır Gol’un Kılavuzu)

        -Qılauzê Xızırê Koê Seri, (Koê Seri Hızır’ının Kılavuzu)

        -Qılauzê Meymanê Khal Oli, (Khal Oli Konuğunun Kılavuzu)

        - Qılauzê Mezela Sıpiye, (Mezela Sıpiye’nin Kılavuzu)

        - Qılauzê Golê Xızıri47, (Golê Xızıri’nin Kılavuzu)

        - Qıratli Xızır, (Kıratlı Hızır)

        - Xızırê Koê Seri, (Koê Seri’n Hızır’ı)

        - Sıpellaê Serê Qosani, (Koşan Dağının Beyazlısı)

        - Sıpellaê Serê Bağıra Sıpiye, (Bağır Dağının Beyazlısı)

        - Seisê Qıri, (Bozat’ın Seyisi)

        - Seisê Gılê Seri, (Doruğun Seyisi)

        - Şiwariyê Astorê Qıri, (Bozat’ın Süvarisi)

        - Wostaê Gavanê Çetıni, (Çetin Engellerin Ustası)

        - Wayır48, (Tanrı)

        - Xızır, (Hızır)

        - Xızır Aley Selam, (Hızır Aley Selam)

        - Xızıro Khal, (Koca Hızır)

        - Xızırê Bonê Taseniye49, (Bonê Taseniye’nin Hızır’ı)

        - Xızırê Serê Dengız u Deryay, (Denizle Deryaların Üstündeki Hızır)

        - Xızırê Pırdê Suri, (Pırdê Suri’n Hızır)

        - Xızırê Koê Seri, (Koê Seri’n Hızır)

         - Xızırê Çewlıge, (Çewlıge’nin Hızır)

        - Xızırê Tenganiye, (Dar Günün Hızır’ı)

        - Xızırê Kêlek u Gemiye, (Kelekle Gemilerin Hızır’ı)                          

        - Xızır Nebi, (Hızır Nebi)

        - Xızır Qazi, (Gazi Hızır)

        - Xızıro Cansenık, (Tezcanlı Hızır)

        - Xeberdar, (Haberci)

        - Xeberdarê Xeberdaru, (Haberciler Habercisi)

        - Xelas, (Kurtarıcı)

        - Xelasê Xelasu, (Kurtarıcılar Kurtarıcısı)

        - Yimdatê Khalıki. (Ceddimin Imdatı)

 

HIZIR’IN ATINA DERSIM’DE

“ASTORO QIR” (BOZAT) DENIYOR!

 

        Dersim Inancı’nda Duzgın’ın atlı olduğu bilinmektedir. Onun atını “Kimet”50 (Doruat) diye adlandırırlar. Bu nedenenle de Duzgın’ın ad ve ünvanlarından biri “Asparê Astorê Kimeti”dir51 (Doruat’ın Süvarisi). Ayrıca, kutsal yer ve yatır tanrıları da atlıdırlar. Tabii “Duzgın’ın Askerleri” (Eskêrê Duzgıni), söz konusu bu yer ve yatır tanrılarından oluşmakta. Verdiğimiz bu örneklerle Dersim Inancı’daki birçok tanrının atlı olduğunu vurgulamak istiyoruz. Khurês olmasa da Hızır atlıdır. Hızır, yalnız bu halkın inancında değil, onu sapiplenen daha birçok halkın inancında da atlı olduğunu belirtmeden geçemiyeceğiz.

        Hızır’dan söz edildi mi Bozat’ı da (Astorê Qıri) anımsamak gerekir. Inancımızda, Bozat (Astorê Qıri) Hızır’dan onun gölgesiymiş gibi kopmuyor. Hızır yaşlı, uzun aksakallı, beyazlara bürünük, elinde asası olan bir tanrı. Bozat, adından da anlaşılacağı gibi Hızır’a benzer biçimde beyaz.

        Hızır’ın bindiği bu beyaz atın adları da şunlar:

 

        - Astoro Qır, (Bozat)

        - Astoro Qıro Çiçeg, (Çiçek Bozat)

        - Astoro Qıro Dıme Henein52, (Kuyruğu Kınalı Bozat)

        - Astorê Bımbareki, (Mübarek’in At’ı)

        - Astorê Xızıri, (Hızır’ın At’ı)

        - Bımbarek, (Mübarek)

        - Qır, (Boz)

        - Qırê Xızıri, (Hızır’ın Boz’u)

        - Qıro Sis, (Beyaz Boz)

        - Tayo Qır, (Boz Tay)

 

        Dersim’deki kutsal yer ve yatırların ardında özellikle Hızır’ın adı bulunuyor. Ama, bazılarının ardında da yalnız Bozat’ın adını bulmak mümkün. Halkımız, Bozat’ı gölde görmüşse gölü, kayada görmüşse kayayı inancındaki kutsal yerler arasına almış, onu Hızır’dan ayırmayarak ayaklarının dibine kurbanlar sunmuştur.

        Bu çarpıcı gerçek Dersim’deki cemlere de yansıyor. Hak’ka yakarırken söylenen ilahiye Hızır, Bozat, Khurês ve Duzgın adlarını anarak başlıyor ve bunlarla da bitiriyorlar. Bavalar Hak’ka yakarı esnasında Hızır’ın adını andıkları oranda Bozat’ı da anmaktalar. Zaman zaman yalnız Bozat’a yakardıkları da olur. Onlar, Bozat’ın gelmesiyle Süvarisinin (Hızır) de gelmiş olacağını biliyorlar.

        Bava Hesenê Kolu diyor ki:

 

        “Senin adına kurban olayım!

        Carımıza,

         Hızır’ın Bozat’ı yetişsin!”53

 

        Bava, burada Bozat’a yakararak imdada çağırıyor. Fakat, Hızır olmadan Bozat olabilir mi? Bava Hesen’in düşünceleri burada oldukçana duru. O, ilahinin bir diğer yerinde şöyle diyor:

 

        “Gün doğuyor,

        Bozat gözükmekte

        Bozat bir çiçekdir

        Süvarisi de tanrılara özgü gizemli renkte!”

 

        Bu dizelerden de saptayabileceğimiz gibi, o, her nekadar Bozat’a yakarıyorsa da “Süvarisi”nin ondan uzaklarda olmadığını hesaplıyor tabii.

        Bava Rıza da Hak’ka yakarırken ilahide bundan sözediyor:

 

        “Gücenme bizden,

        eylen bir yol, Bozat’ının tırnağına kurban olduğum!

        (...)

        Yatırın54 önünde tepeler var senin

        Nalına, mıhına ve kerpetine canımı veririm!”

 

DERSIM’IN BAZI GÖLLERI

BOZAT’IN RESMI MEKÂNLARIDIR!

 

        Bava Rıza Kızılbel (Qızılbêl) kökenli Khurêslilerden. Bozat onun dizelerinde andığı yatıra sayısız ziyaretlerde bulunur. Kızılbel’in (Qızılbêl) kutsallığından kimse şüphe etmiyor. Ama, Bozat yalnızca burada görülmüyor, daha birçok yerde onun ayak izini görmek olası. Daha nice mekân, dağ ve bayırlarda izleri var onun. Şimdi bunların hepsi de Dersim’in kutsal yerlerinden sayılmakta. Görenler, bazılarının üstünde melakeler, bazılarının üstünde de mumların yandığını anlatmaktalar. Dersim halkı, bu yerlere ziyarette bulunurken kurbanlar adıyor, lokmalar dağıtıyor, mumlar yakıyor ve göz yaşı dökerek yakarıyor.

        Dersim’in bazı göl ve göletleri var ki bunlar Bozat’ın resmi mekânlarıdır. Yani Bozat’ın her zaman bu göllerde olduğuna inanılır.

        “Yıxır Gol” işte bu göllerden yalnızca biri. Çayırlı yöresinde Ruvet dağına yakındır. Bozat, bu gölde çok görülmüş. Her görüldüğünde “Süvarisi” (Hızır) yokmuş, ama Dersim Inancı’nda Hızır Bozat’tan uzak değil ki. Tabii Hızır’ın da bu gölde olduğuna inanırlar. Bu gölün dibinde bina görenler olduğu gibi, kimileri de kent görmekteler. Bu yöredeki Dersimliler Yıxır Gol’u sürekli ziyaret ederek ıssız bırakmıyor, kurbanlar sunuyor ve diliklerde bulunuyorlar.

        Yıxır Gol’la Bozat’ı konu alan birçok sözlü ürün anlatılıyor. Her köyde ayrı bir söylenceyi dinlemek olası.

        Bu söylencelerden birini Xalıka Gülizare55 bize aktardı:

 

        “Yıxır Gol’un yakınında adı Ağuseno Seren olan bir köy var. Burada, Murteza adında kekeme konuşan biri yaşarmış. Bunun bir kısrağı varmış. Karısının adıysa Elê(Elif). Bir gün bu karısına,

        - Elê! Ben Yıxır Gol’e gidiyorum!

der ve kısrağını alarak gider.

        Murteza, kısrağı gölün kıyısında otlarken onu kollamaya çalışır. Biraz vakit geçince bunu bir uyku tutar. Bu da yere uzanarak uykuya dalar. Bir zaman sonra uyanır. Çevresine bakıp kısrağını arar. Bir de bakar ki, Bozat gölün içinden çıkıp kıyıda bunun kısrağıyla çiftleşti. Murteza, yerinden sıçrayarak oraya doğru koşaradım gider. Onun yetişmesine kalmadan, Bozat kısrağı bırakıp göle yönelir ve suya dalarak gölün derinliklerinde kaybolur.

        Murteza’nın kısrağı Bozat’dan döl alır. Günü gelince bir yavru doğurur. Kısrağın tayı “Mübarek”e (Bozat) çok benziyormuş, tıpkı onun gibi beyaz. Murteza, tayı canından çok sevmiş. Yüreğinde, “Mübarek”den (Bozat) yine bir döl daha almayı geçiriyormuş. Bir gün yine karısına,

        - Elê! Ben bu kısrağı yine Yıxır Gol’e götürüyorum! “Mübarek’in Atı”ndan (Hızır’ın Atı) bir döl daha alsın ki yine bir tayımız olsun! der.

        Karısı uygun bulmuyor, ama Murteza onu önemsemiyor. Kısrak önde, tayı onun ardısıra göle doğru gider.

        Göle vardıklarında, kısrakla tay kıyıda otlamaya başlarlar. O da, kendi kendine oyalanır. Bir bakar ki, “Mübarek” (Bozat) ansızın suyun yüzüne çıktı ve gelip tayın boynundan kaptığı gibi gölün derinliklerine götürdü. Ardından, ne Bozat çıkar gelir, ne de tayı.

        Murteza bir süre bekler, bakar ki kimsecikler su yüzüne çıkmıyor, çaresiz boynunu bükerek kısrağını alır eve döner. Evde karısına,

        - Elê! Ben biriyle yetinmediğimden, “Mübarek” (Bozat) bana verdiğini de geri aldı ve beni eli boş eve gönderdi! diyor.”

 

        Yıxır Gol ile ilgili bir diğer söylenceyi de Bava Hesenê Kolu’dan dinledik:

 

        “Khurêslilerin “Şixu” kolundan adı “Hok” olan bir bava varmış. Kendisi bana akraba olur. Hok, Yıxır Gol’de çok kalır, buraya hizmet eder. Bunun, çok güzel bir kısrağı olur. Günlerden bir gün, kısrağının dizgirlerini tutarak, bu önde, kısrağı bunun peşinde Yıxır Gol’ın kıyısında yürüyormuş. Biraz yürüyünce dönüp arkasına bakıyor ki kısrak yok. Kısrağın gemi havada, dizginler bunun elindeymiş. Üstelik kulaklarına da ayak sesleri geldiğinden aldanmış. Meğrersem atı bunun peşisıra gelmiyormuş.

        Hok, ortalığa göz gezdirerek kısrağını arar. Kısrağı aşağılarda bir yerde, Bozat’ı da onun üstüne çıkmış haliyle bulur. Bu, koşarak yanlarına gidinceye dek kısrak dölünü alır. Bozat da kaçıp gölün sularına dalarak gözden kaybolur. Hok, bu durumu görünce işin farkına varır ki, göle dalan at Hızır’ın Bozat’ıydı.

        Vakti süresi dolunca kısrak beyaz bir tay doğurur. Kapı komşu bu taya bayılır. Gelen geçen Hok’tan bu tayı ister. Hem de karşılığında altın, mal mülk ve hatta tarla teklif edenler çıkar. Buna rağmen o, tayı kimseye vermez.

        Birgün tayla kısrağı alarak gölün kıyısına gider. Hok’ın gönlünden aslında Bozat’tan yine bir döl almak geçiyor. Bu, gölün kenarında oturup Hak’ka yakarır. Biraz geçince Bozat gölden su yüzüne çıkar ve kısrağa bir bakış bile atmadan gidip tayın yanıda durur. Sonra tayı kaptığı gibi gölün sularında kaybolur. Hok kendi kendine döğünür, el kol sallar, yalvarır yakarır her ne yaparsa bir şey elde edemez. Gölden ne Bozat çıkar, ne de tayı. Hızır, Hok’a verdiği gibi geri de alır.”

 

        Yıxır Gol’un üstünde yalnız Hok değil, daha birçok önemli kişi kalır ve hizmet eder. Bunlardan biri de Hesen Efendiyê Baskoye’dir. Hesen Efendi, Yıxır Gol’un kıyısına bir kulübe yaptırır. Birkaç tabak tencere, bıçak kaşık ve kazan ile saçayağı gibi mutfak malzemesini getirip bu kulübede bırakarak “Burayı ziyaret edenlere, kurban adayanlara gerekli olabilir.” der.

        Hesen Efendi’nin Türkçe yazdığı şiirlerinden birinde Yıxır Gol’ın bahsi şu dizelerle geçiyor:

 

        “Hasani ezelden koyun çobanı

        Ağır Göl’de kurar Ulu Divan’ı

        Ayıracak hayvan ile insanı

        Hakikat noktası varımız bizim!”56

 

        Bavalar, Hak’ka yakarırken ilahide Yıxır Gol’un adını da anmaktalar. Son yıllarda Yıxır Gol’den söz açıldı mı, Hasan Efendi’nin adı da onunla bütünleşdiğinden, peşine hemen onun adını da eklerler.

        Bava Usen Baqi, Heniyo Pil’de57 Hak’ka yakarıyor. Okuduğu ilahinin bir kesitinde şöyle diyor:

 

        “Nerede kaldın Yıxır Gol?

        Hesen Efendi, hayırlı bir kılavuz gönder bize!

        (...)

        Ya Hesen Efendi’nin kılavuzu,

        Yıxır Gol nerede kaldın?

        Divane divane köyün yanına sürdü

        Bize gücenmesin!”

 

        Bir örnek daha verelim.

        Bağır dağında adı “Gola Bağıre” olarak bilinen bir gölet bulunuyor. Burası da Hızır’ın resmi mekânıdır. Birazdan bu konuya değineceğiz. Bozat’a ilişkin olarak bu gölet hakkında şimdilik şunu söyliyebiliriz: Hızır’ın resmi mekânı olması yanında, bu gölün bir diğer özelliği de, suları dalgalanınca dalgalarının Bozat’a benzemesi ve hatta bir at gibi kişnemesidir. Bu yöreden Naçıka Zerifa58 bunları bize aktarıyor.

 

        Hızır ile Bozat’ın mekân tuttuğu bir diğer gölü de X. Xamırpêti’den öğreniyoruz.

        Yalnız burada değil, Varto yöresindeki bazı göller de yine Varto yöresinde yaşıyan Dersimliler tarafından Hızır ya da Bozat’ın resmi mekânı olarak görülüyor, kutsal yerlerden sayılıyorlar. K. Xamırpêti’n bu konuya ilişkin önemli bir yazısı Tija Sodıri adlı dergide yayımlandı.59 Burada “Gola Xamırpêti” diğer adıyla da “Gola Keske” diye bilinen bir gölün bahsi geçiyor. Bu gölde Hızır ve Bozat görülmekteymiş. Ayrıca belirttiğine göre yöredekiler bu gölden esinlenerek Hızır’a “Asparê Gola Keske” (Gola Keske’nin Atlısı) ünvanıyla da yakarıyorlar.

 

DERSIM’IN BAZI GÖLLERI DE

HIZIR’IN RESMI MEKÂNLARIDIR!

 

        Hızır, Dersim ilinde nerelerde görülmemiş ki? Yer var ki Dersimlilerin carına yetişmiş, yer var ki kendilerine konuk olmuş ve kimi yerler de var ki onları imtihan etmiştir. Dersim halkı durup dururken sebepsiz yere Hızır’a “Cansenık” (Tezcanlı) demiyor. O, “Ya Hızır!” diye yakaranın yanıda hazır ve nazır olmuştur. Hızır; Kêmerê Duzgıni’de60, Zargovıt’te, Jele’de61, Bağıre’de, Qosan’da, Pırdo Sur’de62, Taseniye’de63, Qızılbêl’de, Garşiye’de64...ve daha sayısız yerlerde görülmüştür. Yani ilimizin her yanında ona rastlayabiliriz.

        Tabii bir de göl ve göletlerimizi anımsamakta yarar var. Üstelik inançsal açıdan bunların yeri çok önemli. Hızır, Erzincan ve Pülümür yöresinde Yıxır Gol, Golê Xızıri, Aci Gol, Gola Bağıre adıyla bilinen göl ve göletleri mekân tutmuş, bunlarda ayan beyan görülmüş ve buralarda hazır ve nazır olmuştur. Diğer taraftan Golê Buyere adındaki göl de aynı özelliktedir. Hiç şüphesiz Hızır, bu gölleri kendisine resmi mekân olarak seçmiştir. O, devamlı bu göllerin içinde hazır bulunmaktadır.

        Şimdi bu konuya ilişkin iki örnek vermek istiyoruz.

        Ilk örneği bize Bava Dewrês anlatıyor.

 

        “Gola Bağıre diye bilinen gölet Balabanlılara taraf düşüyor. Gölün arkası dağ, her iki kenarı dağ, önü ise düzdür. Büyük bir gölet. Içine kar suyu birikiyor.

        Ağaye Çholaxi giller Çuliye köyünde kalıyorlardı. Bunlar Balabanlıdır. Hesen Ağa bunların ceddi olur. Bunlar Gola Bağıre’ye gidip kurbanlar kesmiş, lokmalar dağıtmış ve mumlar yakmışlar.

        Balabanlıların cedlerinden Çholaxê Aliyê Heseni atlıymış. Nasıl olmuşsa, bunun atı göletin içine doğru yürümüş, suların içine gömülüp birlikte kaybolmuşlar.

        Millette bir feryat bir figan, bir ağlama bir sızlama ki ortalığı velvele almış yürümüş. Bakmışlar ki göletten kimsenin çıkacağı yok, başlamışlar bunlar yine kurbanlar kesip dua ve dileklerde bulunmaya.

        Birden göletin suları fokur fokur kabarıyor, ardından da Çholaxê Aliyê Heseni atlı olarak su yüzüne çıkıyor. Bunun piposu ağzında dumanı tütüyor ve hiç bir yerine bir damla da olsa su ilişmemiş, kup kuru duruyormuş.

        Göletten çıkınca meraktan buna sormuşlar,

        - Sen nereye gittin? ne gördün? Biz senin için o kadar feryat ettik, kurbanlar adadık!

        Demiş ki:

        - Ben bir yerde beyaz bir binanın önüne gittim. Bunun kapısı açıldı içeriye girdim. Uzun aksakallı bir ihtiyar, başına yeşil bir peşgir dolamış orada oturmakta. Emir verip bana kahve yaptırdı. Kahveyi getirdiler. Ben pipoma tütün doldurdum, kahvemi yudumladım. Gözlerimi açtım ki sizin yanınızdayım.

        Çholaxê Aliyê Heseni bu Gola Bağıre göletinde Hızır’a konuk olmuş.”

 

        Bava Hesenê Kolu da bize böyle bir olay anlattı. Yalnız bu Golê Buyere gölünde geçiyor:

 

        “Bir keresinde birkaç asker gelip ta Golê Buyere gölünde çıkarlar. Zaten bizim o dağ taşta çok asker geziyor. Askerlerden biri demiş ki,

        - Ben kendime bu gölde biraz yüzeceğim!

        Arkadaşı buna razı olmamış.

        - Girme! burası göl, olmaya ki içinde boğulasın!

diye uyarır.

        Yüzmek isteyen de,

        - Ben denizlerde yüzmüş biriyim, şu küçücük göl de ne ki!

diye diretmiş.

        Asker, giyisilerini çıkarıp göle girer. Biraz yüzdükten sonra birden gölün dibine batar. Sesi sedası kesilir. Arkadaşı buna seslenir, bağırır, çağırır, döğünür her ne ederse bu su yüzüne çıkmaz.

        Aradan biraz geçince bunun umudu kesilir. Arkadaşlarına,

        - Mutlaka boğuldu! gidip orduya haber verelim!

        Bunlar artık toparlanıp gitmek üzereyken, gölden culp diye bir ses çıkar ve asker su yüzünde görülüverir.

        Kendisine,

        - Gölün dibinde nasıl bu kadar kalabildin?

diye sorarlar.

        O da der ki:

        - Adamın biri beni gölün dibine doğru çekti. Aksakallı bir ihtiyar karşıma çıktı. Bana “Neden bu göle girdin? Yüzecek başka bir yere bulamadın mı? Buranın ziyaret olduğunu bilmiyor muydun?” diye sordu. Ihtiyara yalvardım. Dedim ki “Kusuruma bakma! Ben buranın ziyaret olduğunu bilmiyordum. Tövbe diyor bir daha asla girmiyorum!” Ihtiyar bana “Sağ ayağını kaldır!” dedi. Ayağımı kaldırdım, bana “Seni bir daha burularda görmiyeyim!” dedi ve elindeki asayla sağ ayağımın tabanına bir tane vurunca fırlayıp gölün yüzüne çıktım.

        Bu asker üç koyun getirerek Golê Buyere’de kurban eder.”

 

        Biz burada konumuza ilişkin olarak iki örnek aktardık. Ama yukarıda değindiğimiz gibi, Dersim’in Hızır’ı yalnız Golê Buyere ile Gola Bağıre’yi değil daha Golê Xızıri ile Aci Gol’u da mekân olarak tutmuştur. Ayrıca bu göllerin dibinde ışık görenler, kent görenler de var.

 

HIZIR (KHALO SIPE), BIR DE

ÇHAREKLI AŞIRET TANRISIDIR!

       

        Dersim Inancı’nda yalnız ev ve aile tanrısı (wayırê çêi ), hayvanlar tanrısı (wayırê mali), kutsal yer ve yatır tanrıları (wayırê jiar u diaru) ya da ocak ve bava tanrıları (wayırê bavau) değil, ayrıca bir de aşiret/ kabile tanrıları (wayırê aşiru/ qevilu) var. Çharekliler65 de bir Dersim kabilesidir. Onların da elbette bir kabile tanrısı var. Adı “Khalo Sıpe”dir (Aksakallı Koca/ Ihtiyar). Khalo Sıpe, Hızır’ın ad ve ünvanlarından biridir. Yani Hızır’ı kendi kabilelerinin koruyucu tanrısı olarak da benimserler. Bunun nedenini öğrenmek istedik.   

        Bava Dewrês’in Hanımı Çhareklidir. Kendisi, Khalo Sıpe’yle ilgili bize şunları aktardı:

 

        “Çhareklilerin ceddi öküzünü yükleyip, artık doğru mu yanlış mı bilemiyeceğim, Karakoçan yönünden gelir. Bu der ki,

        - Öküzüm nerede durup yere yatarsa, bende orada evimin temelini atacağım.

        Ve öküzünü süre süre gelir. Şeniyêağu denen yere geldiklerinde, öküz dinlenmek amacıyla yere yatar. Girişip burada bir ev yaparlar. Evin çatısını bitirirler, yalnızca sütun kalır. Bir gün bakarlar ki, Khalo Sıpe sütunu getirip tavana dayar ve ortalıktan kaybolur. Bunun görünce kurbanlar bir derya olur. Tabii, bu sütun bir ziyarettir. Bu sebeple Çharekliler bunu Ziyaret olarak benimserler ama yalnızca Çhareklilerin değil, herkesin ziyaret akınına uğrar.”

 

        Birçokları bu söylenceyi bilirlir. Hepsinin de anlattığı hemen hemen birbirini tutar. Fakat Hızır’ın Dersim Inancı’ndaki etkisi yalnız bir aşiretin çerçevesiyle sınırlı değildir. Dersim’in genelini kapsar. Biz bunu ön taraflarda birazcık açmıştık. Eğer bu anlayış Dersim’in genelini kapsamasaydı bu halk hep bir ağızdan “Hızır” der miydi.

        Bava Usenê Baqi bir Khurêsli, ama Hızır’a tanrı olarak şöyle diyor:

 

        “Tezcanlısın Hızır, nerede kaldın?

        Bizi sahipsiz koma Hızır!

        (...)

        Tezcanlı Hızır bize gücenmesin!

        De gel, de gel, de gel!

        Bizi sahipsiz koma tanrım!

        Talip ile taraftarlarımıza

        sahip çıkp tanrım!”

 

        Wuşenê Tikmey de ne Khurêslidir, ne de Çharekli; ama o da tanrıya şöyle yakarıyor:

 

        “Hey be tanrı, tanrı, tanrı!

        Bilmem neyi beğeniyor, neye de razı?

        Diyorlar bunu bizden beklemeyin, Hak’ka ermekle bilinir!

        Ne kadar yaşlıysa da Hızır (Khal Xızır/ Aksakallı Hızır) tezcanlıdır

        Çağırıldığı yerde hazır ve nazırdır!”66

 

        Kısacana şunu belirtelim ki; Hızır, her ne kadar Çareklilerin koruyucu aşiret tanrısıysa da, aslında genel tanrılarından biridir.

HIZIR, BIRÇOK DERSIMLI’YI

TUTUP BOZAT’IN TERKISINE ATAR!

(HIZIR’LA GITMEK, YA DA SIROLMAK)

 

        Hızır’ın Dersim Inancı’ndaki konumu araştırıldığında, Dersimlilerin “Hızır’la gitmek” (Xızıri de şiyene) veya diğer adıyla onunla “sırolmak” (sırrbiyene) diye tanımladıkları konu da incelenmelidir. Sonra, Hızır tarafından kollarından kavranarak Bozat’ın terkisine konmayı kimler istememiş ki... Birçokları bunun özlemiyle yanıp kül olmuş... Ama bazıları da bu muratlarına ererek özlemlerini gidermişlerdir.

        Neden sıroluyorlar? Neden Bozat’ın sırtında Hızır’ın terkisinde onunla gidiyorlar? Böylelerinin inançlarına çok düşkün oldukları şüphesizdir. Bunlar, Hızır’a öyle bir inanç duyarlar ki sabah akşam onun adını dillerinden düşüremez hayallerinden atamazlar... Gözleri bu dünyanın malına da mülküne de doymuştur... Hızır aşkına döktükleri gözyaşları asla kesilmez... Onun eteğinden tutarak bırakmaz ve akıllarından, fikirlerinden onu çıkarıp atamazlar. Işte insan böyle can-u gönülden Hızır’a yakarınca, belki o da bir gün merhamete gelir, terkisine atıp birlikte götürürebilir.

        Konumuza ilişkin bazı örnekler verelim.

        Tornê Dewrês Dıli67 Bava Hesen68, bize ceddinin yaşadığı olayı aktarıyor:

 

        “Kızılbel’e (Qızılbêl) yakın tarlalar var. Dewrês Sıleman kızlarının elinden tutarak tarlaya gider. Biraz çalışır. Yorulunca mola verip dinlenmek ister. Oturunca bunun fikrinden tanrı geçer, bu da başlar tanrıya yakarmaya. Hızır adamla barışıkmış, buna yetişir der ki,

        - Dewrês Sıleman! benimle gelir misin?

        Bu, Bozat’ın ayaklarına atılır,

        - Ben seninle geliyorum!

der.

        Hızır, Dewrês Sıleman’ın kolundan kavrayarak Bozat’ın terkisine kor, yola koyulur. “Hêgaê Tuzıki” adndaki tarlanın karşısında bir patika yol var, oradan gitmekteler. Dewrês Sıleman’ın kızları da henüz küçük olduklarından babalırının ardısıra başlarlar ağlamaya.

        Dewrês Sıleman ağlama sesini duyunca dönüp kızlara bakar. Hızır bunu farkedince şöle der:

        - Hay vah hay!!! senin elin daha bu dünyadan olmuyor Dewrês Sıleman!

        Bozat’ı durdurup bunu indirir. Elindeki asayı orada yere saplayarak çekip gider.”

 

        Kızılbelli (Qızılbêl) Khurêsliler Hak’ka yakardıklarında okudukları ilahiye, cedlerinin başından geçen bu olayı da yansıtmaktalar.

        Bava Hesen ilahiden, bu olayın anıldığı dizeleri bize aktarıyor:

 

        “Yatırın69 önü fidanlar

         Sen değil miydin evin arkasına süren,

         çalarken davul zurnalar!

        Ceddimin elinden tutup,

        Bozat’ın70 terkisine attın!

        Birlikte götürüyordun,

        Hêgaye Tuzıki tarlasındaki patikada!

        Demedin mi ki,

        boynubükük ve öksüzler kalır ardımda!”

 

        Dewrês Sıleman’dan sonra da Dewrês Kêkıl Hızır’la gitmeye kalkışır. Bu olayı da bize Bava Rızaye Garşiye anlatıyor:

 

        “Dewrês Sıleman’ın ardından onun torunlarından Kêkê Dewrês Usıvi71, yani Dewrês Kêkıl Pelegoze köyünde Hak’ka yakarır. Cem bağlarlar, gecenin yarısı olur katılımcıların gözyaşları dinmez, yakarışların dozu artar hızı kesilmez. Dewrês Kêkıl büyük bir şairmiş, okuduğu ilahi onun ağzından bir tesbihin boncukları gibi tek tek dökülüp geliyormuş. Evin içi tıklım tıklım, haykırışlar hesapsız... Aniden bir gürültü kopar, Bozat’ın Süvarisi (Asparê Astorê Qıri/ Hızır) evin böğrüne dayanır. Evin tavanı uçar ve gökyüzünde yıldızlar görünür.

        Dewrês Kêkıl döşeğinin üstünde bağdaş halde oturmaktaymış. Curasını kucağına oturtmuş hem çalıyor, hem söylüyor. Bu, döşeğin üstünden bağdaş haliyle havalanıyor ki Hızır’la gitsin. Katılımcıların gönlü razı olmadığından, bunu tutar bırakmazlar.”

 

        Burada, Dersim Inancı’nın gün ışığına çıkan özelliklerinden birine daha işaret etmek istiyoruz. Dersimliler “Hak’ka yakaran bir bava şayet yirmidört saat içinde yakarışını kesmez, kendine gelmezse sırolur!” demekteler.

        Işte Dewrês Kêkıl bu tip bavalardanmış.

        Bir örnek daha verelim:

 

        “Hızır, Khal Oli’yi de Bozat’ın terkisine atar. Khal Oli bir Kılauşialıdır72. Bunlar Karsanlı aşiretinin bir ezbetidir. Bu, inancına yoluna çok düşkünmüş. Sabah akşam demeden Hızır’a yakarır dururmuş. Bir gün bakar ki dik yamaçtan bir atlı geliyor. Sinek bile o haliyle bu dik yamaçta zor durabilirmiş, nasıl oluyor da buradan atlı gelebiliyor. O da bu atlıya acıyarak Hızır’a yakarır,

        - Ya Hızır!! Ya Hızır!! şimdi bu atlı bu dik yamaçtan yuvarlanıp ölecek! Sen bunu imdadına yetişip kurtarasın!

        Khal Oli bir taraftan dua ve dileklerde bulunurken, atlı da yamaçtan aşağıya sağ salim iner ve atını bunun yanına sürer.

        Gelir ki Hızır’ın (Bımbarek) kendisiymiş. Hızır bunu Bozat’ın terkisine atıp oradaki dağın zirvesine çıkarır. Buna,

        - Öldüğünde mezarını buraya kazsınlar Khol Oli!

der, yeri belirleyerek çekip gider.

        Khal Oli öldüğünde rençberlik zamanıymış. Hızır’ın belirlediği yerde bunu defnetmek için cenazeyi götürürken, her taraf ekili olduğundan ekine basmadan geçebilecekleri bir yol bulamazlar. Bakarlar ki olmuyor, çaresiz yetişmiş ekin tarlasından geçerler. Ekin, ayaklar altında kalarak yerde telef olur. Khal Oli’yi defnedip döndüklerinde bakarlar ki, ekin, sanki içinden kimse geçmemişçesine dikili duruyor.”

 

        Khal Oli’nin mezarına “Mezela Sıpiye” deniyor. Kırdım (Qırdım) yöresindedir. Dersim’in kutsal yerleri arasında görülüyor. Hızır burada çok görüldüğünden, burasını da Hızır’ın mekânlarından sayarlar. Hızır’ın “Meymanê Mezela Sıpiye” (Mezela Sıpiye’nin Konuğu) ve “Meymanê Khal Oli” (Khal Oli’nin Konuğu) diye bilinen ünvanları da bundan esinlenmedir.

        Khal Oli’nin torunlarından Piyê Bıra Dergi73 Hak’ka yakarırken, ceddinin başından geçen bu olaya okuduğu ilahide şu dizelerle değiniyor:

 

        “Ayaklarına kurban olduğum!

        Bu gece bana uyku yok

        Gönlümden hep Hızır (Meymanê Khalıki) geçiyor

        Haydi gel, haydi gel ayaklarına kurban olduğum!

        Durumum ortada, zaten senden gizlenemez!

        (...)

        Ayaklarına kurban olduğum!

        Ceddim bu perde’yi74 söylerdi

        Hızır (Xızırê Khali/ Aksakallı Hızır) da sürerdi

        yayladaki çadırın yanına!

        Temiz yüreğine kurban olduğum!

        Şimdi bu anı da o an yapsın,

        şu kapıyı üstümüze açsın!

        Bizi kimselere emanet etmesin!”75

HIZIR, DERSIMLILERE KONUK OLUR!

               

        Hızır’ın konukluğu da, Dersimlinin inancında önmeli bir yere sahip. Birçoklarının ömrü bu sevdayla geçiyor, ama Hızır da kimi münasip görmüşse, varıp onu muradına erdirmiş. Hepsinin adını ve başından geçenleri burada yazmak mümkün değil tabii. Hızır’ın ad ve ünvanlarına bir göz atarsak, bunlardan bir kısmının adını belleyebiliriz.

        Bu kişilerden bazılarını biz yukarıda anmıştık. Dewrês Sıleman, Dewrês Kêkıl, Khal Oli, Ana Yemise, Aliyê Sılemani, Aliyê Çholaxi, Pirê Xanıku, Khal Ferat...ve daha nicelerini sayabiliriz. Ama bu çalışmanın akışı içinde daha birçokları anılacaktır, burada tekrara ne hacet.

        Tabii iş yalnız konuklukla kalmıyor, bunlarla Hızır’ın ad ve ünvanları da artıyor. Örneğin “Meymanê Khal Ferati” (Khal Ferat’ın Konuğu), ya da “Meymanê Ana Yemise” (Ana Yemise’nin Konuğu) gibi. Bunlardan bazılarını Hızır’ın ad ve ünvanlarıyla ilgili bölümde verdik.

        Biz burada şu “konukluk” olayını ele alıp açıklamak istiyoruz.

        Konukluk ile kastedilen, bir Tanrıyla Insan, ya da bir diğer tanımla bir Hak ile Kul buluşmasıdır. Konukluğun yüklendiği anlam budur. Kul neden Hak’kı görmeyi diler? Bir sebebi vardır elbette... Ana Pelguzare bize bir duasında şunları söyledi: “Sırtını duvara dayama, yıkılır! sırtını bir ihtiyara dayama, ölür! sırtını Tanrıya (Mıhemedê Homete76) daya; çünkü yalnız baki olan da odur, yıkılmayan da o!” Işte o dileğin yanıtı bu duada gizlidir...

        Dersim Inancı’nda Hızır’ın resmi konukluğu Hızır Ayı’nda (Ocağın 13’den itibaren dört hafta) gerçekleşip dört hafta sürüyor. Dolayısıyla Dersim’de Hızır Orucu da dört haftaya yayılmıştır. Bu konuyu Hızır Orucu bölümünde bütün ayrıntılarıyla işleyeceğiz. Burada yalnız şunu söyliyebiliriz ki, Dersim Inancı’nda Hızır, Dersim halkının tümüne birden bir kerede konuk olmuyor. Bu ev ev, ocak ocak, aşiret aşiret değişiyor. Ama hepsi de bu dört haftadan birinde Hızır’ı kendilerine konuk ettiklerinden, her yıl yine aynı zamanda kendilerine konuk olacaklarına inanırlar.77

        Hızır Ayı’nın haricinde bazı özel durumlarda da Hızır’ın konukluğundan sözedilebilir. Diyelim, Hızır bir kulunun carına yetişir, ya da bir yoksul ve yaşlının donuna bürünerek onları imtihandan geçirmek için gelir veya bir başka olay olabilir...

        Bu özel durumları yansıtan iki kısa söylenceyi burada örnek olarak vermek istiyoruz:

 

        “Adamın biri rençberlik yapmaya gider. Çok yorulur. Işine ara verir. Bir kavağın gölgesinde uzanır ki biraz dinlensin. Ağacın gölgesine uzanırken kendi kendine,

        - Ya Hızır! Ya Hızır! nerede kaldın? der.

        Hızır Bozat’ını bunun yanına sürer der ki,

        - Ne diliyorsun?

        Adam uzandığı yerden sıçrayıp Bozat’ın ayaklarına kapanır.

        - Çok yorulmuştum, ondan seslendim! der.

        Hızır buna der ki,

        - Sen yoruluyorsun da, peki benim gibi bir ihtiyar yorulmaz mı? Bir daha darın olmadan “Nerde kaldın?” deme!”

 

        Diğer örneği bize Bava Sayder78 aktarıyor.         

 

        “Inancına çok düşkün bir derviş varmış. Tanrısı kendisiyle barışık ve ikrarlı olduğundan seslendiğinde yanında hazırmış.

        Bir de komşusu olur bunun. Bu, dervişin iki yakasına yapışıp kendisine yalvarır,

        - Sen sabah akşam Hızır’la görüşüyorsun! Ne olur ona söyle ki bir kez de bana görünsün, ben de onunla konuşmak istiyorum!

        Derviş bunu uyarır,

        - Her insan onun hakkında gelemez.. Boş yere kendini yorma.. Neden durup dururken günaha giriyorsur?

        Bu, her ne yaparsa yakalarını bunun elinden kendini kurtaramaz. Bir sevdadır tutulmuş, her ne yaparsa vazgeçemiyor komşu.

        Derviş bakar ki bunun elinden kurtuluş yok, komşunun işini tanrıyla bağlar. Bir gün buna seslenip şöyle der:

        - Yarın sabah erkenden şu köprüye git, Hızır o köprüde sana rastlayacak!

        Bu, şafak vakti köprüye doğru gider. Aşağıdan da ona karşı biri geliyor. Köprüye gelip karşılaştıklarında bakar ki Tercanlı bir Türk. Bunun Hızır olabileceğine hiç ihtimal vermez, geçip gider.

        Derviş aşağıdan kendisine haykırır,

        - Ulan o geçip giden Hızır!!!

        Komşu, arkasına bir döner ki ne Hızır var orta yerde, ne de Tercanlı Türk!

        Dönüp gelince derviş buna,

        - Hızır’dı senin o karşılaştığın! neden eline ayağına gitmedin?

diye sorar.

        Komşu der ki,

        - Bana, Tercanlı bir Türk’ün donuna bürünen Hızır lazım değil!”

 

HIZIR’IN NAZARINDA

KADIN ILE ERKEK BIRDIR,

 ANA YEMISE’YE KONUK OLMASI DA

BUNU GÖSTERIYOR!

 

        Kadınların Dersim Inancı’ndaki konumu başlı başına bir yazı konusu. Hızır’la olan bağlatıdan dolayı biz bu konuyu burada biraz irdeliyeceğiz, ama öyle geniş ve ayrıntılarıyla değil tabii. Bu çalışmanın içeriğini değiştirmek niyetinde değiliz.

        Dersim tanrılarından biri Khurês. Khurês de “Khurês’in Hurisi/ Meleği” (Weriya Khurêsi) ve “Khurês’in Masumu” (Xortê Khurêsi/ Masumê Khurêsi) ile somutlaşıyor. “Khurês’in Hurisi/ Meleği” (Weriya Khurêsi) genç kadın donundadır.

        Yine bu halkın inancında, yukarılarda da değindiğimiz gibi, her evin bir “ev ve aile tanrısı/ tanrıçası” (wayırê çêi) var. Bunlar ekseriyetle kadın donludurlar.

        Ibadette de bu öyledir. Yani birlikte ibadet eder, birlikte oturur, birlikte kalkarlar. Bava’lar varsa Ana’lar da var. Elbette kadın ile erkeğin Dersim Inancı’nda eşit olduğunu söyliyemeyiz, ama kadınların da konumu pek öyle aşağılarda bir yerlerde değil tabii.

        Sadecene Kızılbelli (Qızılbêl) Khurêslilerden Ana Sultane, Ana Fidane ve Ana Cewayire’yi herkes bilir. Ana Fidane, Bava Rızaye Garşiye’nin annesidir. Bava Rıza bize “Ben bu duaların hepsini de annemden öğrendim” dedi.

        Biz de sabah akşam Ana Pelguzare’nin yanında bulunduk. Onun curası yatağının yanında duvara asılıydı. Her zaman eline alır şelpe vurarak Hak’ka yakarırdı. Biz bunu kendi gözlerimiz ve kulaklarımızla tanık olduk. Hiç kimse, nasıl olur da bir kadın cura çalar, Hak’ka yakarır diye yadırgamazdı. Zaten bu fikir Dersim Inancı’na çok terstir.

        Son yıllarda bir de “Ana Pê Pırdi”nin namını duyduğumuzdan bunu Bava Dewrês’e sorduk.

        Bava Dewrês bize şunları aktardı:

 

        “Ana Pê Pırdi Khurêslilerin Usenu kolundandır. Kocasının adı “Kêk”di ama kendisine “Beg” derlerdi. Milletin bu kadından ödü kopardı. Bu kadın Hak’ka yakarır, kendinden geçip gaipten konuşuyordu, cem bağlayıp kurban kesiyordu. Hani bava’lar nasıl Hak’ka yakarıyorsa, o da öyle yapardı. Kadın olmasına kadındı, ama yaptığı işi Hak adına yapıyordu, dolayısıyla insan bir söz söylemeye cesaret edemezdi. Adı her yerde almış yürümüştü... Bir kıvılcım gibiydi, halkımız kendisine çok değer verirdi.”

        Bava Dewrês’e tekrar sorduk,

        “Bava! Sen Ana Pê Pırdi’nin bir bava gibi Hak’ka yakardığını söylüyorsun. Acaba bizde Hak’ka yakardıklarında kadın ile erkek arasında bir ayırım gözetiyorlar mı?”

        Cevabı şu oldu:

        “Hak’ka yakarışta bunların birbirnden farkı yoktur. Hak’kın kimle olduğunu kim bilebilir? Kadınla mıdır, erkekle midir kim bilebilir? Bundan dolayı da insan kalkıp “Kadın da kim oluyor ki Hak’ka yakarıyor?” diyemez. Hak, böylesi fikirlerden asla hoşnut olamaz!”

        Daha Ana Pê Pırdi gibi nice ana’larımız var ki namı dört bucakta duyulmuştur. Bunların, yanlarında birçok kişiyi de yetiştirdikleri aşikârdır. Erkek veya kız demeden çocuklarını eğitmiş, bunlardan değerli bava ve ana’lar çıkarmışlardır.

        Burada sözü artık Ana Yemise’ye getirmek istiyoruz. Ana Yemise Taseniyeli bir Bamasur. Kocasının adı Bava Seydali, Seydali’nin babası da Sey Kılo’dur.

        Bava Hesenê Kolu bize diyor ki,

 

        “Ana Yemise Hızır Orucu’nda Hak’ka yakarıyor. Bonê Taseniye denen kutsal ev tıklım tıklım. Karakışın ortası. Kar, tipi, ayaz sorma gitsin... Ana Yemise’nin Hak’ka yakarışı esnasında, duvarın dibinde bir üzüm dalı yeşerip evin saçağına ulaşır. Ev titreyince ceme katılanlar dışarı fırlarlar, bakarlar ki Hızır (Asparê Astorê Qıri/ Bozat’ın Süvarisi) evin önüne sürmüş. Herkes bunu gözleriyle şahit oluyor. Kadın Hak’la barışıkmış. Onun, kendisine konuk olması da bundandır.”

        Hızır’ın bir ünvanı Ana Yemise’den, birisi de Bonê Taseniye’den kaynaklanır. “Meymanê Ana Yemise” (Ana Yemise’nin Konuğu) ya da “Xızırê Bonê Taseniye” (Bonê Taseniye’nin Hızır’ı) denmesi bu esinden olmalı.

        Taseniyeli Bamasurlar bazı Khurêslilerin pirleridirler. Dersim Inancı’nda pirsiz kimse yoktur. Taseniyeli Bamasurların da pirleri var elbet. Onlarınkisi de Sey Sabunlulardır.

 

HIZIR BIR YOKSUL VE YAŞLININ

DONUNA GIREREK DERSIMLI’LERI

IMTIHAN EDIYOR!

 

        Dersim Inancı’nda Hızır bir yoksul ve yaşlının donuna bürünerek gelip Dersimlileri imtihan ediyor. Insan Hızır’ın karakterini belirlediği zaman onun bu özelliği çok önemli bir renk olarak karşımıza çıkıyor. Buna değinmeden geçersek büyük bir eksiklikle onu tanımlamaya kalkışırız. Ama şunu da söyliyelim ki bundan önce bu konuyu kapsayan ayrıntılı bir çalışmamız yayımlandı.79 Bu nedenle burada üzerinde çok kısa duracağız.

        Dersimlilerin bu inancında Hızır kendisini değiştirip bir yoksul ve yaşlının donuna giriyor ki kimse onu tanıyamasın. Yani eğer insan kurnaz ve akıllıysa, Hızır insandan bin kez daha kurnaz ve akıllıdır. Bu nedenle öyle bir dona bürünüyor ki onun elinden kurtulan olmasın. Ekseriyetle yayadır. Bir gün aniden herhangi bir yerde insanın karşısına çıkıyor. Şayet insan onun dileğini karşılarsa imtihandan başırıyla çıkmış sayılıyor; yok eğer yüzünü çevirir de kendisine sahip çıkmazsa artık ömründe mutlu olamaz...

        Dersimlilerin aniden karşılarına çıkan bir yoksul, ya da yaşlıdan korkmalarının nedeni işte bu inançlarıdır. Hemencecik Hızır’ı anımsarlar da ondan.

        Neden Hızır bir yoksulla yaşlının donuna bürünüyor da başka birinin değil? Tabii yoksul ile yaşlılar bir toplumun yardıma en muhtaç kesimidirler de ondan. Hızır yoksul ile yaşlıların donuna girerek bir ölçüde onları temsil ediyor.

        Peki, eğer insan yoksul ile yaşlılara sahip çıkmazsa bu durumda Hızır ne yapıyor? Bunu örnekliyelim.

        Biz, bu örnekleri sözkonusu ayrıntılı çalışmamızda geniş olarak verdik.

 

        Ilk örneğimiz iki kardeşle ilgiliydi. Bunlardan zengin olanı, yaşlı bir yoksul donuna giren Hızır’a bir parça ekmek vermiyor. Hızır da bu tutumundan dolayı zengin olan bu kardeşin ocağını söndürüyor. Diğer kardeşse yoksul bir çobanmış, ama bir parça kuru ekmeğini getirip ihtiyarla paylaşıyor. Hızır da bunu zenginliğe boğar.

        Bir diğer örneğimizde, adamın biri mal mülk sahibiymiş, hayli zenginmiş. Bu malını kırpıp, yünü ortalıkta bir dağ gibi yığmış. Hızır yoksul bir ihtiyar çıkıp gelmiş, bundan kendisine bir çift çorap ördürmek için birazcık yün istemiş. Vermemiş tabii. Hızır da bunu ayı yapıp dağlara, ormanlara salmış.

        Bir örnek de Bababan Deresi’nden Zeynelê Xırti idi. Harman zamanıymış. Hızır yaşlı bir yoksulun donunda harmanda bunun yanına gelir. Kendisinden lokma niyetine birazcık buğday ister. Bu, Hızır’ı tanıyamaz. Yüzünü çevirir. Bir de dönüp bakar ki ihtiyar yok olmuş. O an yaptığı hatanın farkına varır. Ama nafile... Bu olayın ardından Zeynelê Xırti aklını yitirir ve sonra kendisini asar.

        Örneklerimizden birisi de oniki Dersimli’nin başından geçenlerdi. Bava Bedri H. Tornêcengi’ye bir türkü okuyor.80 Bunun adı “Koê Jiwani”dir. Konusu şu: Oniki gurbetçi Dersimli Istanbul’dan eve dönerler. Trabzon’a vardıklarında gidip bir handa kalırlar. Hızır, yoksul bir yaşlının donunda bu hana gelir. Yoksulun parası olmadığından han sahibi kendisini içeriye almaz. Bu oniki Dersimli de bu olayı görmelerine rağmen, içlerinden biri kalkıp bu yoksula yardım etmeyi aklından geçiremez. Biri bile Hızır’ı tanıyamaz. Hızır da bu hanı çığ altında bırakır, tümü ölürler.

 

        Yani Hızır, Dersimlilerin fiilini amelini yaşlı ve yoksullara karşı olan tutumlarıyla ölçüyor. Tabii Dersim’in Hızır’ı böyle kararlı bir biçimde yoksul ve yaşlıları korursa, kuşkusuz Dersim halkı da kalkıp onu kendisine örnek alacaktır. Belli ki bu işin kökü Dersim’in bu kültürüne dek uzanıyor... 

 

HIZIR, DERSIM INANCI’NDA

DAR GÜNÜN DOSTUDUR!

 

        Hızır’ın ad ve ünvanlarından biri de “Mordemê Sata Tenge”dir (Dar Günün Dostu). Dersim Inancı’nda Hızır’ın karakterlerinden biri de budur. Yani dara düşenin imdadına Hızır yetişmektedir. O, her yerde hazır ve nazırdır. Insan can-u gönülden ona inanırsa, darında “Ya Hızır!” demesi yeter de artar bile... Yakın ile ırak onun nazarında bir mana ifade etmiyor, anında darına yetişir.

        Bu halkın inancında onun bu özelliğinin anlamı şudur: Hızır bir kurtarıcıdır. Yani kullarının carına yetişip onları güçlüklerden kurtarmaktadır. “Xelasê Xelasu” (Kurtarıcılar Kurtarıcısı), onun, bu özelliğinden dolayı aldığı ünvandır.

        Hızır’ın bu yönünü daha fazla irdelemeye gerek duymuyoruz. Zaten onun bu yönü çok iyi biliniyor. Biz bunu folklorik açıdan destekleyip zenginleştirmek için örneklemek istiyoruz.

        Ilk örneğimiz şöyle:

 

        “Lawuka Sılê Feqiri” olarak bilinen Dersim halk türküsü, Erzincan yöresinde “Hewaye Sılê Qesabi” adıyla da tanınır. Bava Sayder bunu bize hem sazıyla çaldı- söyledi ve hem de konusunu anlattı. Bunun birçok variyantı bulunuyor.

        Konusu şu:

        Sıleman’a bir iftirada bulunurlar. Osmanlı Askeri gelir ki bunu tutuklayıp götürsün. Tutarlarsa asacaklar. Sıleman bunlardan kaçar. Ama asker peşini bırakmaz. Bunu, ekili bir tarlanın etrafında kovalıyarak üç kez dolanırlar. Bu kargaşada dahi, Sıleman ekine basmaz. Ama yakalanır, alıp götürürler.

        Bu, Dersim’in kutsal yer ve yatırlarına yakınır, Hızır’a yakınır der ki “Beni bu haksızların elinden kurtarın!” Bava Sayder’in söylediği variyantta, Hızır, Pırdê Kotıre denen yerde Sıleman’a yetişir.

        Bava Sayder bu kesiti şu dizelere yansıtıyor:

 

        “Pırdê Kotıre’yi sorarsan ormanlık bir alan

        Bozat’ın Süvarisi (Asparê Qıri)

        sürdü geçti yanımdan!

        Delibaşiyan81 sordu bana,

        ÔSılo! bu kimdir?’

        Dedim ki ÔNiyetten bahttan çağırdım,

        Kıratlı Hızır’dır o! (Qıratli Xızır)

 

        Hızır’ın gönlünde bir yer edinen asla yarı yolda kalmaz. Işte Sıleman böyle biriymiş. Bunu astıklarında, Hızır’ın eliyle ayaklarının dibinde buğday yeşerip boy atar ve bunu yukarıya doğru kaldırarak boğulmasını önler. Asker bu olayı görünce, bunu darağacından indirip evine yollarlar.

        Ikinci bir örnek sunalım:

 

        Bir gün Dersim’in bir yerinde çığ düşer, tabii altında kalanlar olur. Khurêsli bir ihtiyarın da bu çığın altında bir oğlu ve damadı kalmış. Ihtiyarın gücü bunların üstündeki kar’ı atmaya elvermediğinden çaresiz kalmış. Bu, curasını alıp çığın üstüne gelir ve tam üç gün üç gece Hak’ka yakarır “Hızır” deyip yanarmış. Hızır da bunların darına yetişmiş.

        Yaşanıldığı söylenen bu olay da Dersim türkülerine konu olmuşdur. Birçok variyantı var. Bize, Rayber Bava Qız okuyor:

 

        “Hızır (Asparê Gedıgan/ Engellerin Atlısı) göründü,

        dünyanın dört bucağını nurlara bürdü!

        Ona derdimi arzettim

        Bozat’ın (Qır/ Boz) dizginlerini çevirdi,

        Zülfükar’ı sallayarak çığı sildi süpürdü!

        (...)

        Evlat! ben tam üç gün üç gece yakardım!

        Hızır tezcanlıdır, carıma yetişti!

        Gönüller artık murada erdi!

        Kalk haydi kurbanları hazırla!”

 

DERSIM INANCI’NDA HIZIR,

        RÜYALARDA DA INSANLA BULUŞUYOR!       

        

        Rüyaların bu halkın inancındaki yeri de yadsınamaz. En önemli nedeni de, rüyalarında Dersim tanrılarıyla görüşür, onlardan mesajlar alırlar da ondan. Örneklersek, kendi ev ve aile tanrısını (wayırê çêi) görebiliyor, kutsal bir yer tanrısını (wayırê jiaru) görebiliyor, kendi aşiretinin koruyucu tanrısını (wayırê aşiru) görebiliyor; ya da Khurês, Hızır veya Duzgın’ı görebilirler. Böyle bir rüyanın ardından kurban ya da lokma kaçınılmaz olarak geliyor tabii.

        Kimileri de kutsal yerleri ziyaret ettiklerinde, oralarda yatarak kutsal yer tanrılarıyla rüyada buluşmaya çalışırlar.

        Pırdo Sur’dan Bava Ali, işte bize böyle bir olay aktarıyor:

 

        “Sausen Beg (Şah Hüseyin Bey) kırk adamıyla Kêmerê Duzgıni’yi ziyaret eder. Burada da bazıları, yalnız kurban eti için gelip birbiriyle kapışırlar. Bu, adamlarına der ki,

        - Siz kurbanları kesip bitirirseniz, önce bunları bir sıraya koyun, sonra kendilerine lokmaları dağıtın!

        Bunlar oniki kurban keser, sonra birbiriyle kapışanları kamçılayarak bir sıraya dizer, ardından da etleri bunlara dağıtırlar.

        Sausen Beg uyur ve kendisine bir rüya görür. Rüyada Duzgın buna demiş ki,

        - Sen kim oluyorsun ki benim kurtlarımı kamçılatıyorsun?!

        Bu uyanır. Adamların çağırıp tekrar oniki kurban kestirir, der,

        - Olduğu gibi bırakın! kim kendine ne kadar alırsa varsın alsın!

        Böylelikle dönüp eve gelir.”

 

        Şüphesiz konumuz Hızır. Zaten buna açıklık kazandırmak için verdiğimiz örneğin ardından, şimdi bir örnek de Hızır’dan veriyoruz:

 

        “Otuzsekiz Dersim kırımından sonra bir derviş’imizin gönlü soğumuş, Hızır’ın adını hiç aklından geçirmiyormuş. Hani, Otuzsekiz’de Dersim’i kırarlarken Hızır kendilerine sahip çıkmamış, darlarına yetişmemiş... Dervişin fikrinden bunlar geçiyor.

        Bir gece bu bir rüya görür. Rüyada Hızır (Xızıro Khal/ Aksakallı Hızır), Bozat’ı (Qır/ Boz) bunun kapısının önünde durdurmuş. Buna,

        - Neden benim adımı hiç fikrinden geçirmiyorsur? der.

        Derviş şu cevabı verir:

        - Devletin askeri bizi kırdı geçirdi! Biz Hızır dedik tutuştuk, ama sen darımıza yetişmedin!

        Hızır (Bımbarek/ Mübarek), her iki kolunu da sıvar ki yaralarla dopdolular. Der,

        - Peki, kollarımdaki bu yaraları nereden aldığı mı sanıyorsun?.. Onlar size vurdukça ben kollarımla savuşturmak istedim, işte bunlar o darbelerin izleri!.. Hakkında ancak bu kadar gelebildim!..

        Derviş, sabah söker sökmez kalkıp kurbanını keser.”

 

B- HIZIR ORUCU

               

        Dersim’de, Rumi takvime göre ocak ayına inançsal açıdan “Hızır Ay’ı” (Asma Xızıri) demekteler. Bu ayda Hızır Orucu’nu tutar, Hızır Kurbanı’nı adar, Hızır’ı gözler, onun adına niyazlar pişirip dağıtır ve kutsal yer ve yatırlara giderler. Bu aydaki dini etkinlikler yoğun bir biçimde onun adına yapıldığı için bu adı almış olmalı.

         Miladi takvimde ayın 13’ü olduğunda, Rumi takvimde ayın1’i başlamaktadır. Bu hesaba göre Ocağın 13’de Hızır Ay’ı başlamış oluyor.

        Dünyadaki her milletin kendine göre bir inancı ve ibadeti var elbet. Ama bilinen her inançta bazı günler vardır ki çok önemsenir, bu günlerde daha fazla Hak’ka yakarılır, ibadet edilir. Hiristiyanlıkta Noel, Müslümanlıkta Ramazan bu inançlarda önemli günlerdir.

        Dersim Inancı’nda da böyle önemsenen günler var. Hızır Ay’ı, Dersimlilerde işte böyle bir ay. Bu ay inancımızda diğerlerinden üstündür. Kutsal bir aydır. Dersimliler “Bu ayda Hızır Bozat’ı (Astoro Qır) oynattığından çok tipi olur, rüzgar çok eser!” demekteler.

        Bu ayda Hızır (Xzıro Khal/ Aksakallı Hızır) dört hafta boyunca konukluğa çıkmaktadır. Yani kul ile tanrı birbiriyle buluşurlar. Bozat’a (Qır/ Boz) binip kime ikrar vermişse, gidip ikrarına sahip çıkar. Bu ayda halkımız Konuğu (Hızır) için hazırlanır, onun yollarını gözler. Herkesin dileği de Hızır’ı kendine konuk etmek, yani Bozat’ın (Qır/ Boz) onların fakirhanesinden geçmesini sağlamaktır. Bu ayda Hızır’ı gözlerler. Onun, kendilerine uğramadan, Bozat’ın ayağını evlerinin önüne değdirmeden geçip gitmesini istemezler. Hızır kime konuk olmuşsa rızkları artmış, evleri “Hızır Hanesi”ne dönerek bereketi kesilmemiş ve ev halkını her tür kötülük ve kazalardan sakınmıştır.

        Bu ayda ister ev halkı olsun ve isterse kapı komşu olsun birbirlerni incitmemeye çalışırlar. Birbirleriyle dargın olanlar, kırgın olanlar barışırlar. Bazılar iyiliksever ve yumuşak yüzlü olurlar. Kimilerine de merhamet gelir fakir fukaraya yardım ederler.

        Düşmanlıklar bu ayda unutulur, dostça davranışlar sergilenir. Herkes toplumu, akrabaları, halkı ve taraftarları için Hızır’a yakarır, dileklerde bulunurlar.

 

HIZIR ORUCU’NU

NE ZAMAN TUTMAKTALAR?

 

        Hızır Orucu’nu yukarıda da andığımız gibi Hızır Ayı’nda tutmaktalar. Ve bu, yalnız üç gündür. Kimin hangi haftada oruç tutacağı zaten babadan dededen bellidir. Bu aile geleneği özellikle sürdürülür. Ama buna rağman oruçlarını Hızır Ayı’nın hangi haftasında isterlerse onda da tutabilirler. Orucun, bu dört haftadan birinde tutulması gerekir.

        Hızır Orucu’nun tutulacağı hafta tespit edildikten sonra salı, çarşamba ve perşembe günleri oruç tutar, cuma günü de kurban keser ve lokma dağıtırlar.

        Hızır Orucu için dört hafta ve bu dört haftanın dört cuma gününü dikatte alırlar. Yani şayet Hızır Ay’ı, bu aydaki ilk cuma gününden üç gün önce başlıyorsa, bu durumda oruç tutmaya başlıyorlar. Yok eğer Hızır Ay’ı cuma gününden en az üç gün önce (salı günü) başlamıyorsa, yani cuma gününden önce üç günlük Hızır Orucu sığmıyorsa; bu durumda Hızır Orucu’nu erteliyerek ondan sonra gelen haftada tutmaya başlıyorlar.

        Daha önce de bahsettiğimiz gibi, Dersimliler bu hizmeti toplu olarak bir haftada yerine getirmiyorlar; yer yer, yöre yöre, aşiret aşiret ve ocak ocak değişmektedir. Ama herkes bu dört haftadan birisini benimseyip, o haftada Hızır Orucu’nu geçiriyor.

        Hızır Ayı’ndaki bu dört haftanın adlarını burada sunuyoruz:

 

        - Xızıro Veren (Hızır’ın ilk haftası)

        - Xızıro Worteno Dıyen (Hızır’ın ikinci haftası)

        - Xızıro Worteno Hirêen (Hızır’ın üçüncü haftası)

        - Xızıro Pêyen (Hızır’ın dördüncü/ son haftası)

 

        Öreğin, Balaban Deresi (Derê Balabanu) denen yerde Hızır Orucu’nu şöyle paylaşırlar, ama bu bir başka yarda değişebiliyor tabii:

        - Hızır’ın ilk haftası; Demenliler,

        - Hızır’ın ikinci haftası; Heyderular,

        - Hızır’ın üçüncü haftası; Balabanlılar,

        - Hızır’ın son haftası; Tercanlılar.

        Burada, “Hızır Orucu’nun bir ayağı şubat ayına değmekte, şubattan birkaç gün almaktadır” diyorlar.

 

        Taseniye köyü Pırdo Sur’a (Kırmızıköprü) taraftır. Her aşiretten bir hane bulunabilir. Bamasurların (Babamansur Ocağı) mekânıdır. Burada Hızır Orucu’nu şöyle paylaşırlar:

        - Hızır’ın ilk haftası; Demenliler,

        - Hızır’ın ikinci haftası; ?

        - Hızır’ın üçüncü haftası; Taseniye halkı ve Balabanlılar,

        - Hızır’ın son haftası; ırmağın öte yakası, Sansa’da bazıları bu haftayı seçmekteler.

 

        Kızılbel (Qızılbêl) köyü bir Khurêsli (Khurêsli Ocağı) mekânı. Kırdım (Qırdım) yöresinde Fêm köyüne yakın bir yer. Burada Hızır Orucu’nu ikinci haftada tutmaktalar.

 

        Çayırlı ve Erzincan’ın diğer bazı yörelerinde kimileri de Hızır Ay’ı geldiğinde ilk haftada bir, ikincide bir ve üçüncüde de bir olmak üzere toplam üç haftada üç gün oruç tutar ve son dördüncü haftanın cuma gününde de kurban kesip, niyaz pişirirler. Bava Dewrês Hızır Orucu’nu böyle tutanlardan.

 

        Ovacık yöresinden tanıdığımız bazı dostlar bize “Biz Hızır Orucu’muzu üçüncü haftada tutmaktayız” diye belirttiler.

DERSIM’DE NEDEN HIZIR ORUCU’NU

BIRLIKTE TUTMUYORLAR DA,

HERKES KENDINE GÖRE

AYRI BIR HAFTADA TUTMAKTA?

       

        Şimdi bazı okuyucularımız kendi kendilerine “Neden Hızır Orucu’nu birlikte değil de, herkes kendine göre ayrı bir haftada tutmakta?” diye sorabilirler.

        Insan bu sorunun yanıtını şöyle verebilir:

        Kimler Hızır’ı kendilerine hangi haftanın cuma gününde konuk etmişlerse, o haftada da oruçlarını tutmakta, kurbanlarını kesmekteler. Dersim ilinde de Hızır her eve, aşirete, ocağa, köye ve yere başka başka haftalarda konuk olmuştur. Bu nedenle de halkımız hep birlikte bir haftada Hızır Orucu’nu tutmamaktadır.

        Bununla ilgili bir örnek verelim:

 

        Kızılbelli (Qızılbêl) Khurêsliler neden Hızır Orucu’nu son haftada tutmaktan ikinci haftaya değiştiriyorlar?

        Kızılbel (Qızılbêl) köylü ve kökenli Khurêsliler Hızır Orucu’nu devamlı son haftada tutarlarmış. Hızır (Xızıro Khal/ Aksakallı Hızır) bunların cedlerine verdiği ikrarı bu son haftada yerine getiriyormuş. Yani O, ikrarında durarak son haftanın cuma gününde Kızılbel’e (Qızılbêl) konuk oluyormuş. Onlar da Konuklarını (Hızır) ağırlamak için hazırlıklarını hep bu son haftada görüyorlarmış.

        Kızılbel (Qızılbêl) halkı bunu kuşak kuşak sürdürerek getirip Dewrês Hesenê Deri’ye ulaştırırlar. Dewrês Hesenê Deri de bir Hızır Ayı’nda curasını eline alarak gözünde yaşlarla Hızır’ın eteğinden tutup,

        - Gel tanrım!.. Gel be tanrım!..

diye yakarıp durmuş.

        Ikinci haftanın cuma gününde Hızır (Xızıro Khal/ Aksakallı Hızır), Bozat’ı (Astorê Qıri) bugün halâ yıkıntıları olan evin önüne sürüp Dewrês Hesen’i muradına erdirmiş.

        Bunun ardından Kızılbel’de (Qızılbêl), artık Hızır Orucu’nu son haftada tutmayıp ikinci haftaya değiştirirler. Hızır, Dewrês Hesen’den itibaren ikinci haftada konuk olmaya başlamış da ondan. Odur budur burada, bugüne dek Hızır Orucu’nu bu ikinci haftada tutmaktalar.

 

        Ikinci bir örneği de Taseniyeli Bamasurlardan verelim:

        Taseniyeli Bamasurlar Hızır Orucu’nu üçüncü haftada tutmaktalar. Hızır’ın bunlara verdiği ikrar bu haftada gerçekleşiyor. Bu nedenle hem Taseniyeli Bamasurlar ve hem de çevresindeki halk onlarla birlikte bu haftada Konuklarını ağırlamak için hazırlanırlar.

 

CUMA GECESI HIZIR’I GÖZLERLER!

 

        Hızır Ay’ı yaklaşmaya başlayınca, Hızır’a kesmek için gönüllerinden geçen hayvanı ayırıp ya bir samanlığa korlar, ya da başka bir yerde yemesi için önüne bolca yem ve ot doldururlar ki, kurban vakti gelmeden tavlansın.

        Oruç tutmaya başlamadan önce evleri temizler, çamaşırları yıkar, banyo yapar ve her tarafı süpürürler. Her yanı temizleyip işleri bitince, artık salı günü oruçlarını tutmaya başlıyorlar.

        Üç gün oruç tutuyorlar. Perşebe akşamı oruçlarını açtıktan sonra, bu kez de Konukları (Hızır) için hazırlıklara girişiyorlar. Hızır Ayı’nda Konuk (Hızır) cuma gecesi geliyor ve bundan dolayı da bizde çok kutsal bir gecedir. Dersimlilerin “cuma gecesi” dedikleri bu gece, perşembeyi cumaya bağlıyan gecedir.

        Cuma gecesi şu etkinliklerde bulunuyorlar:

 

        - Önce bir ormana giderler. Balta ya da bıckıyla bir meşe ağacını kesip eve getirirler. Bunu evde baltayla budar ve kabuğunu soyarlar. Adına Hızır’ın Kütüğü (Qila Xızıri) derler. Ocağı hazırlar ve bu kütüğü tutuşturup öyle yatağa gidirler. Sabaha dek bu böyle yanıyor ki ocağın taşları iyicene ısınsın. Şafak vakti kalktıklarında ocak ısınıp hazır olacağından, hemen niyazlarını pişirebilirler.

        - Akşam yaktıkları kütüğün ateşine de Hızır’ın Közü (Tıramiya Xızıri) demekteler. Bir avuç unu getirip bu közün üstüne serpiştirirler.

        - Edik pişirir ve bunu götürüp hayvanların ağılına saçarlar. Derler ki “Malımız, davarımız artsın!”

        - Evin içine su serpiştirip, “Ailemiz çoğalsın!” derler.

        - Genç kızlar ve delikanlılar bu gece ateş üstünde sacda kavrulmuş dövülmüş buğdayı yavan yerler. Yani bu gece hiç su içmemeye çalışırlar ki, uyurken rüyalarında kimin elinden su içecekler. Rüyada biri kendilerine su ikram ederse, bunu onunla evleneceklerine dair bir işaret olarak görür ve inanırlar. 82

        Cuma gecesi şu etkinliklerle de Hızır’ı gözlerler:

 

        - Akşam bir miktar unu bir güzel elerler. Bununla sabah Hızır Niyazı’nı pişirecekler. Eleği kaldırıp eledikleri unu bir sini veya küçük bir sofrada yayarlar. Üzerinden oklavayla geçerek düzeltirler. Bundan sonra kimse eliyle una dokunmaz. Unun etrafına mumlar dikerek yakarlar. Kaç mum olduğuna bakmazlar, on da olabilir, yirmi de olabilir. Etrafında mumlar yanan bu unu kimi evin orta yerine, kimisi de “teberık” adıyla bilinen, kutsal yer ve yatırlardan getirilen özdeklerin bir torbacıkta asılı olduğu duvar ya da sütunun önüne götürüp indirirler. Sabaha dek mumlar burada yanar. Sebebini şöyle açıklıyorlar: “Şayet Hızır bize konuk olursa ya elini bu una basar, ya da Bozat’ın (Qır/ Boz) ayağını!”

        - Sacı ateşe koyup içine dövülmüş buğdayı döküyor ve bunu karıştırarak iyicene kavuruyorlar. Adı, “Bızereki” olarak bilinir. Bunları da yine geniş ve düz bir kaba koyup üstünden geçerek düzeltirler. Götürüp bir yüklüğün altına indiriyorlar. Bunun için de yine aynı açıklamada bulunurlar: “Hızır geldiğinde ya avcunu, ya da Bozat’ın ayağını buraya basar!”

        - Bazıları da kavurdukları bu döğülmüş buğdayı bir eldeğirmeniyle öğütürler. Buna da “Qawute” (kavut) denmektedir. Diğerlerinde olduğu gibi kavutu da düzeltiyor, etrafında mumlar yakarak kutsal özdeklerin önünde indiriyorlar. Hızır’ın avuç, ya da Bozat’ın ayak izini burda da göreceklerini umuyorlar.

        - Kavutun çok hoş bir kokusu var. Bu nedenle de “Kavutun kokusunu hem ölüler, hem melekler alır!” diyenlerin yanında, bazıları da “Hızır kavutun kokusunu alarak çıkıp bize gelir!” demekteler.

        Ama şunu da belirtelim ki, yer yer bava’lar evlerinde kavut pişirtmezler, onunla Hızır’ı gözlemezler, “Günühtır!” derler. Neden günah olduğunu henüz çözemedik.

        - Bazıları da bacadan aldıkları kurumu götürüp yollara, evin etrafına saçarlar, “Hızır gelirse Bozat’ın ayak izleri burada çıkar!” diye açıklarlar.

        Dersimlilerin gözleri o gece yolları gözlemekten yorulur. Gönüllerinde Konuklarının (Hızır) aşkı, gözleri yaşlı dua ve dileklerle Hak’ka yakararak sabahlarlar.

        Örneğin Bava Sayder okuduğu bir ilahide şu dizelerle Hızır’a yakarıyor:

 

        “Hele şu curanın sedasına şelpesine

        Benziyor bugün Hızır’ın sesine!

        Hızır! sen cömert birisin!

        Bizi mekânında hatırlamalısın!”

 

CUMA GÜNÜ NIYAZ PIŞIRIR,

KURBANLAR ADARLAR!

 

        Cuma günü olunca, şafak vakti daha gün doğmadan uyanırlar. Hızır’ı gözlerken un hazırlayanlar una, kavut hazırlayanlar kavuta, dövülmüş buğday kavurup bekletenler ona, kurum saçanlar da gidip ona bakarak bunlarda Hızır ve Bozat’ın izlerini ararlar. Eğer bunlarda Hızır’ın el izi veya Bozat’ın ayak izine rastlarlarsa mutluluktan kanatlanırlar. Kapı komşu arasında sesler yükselir, kurbanlar artar. Gönlünden bir kurban geçiren iki, koç geçiren boğa keser.

        Yok şayet bir el ya da at ayağı izine rastlamazlarsa, bu durumda her şey tasarladıkları şekliyle yürür, hangi hayvanı niyet etmişlerse onu keserler. Akşam eleyip etrafını mumlarla donattıkları unla Hızır Niyazı’nı pişirirler. Kavutu da şeker ve bal katarak yerler.

        Niyaz pişer ve kurban işi biterse götürüp kapı komşunun lokmasını dağıtırlar.

        Bekar genç kız ve delikanlılar, pişirilen Hızır Niyazı’ndan bir parça götürüp evlerinin saçaklarına korlar. Kargalar bunu kapıp hangi eve doğru uçarlarsa, “Kaderi oradan açılacak, oradan evlenecek!” diye inanırlar.

        Kurbanı kestiklerinde bir ellerini kurban kanına batırır, sonra da evin dış yüzünde kapı ya da duvara avuçlarını açarak basarlar. Nedenini şöyle açıklıyorlar: “Dünyada tufan ya da bir başka felaket olursa, Hızır hangi evin kapı ya da duvarında kurban kanından bu el resmini görürse, ilk önce onların darına yetişiyor!”

        Bazıları kutsal yer ve yatırları ziyaret ederk kurbanlarını orada yaparlar. Taseniye köyünde kurbanları Ana Yemise’nin evinde yapar ve burada akşam da cem bağlar Hak’ka yakarırlar.

        Dersim’de Hızır Orucu böyle kutlanır, böyle geçer.

 

Çeviren: M. COMERD