Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

”Yitiqatê Dêrsimi de DUZGIN” adlı yazının Türkçesi.
 Dersim Inancı’nda
DUZGIN
(ASPARÊ ASTORÊ KIMETI /DORUAT’IN SÜVARISI)
Can ile Cihanın Tanrısı, Rehberi ve Himayesidir!
Dersim’in Sultanı ve Kumandanı Duzgın’dır. Ayrıca Dersim’deki Kutsal Yer
ve Yatırların da Başıdır.
Duzgın Aydınlığı Simgeliyor, Evdıl Musa’ysa Karanlığı!
Evdıl Musa’nın Askerleri’ne Karşı
Duzgın’ın Askerleri Duruyor.

Munzır COMERD

 

Biz bu yazıyla yine Dersim Inancı’nın ayrıntılarından birini daha ele almaya çalışacağız.1 Henüz konuya girmeden bir özelliğe açıklık getirmek istiyoruz. ”Dersim Inancı” tanımıyla anlatmak istediğimiz, Dersim halkının bütün zorluklara rağmen günümüze kadar ulaştırmayı başardığı Alevilik öncesi inançlarıdır. Kürtler ve Türklerde rastlamadığımız bu inançlar Dersimli’lerin yaşamında canlılığını ve önemini bugün de korumaktalar. Işte biz, söz konusu bu inançların hepsine birden ”Dersim Inancı” demekteyiz.2

      Tabii Dersimli’lerin bugünki inancı da, bilindiği gibi, yalnızca Dersim Inancı’yla sınırlı değil. Dersim Inancı’nı Alevilik’le ustaca birleştiren ve kaynaştıran Dersimli’lerin bugünki inancını belirleyen de işte bu sentezdir ve biz bunu ”Dersim Aleviliği” olarak adlandırabiliriz. Dolayısıyla bizler Dersim Inancı’nı karanlıktan gün ışığına çıkardığımız oranda Aleviliğe veya diğer adıyla Kızılbaşlığa da yararlı oluruz. Çünkü Alevilik bunlarla zenginleşir ve renklerine yeni renkler katar.

      Şimdi asıl konumuza geçmeye çalışacağız.

      Okuyucularımız anımsıyacaklardır; biz ayrı bir çalışmayla Khurês’i ele almış ve incelemiştik. Bu yazımızın adı ”Dersim Inancı’nda KHURÊS”di.3 Söz konusu bu yazıda, Duzgın da tıpkı Khurês gibi Khurêsli tanrılarından biridir, demiş ama yalnız Khurês ve Khurêsli’ler üzerinde durmuştuk. Khurês’in Hurisi (Weriya Khurêsi), Khurês’in Masumu (Xortê Khurêsi) ve Khurês’in Kurtları’na (Vergê Khurêsi) değinmiştik. Khurêsli’lerin kerametlerinden ”kaynar suya girme”yle ”ateşe girme”ye ışık tutmaya çalışmıştık.4

      Bu yazıyla da şimdi Duzgın’ı hem geniş olarak hem de bütün boyutlarıyla ele alacağız. Her ne kadar bu yazının adını ”Dersim Inancı’nda DUZGIN” olarak belirlediysek de, esasında bu ”Dersim Inancı’nda KHURÊS” adlı yazımızın bir devamı olduğunu söylemeden geçemiyeceğiz. Okuyucunun bunu dikatte alacağını sanıyoruz.

      Bu çalışmanın oluşumunda ağırlığı yine folklorik ürünlere verdik. Derlediğimiz folklorik ürünlerden burada ilk kez yararlanıp yayımladıklarımız çoğunlukta. Ama bunun dışında yayımlanmış bazı ürünleri de kaynağını belirterek yine burada kullandık.

 

A-DUZGIN

      Duzgın dendiğinde ilk akla gelenin Dersim ve Dersim Inancı olduğu bilinmektedir. Tabii Duzgın’ın Dersim Inancı’ndaki önemi ve konumu Hızır ve Khurês’in bu inançdaki konumlarıyla aynı düzeyde ve önemdedir.

      Yine bu inançda zaman zaman Duzgın’ın adı Hızır ve Khurês’in adından daha ileride görüldüğü de olur. Bunun nedeni de Duzgın’ın kimliğini belirleyen bazı özelliklerin Hızır’ın karakteristik özelliklerine olan benzerliğidir. Bu özelliklerden biri Atlı olmasıdır, bir diğeri de dar günün dostu olduğu sayılabilir, tabii buna öğretmen olup eğiten ve verdiği ikrarda duran da eklenebilir. Bu nedenle çoğu kez O’nun adıyla Hızır’ınkisi birbirine karışır. Bir diğer nedeni de Duzgın’ın kimi zaman Xortê Khurêsi (Khurês’in Masumu) olarak görülmesidir. Böyle olunca da özellikleri ayrı da olsa en azından O’nun adıyla Khurês’inkisi karışır. Yani Duzgın’ın Dersim Inancı’ndaki yeri ve önemi bir hayli yücelerde seyrediyor. Ama bu inançta birçok değer birbirine karıştığı gibi, ne yazık ki daha birçok değer de henüz karanlığa gömülü durumdadır..

      Duzgın kimdir? Kêmerê Duzgıni nedir? Neden Dersim’in dört bir yanından Dersim halkı akın akın burayı ziyarete geliyor? Duzgın neden savaş topu atmaktadır? Heliyê Sultan Duzgıni nedir? Eskêrê Duzgıni (Duzgın’ın Askerleri) nedir? Kime karşı savaşıyor? Astoro Kimet (Duzgın’ın atı) nasıldır? Dağkeçisi ve geyikler neden Duzgın’ın hayvanlarıdır? Duzgın neden kutsal yer ve yatırların başıdır?

      Bu arada Duzgın’a değindik mi Evdıl Musa ve Eskêrê Evdıl Musay’a (Evdıl Musa’nın Askerleri) da değinmek zorundayız. Bunları biribirinden ayırmak oldukça güç. Evdıl Musa kimdir? Eserê Evdıl Musay nedir?

      Sorular...ve daha nice nice sorular. Işte bu her bir soruya vereceğimiz yanıt veya yanıtlar, aynı zamanda bu sorunu da gün ışığına çıkaracaktır.

      O halde, gelin şimdi elimizden geldiği kadar bu konuyu ayrıntılarıyla ele alalım.

 

1-DERSIM’IN BIR

TANRISI DA DUZGIN’DIR!

      Dersim Inancı’ndan söz edildi mi, çoktanrılı olduğundan akla ilkin tanrılar geliyor. Dersim halkı açısından ister canlı olsun, isterse cansız bu dünyadaki hiç bir varlık tanrısız değildir. Tabii bu anlayış bir varlık olarak dünyanın kendisi için de geçerlidir. Biz, Dersimli yaşlıların ağzından dökülen şu cümleyi kendi kulaklarımızla çok duyduk: ”Bu dünya tanrısız değildir! Bir tanrısının olması gerekir, bir tanrısı mutlaka vardır!”

      Dersim’de birçoğuna göre Hızır bu dünyanın tanrılarından biridir. Dünyayı koruyup kollayandır. Dünyayı yöneten, çekip çeviren O’dur. Kurtaran da O’dur, batıran da. O’nun izni olmadan dalda yaprak dahi kıpırdayamaz. Dersim folklorunda (bir atasözönde) ”Kuş dahi korunmak için varıp bir ağaca sığınır!” deniyor. Bu anlayış Dersim Inancı’nda dünyaya da yansıyor. Bu dünyanın tanrısı, rehberi ve himayesi Hızır’dır, deniyor.
   Ama gel gör ki, Hızır ile Duzgın’ın karakterlerini belirleyen özelliklerin birbirine çok benzediğini işte tam da burada bir kez daha söylemeden edemiyeceğiz. Bu nedenle Dersim Inancı’nda Duzgın da can ile cihanın tanrısı, rehberi ve himayesidir.

      Yalnız dünya mı, Dersimli’lerin inancında ev ve aile de tanrısız değil ki. Dersim Inancı’nda ev ve aile tanrısı’nı bilmeyen mi var. Üstelik her ev ve ailenin tanrısı da ayrı ayrı. Tabii bu inançda ev ve ailenin yaşamını belirleyen de işte bu ev ve aile tanrısı’dır. Ayrıca evin halkını korumakta, rızkını ve nasibini vermekte, kötülük meleklerini evden uzaklaştırmaktadır.5

      Dersim Inancı’nda bir de hayvanlar (koyun, keçi, inek vb. küçük- ve büyükbaş hayvanlar) tanrısı var. Bunlardan biri iyilik tanrısıdır. Bu, hayvanları korumaktadır. Adı ise ”Sarık Şüan”dır. Biri de var ki hayvanlara kötülük yapmaktadır. Buna da ”Memık Gavan” demekteler.6

      Dersim Inancı’ndaki kutsal yer ve yatır tanrıları’na gelirsek, bunların haddi var hesabı yoktur. Bu tanrılar da insanların dileklerini karşılar ve kötülük melekleriyle savaşırlar. Dersim halkını koruyan bu tanrıların göründükleri yerler kutsal mekânlardır.

      Geçmişte, yani aşiretsel yaşamın Dersim toplumuna egemen olduğu dönemde, her aşiret kendisine en yakın olan kutsal yer ya da yatıra aşiret adına sahip çıkardı. Yani bir ”aşiret tanrısı” ya da diğer adıyla ”kabile tanrısı” inancı vardı. Ama Khurêsli’lerin bu inanca sıcak bakmadığını hemen belirtelim. Khurêsli’lerin dışında hiç bir kabilenin ”kabile tanrısı” yoktur, dini misyonu olmayan kabilelerin ”kabile tanrısı” da olamaz, demekteler.

      Bu konu oldukça genişdir. Kutsal yer ve yatır tanrıları’nı ayrı bir yazıyla ele aldığımızda, onun kapsamında bu konuya da bütün ayrıntılarıyla eğilmeğe çalışacağız. Ama şimdilik, bu görüşlerde ”kabile tanrısı” inancının izlerini gördüğümüzü belirtmekle yetiniyoruz.

      Dersim inancı’nda Khurêsli’ler kutsal bir kabiledirler. Tabii Duzgın da Khurês gibi bir Khurêsli tanrısıdır. Ve tıpkı Hızır gibi Duzgın’ın da sayısız ad ve ünvana sahiptir. ”Duzgın” deniyor, ”Sultan Duzgın” deniyor, ”Bımbarek”7 deniyor, ”Duzgınê Kêmeri”8 deniyor, ”Duzgın Bava”9 deniyor, ”Sultan Duzgınê Kêmeri” deniyor, ”Asparê Astorê Kimeti”10 deniyor, ”Asparo Yaxız”11 deniyor, ”Wayır”12 deniyor...ve bunlar böyle uzayıp gidiyor.

      Duzgın bütünüyle aklara bürünük bir tanrıdır, yani ak giyisilidir, ak donludur. Duzgın aydınlıktır. O, Kêmer’de ışıklar saçıyor. Karanlıktan kurtulmak için canıgönülden O’nun eteğinden tutmak yeter de artar bile.

      Duzgın, dara düşende yardıma koşandır. Duzgın en zor engelleri ustaca aşandır. Hal ve hastalık yayan kötülük meleklerinin düşmanıdır Duzgın. Duzgın arka verendir. Sırtını Duzgın’a verenin sırtı yere gelmez ve o asla kimseye yenilmez.

      Duzgın murat verendir. Yürekten Duzgın’a inananmak O’ndan murat almak için yeterlidir.

      Duzgın haksızlığıa karşı, zulüme karşı, zalime karşı ve kötülüğe karşı durandır.

      Dersim Inancı’nda Duzgın’ın etkilemediği hiç bir alan yoktur. Bunun sonucu olarak O’nun etkisi ibabete de yansımaktadır.

      Bava’lar Hak’ka yakardıklarında ilahi ezgide Hızır’ın, Khurês’in, Atlı’ların, kutsal yer ve yatırların adlarını anarlar; tabii bu arada Duzgın’ın adını da anar, bu tanrılanına da yakarırlar. Şimdi bu konuda birkaç örnek vermeye çalışalım.

      Bava Rıza13 okuduğu ilahi ezgilerden birinde diyor ki:

     

      ”...Gelin yalvarıp yakaralım,

      çığlığımız Kêmerê Duzgıni’ye14 gitsin

      (Duzgın) Senin mekânın gösterişlidir,   yücedir

      Rüzgar gibi bir Aspar (Atlı)15 geçiyor, çok aceledir

      Kardeşlerim O’na yakarın

      darımızda yetişip

      bizi zorluklardan korusun

      Hey be gönül, hey be gönül!

      Tanrım, hey tanrım!

      Tanrım, gel tanrım!”

 

      Davut Sulari de bir Khurêsli’dir. O’nun, yalnız Türkçe deyişlerle yetinmeyip bunun yanında bizim dilden de (Dersim dili) birçok ilahi söylediği bilinmektedir. Işte bu ilahilerden birini biz Apo Ismail’den16 derledik ve bunu ”Da Da Duzgın” (Haydi Gel Duzgın) olarak adlandırdık.

      Davut Sulari, konumuzla bağlantılı şu dizeleri söylüyor:

 

      ”Davut Sulari Sana yakarıyor

      Beni başkalarına emanet etme!

      Şayet Sen benim tanrımsan Duzgın

      himmeti Hak eyle de beri gel!

 

      Gel Duzgın, gel Duzgın

      Haydi gel Duzgın!”

 

      Davut Sulari ”Xo Vira Meke”17 (Sakın Unutma) adlı ilahide de yine Duzgın’a ilişkin şu dizeleri okuyor:

 

      ”Duzgın Duzgın Duzgın!

      Unutma ki bizde, haşa, ne dubara vardır      ne de dolap!

      Dalımız da budağımız da Sensin,

      Sen ocağımızı şenlendir!

      Darımızda sakın Sen bizi unutma!”18

 

      Bava Usen19 de tanrısına, yani Duzgın’a şöyle sesleniyor:

 

      ”Ne önerirsin Sen bana, ben ne       yapayım?

      Derdimin dermanını Sende bulayım!

      Sen ceddimin öğretmenisin,

      Sultan Duzgınê Kêmeri!”20

 

      Bava Hesenê Kolu21 da Hak’ka yakarırken Duzgın’ın adını anarak diyor ki:

 

      ”Başkalarının ağaları varsa,

      başkalarının beyleri varsa,

      benim de ağam Sultan Duzgın’dır!”22

 

      Bu verdiğimiz örneklerden de anlaşılacağı gibi Duzgın da kendi başına özgür bir Dersim tanrısıdır. Tanrısal işlevini Duzgın yalnız başına yerine getirmektedir. Ne kimseden emir almakta, ne de kimseye hizmet etmekte. Dersimli’ler açısından Duzgın, tıpkı diğer tanrılarından Hızır ve Khurês gibi ayrı kişiliği ve özelliği olan bir tanrıdır.

      Görüyoruz ki bava’lar okudukları ilahilerde Duzgın’a tanrı demekteler. Şimdi de bu tanrı sözcüğü Duzgın’ın kişiliğinde ne anlama geliyor, biraz da bunun üstünde durmaya çalışalım. Yani Duzgın nasıl bir tanrıdır, O’nun karakterini belirleyen özellikler nelerdir, bunları tanıyalım.

 

2-DUZGIN

DERSIM’IN ”SULTAN”IDIR!

      Biz, her ne kadar yukarıda Duzgın bir Khurêsli tanrısıdır dediysek de, aslında Duzgın’a sahip çıkan yalnız bu kabile değildir. Dersim’de her kim olursa olsun, ister bir ocak üyesi olsun ister olmasın, başka bir deyişle ister Khurêsli olsun isterse halktan olsun, hepsi de hem iyi hem de kötü günlerinde Duzgın’ı anar, O’na sığınırlar.

      Dersim Inancı’nda Duzgın, başka bir yönüyle de bir Khurêsli tanrısı olarak benimsenir. Ve zaten bunu ne yadsıyan var, ne de tartışma konusu yapan. Ama Duzgın’ın bu yönü Khurês’de olduğu gibi pek öyle öne çıkmıyor, göze batmıyor. Yani Khurês’in tersine, bu görüş Duzgın’da daha arkalara düşüyor.

      Şimdi hep birlikte, Duzgın’ın bir Khurêsli tanrısı da olduğu yönünündeki özelliğini gölgede bırakıp öne çıkan diğer özelliklerine göz atalım.

      Dersim Inancı’nda Duzgın dara düşenin kurtarıcısıdır. O, ”Kimet”23 adındaki atıyla, yani O’nun süvarisi olarak böylelerinin imdadına yetişmektedir. Işte önemli bir özelliği budur Duzgın’ın. Diğer bir özelliği de, Dersim’deki kutsal yer ve yatırların başının Duzgın olmasıdır. Tabii kutsal yer ve yatırların ardında yalnızca Khurêsli’lerin olmadığı da vurgulanması gereken ayrı bir gerçek. Bir diğer özelliği de, Dersim Inancı’nda Duzgın’ın Askerleri’nin (Eskêrê Duzgıni) olmasıdır. O, söz konusu bu Askerlerin komutanıdır. Dersimli’lerin ”Eskêrê Duzgıni” (Duzgın’ın Askerleri) dedikleri bu iyilik melekleri ordusu kötülük melekleriyle savaşıyor ve böylece onlara fırsat vermiyorlar. Bir de bu Askerin Dersim’in kutsal yer ve yatır tanrılarından oluştuğunu belirtmek istiyoruz. Işte yazının akışı içinde üzerinde daha uzun durmaya çalışacağımız Duzgın’ın bu özellikleri, O’nun bir Khurêsli tanrısı olması yönündeki özelliğinden çok daha öne çıkmaktalar. Duzgın, yalınz Khurêsli’leri değil, bir ocağa üye oslun ya da olmasın, Dersim’deki herkesi derinden etkiliyor. Dersimli’lerin O’na ”Sultan” demeleri boşuna değildir. Eğer bu yazıda Khurêsli’lerin adı çok az anılacaksa, bunun nedeni Duzgın’ın bu karakterinden dolayıdır.

       Dersim ilini gözeten ve kayıran Duzgın’dır. Duzgın, Dersim semalarında gürleyerek kanat çırpan ve Dersim’i kanatlarının altına alandır. Dersim’in ”Sultan”ıdır Duzgın. Tabii bütün Dersim halkının O’ndan diliklerde bulunması da bu nedenledir.

      Hak’ka yakardıklarında Duzgın’ın adını anan yalnız Khurêsli’ler değil kuşkusuz. Halk da Duzgın’a yakarıyor, dileklerde bulunuyor ve O’nun gölgesine sığınıyor. Dersim halkı O’nun ”Kimet” adlı atının yollarını gözlüyor. Onlara göre bütün dertlerin dermanı Duzgın’dadır. O’na erişmek isteyenin yüreği yeterki temiz olsun. Çünkü kutsal olsun veya olmasın O’nun açısından bunların hepside birdir. Hele hele yakın ile ırak sözcükleri O’na hiç bir şey ifade etmiyorlar. O’nun vaktinde erişmediği yer olur mu hiç.

      Dersim Inancı’nda Duzgın da tıpkı Hızır gibi dara düşenin kurtarıcısıdır. Hangi Dersimli darında ”Ya Hak!”, ”Ya Duzgın!” diye yakarmışsa, Duzgın da atı ”Kimet”le onlara yetişmiş ve tabii ki dileklerini vermiştir. Duzgın insanı bütün kötülüklerden, olmadık kazalardan, türlü belalardan sakınmaktadır. O’nun bu özellikleri, Hızır’ın karakterini belirleyen benzer özelliklerle özdeşleşiyor.

      Şimdi, Khurêsli’lerin dışında kalan diğer Dersimli’ler Hak’ka tapındıklarında Duzgın’a nasıl yakarıyorlar; veya dara düştüklerinde Duzgın’ı nasıl çağırıyorlar; ya da söylencelerde Duzgın’ın adını nasıl anıyorlar, bunları bir bir örnekliyerek verelim.

      Ilk örnek:

      Piyê Bıra Dergi24, Dersim halkının kutsal olmayan kesimindendir. Almanya’da bir gün oturup Hak’ka yakarıyor. Yakarış esnasında okuduğu ilahide yer yer Duzgın’ın adını da anıyor ve O’na yakarıyor. Işte bu ilahi ezginin bir kesitinde Duzgın’a şöyle diyor:

 

      ”Karanlık vaktidir, akşamdır

      Artık şu yoksulun (benim)

      dersini okumanın zamanıdır

      Haydi gel, haydi gel, haydi gel!

      Ayaklarına kurban olduğum!

      De ki, şu yoksulun beli ağırıyor

      Sen dua et de dermanın

      Sultan Duzgınê Kêmeri’den gelsin

      De ki, Sultan Duzgın gelsin de

      dermanı kendi elleriyle bulsun

      bizi doktorlara, hekimlere      terketmesin!”25

 

      Ikinci örnek:

      Alaverdi, ”Sılo Feqir” adlı ezginin bir variyantını okuyor. Burada konumuzla bağlantılı olarak şu dizeler de Duzgın’ın adı geçiyor:

 

      ”Haydi uyan Sılo, gün doğuyor

      Üç yılı doldurduktan sonra

      kafir gene beni dara çekiyor!

      Dedim ki, ben Sana hayran olayım

      Kêmer’deki Duzgın,

      insanlar Sana dileklerde bulunmaktalar

      (Senden umut kesilmez!)”26

 

      Üçüncü örnek:

      Dersim’de oniki Alevi Ocağı vardır. Hiç bir ocağın Dersim halkı üstündeki etkisi Khurêsli’lerinkisi kadar yaygın ve yoğun değildir. Khurêsli’ler hariç, bu ocakların çoğu Dersim’in dışındaki Alevilere hizmet götürmektedirler. Ve bunlardan da yer yer, aile aile Khurêsli’lerden hayli etkilenenler vardır.

      Bir Dersim söylencesinde aktarılır ki;

      ”Taseniyeli27 Bamasurlar28 aslen Muxındiye’den29 gelmedirler. Bamasurların ceddi Muxındiye’den çıkıp yola koyulduğunda önce Jêle’ye30 varıp (kimileride Zargovit’e31 vardığını aktarmaktalar) orada yapı için ağaç keser. Kestiği bu ağaçları öküz yerine iki yılanla çeker. Bırakın yılanlar ağaçları çeksinler, onlar yorulup nerede dururlarsa biz de kazmayı vurup evimizi orada yaparız, der. Yılanlar gelir, bugün Taseniye’de halâ kalıntıları bulunan ve ”Bonê Taseniye” olarak tanınan kutsal yerde dururlar. Bamasurlar da yılanların durduğu bu yeri kendilerine mekân tutarlar.”

      Bu söylencede de Duzgın’ın etkisini insan kolaylıkla saptıyabiliyor. Pırdo Sur32, ağaç ve ormandan geçilmiyor. Neden Jêle ya da Zargovit’e gidiyorlar? Jêle ve Zargovit Duzgın’ın kutsal mekânlarıdırlar da ondan. Dersim’in ”Sultan”ı Duzgın’ın bu söylencedeki izleri işte böyle göze çarpıyor.

      Dördüncü örnek:

      Sey Qaji’yi tanımayan Dersimli bugün bile yoktur. O, Ô38’den önce yaşamış en ünlü şanlı Dersim şairlerindendir. Qırdım33 köyünden Apo Mıstefa34 bugün 95 yaşındadır. O’nunla yaptığımız söyleşilerin birinde bundan beş yıl önce bize Sey Qaji’ye dair şunları aktardı: ”Sey Qaji bir gece uyuduğunda kendisine bir rüya görür. Bu rüyasında, aksakallı bir yaşlı elindeki bir ölçek buğdayı O’nun boğazına döker. Bu rüyasının ardından O, başlar ezgiler dizmeye, söyleyip gezmeye. Ve O’nun ömrü işte böyle tükenir, ama hazinesi bir türlü tükenmez.”

      Zılfi, Sey Qaji’nin bu hazinesinden birçok ürünü derleyen Dersimli’lerden biri. Bunlardan birinde Sey Qaji diyor ki:

 

      ”Memleket memleket, aşağıdaki memleket

      (Yasalara gelince)

      Aslında iyi olan yasalar,

      yukarının (Tanrının) yasalarıdır!

      Ben gidip ifademi vereyim de

      bari erken döneyim

      Bunlar, Ömer Osman’a başvurmuşlar,

      bense Duzgınê Kêmeri!”35

 

      Sey Qaji’nin kendisi Sey Sabunlu ocağındandır. Duzgın’ın etkisi onun yukarıdaki dizelerine de yansıyor.

      Uzun sözün kısası, Duzgın’ın Dersim Inancı’ndaki yeri bir Khurêsli tanrısı olmakla sınırlı değildir. Dersimli’ler Duzgın’ın adını dualarda ve diliklerde, beddualarda ve bütün yakarışlarda anar, dillerinden düşürmezler. Hepsinin de gözü o ”Sultan”dadır.

 

3-DUZGIN’IN ATINA

”ASTORO KIMET” DENIYOR.

      Dersim Inancı’nda Hızır aksakallı bir yaşlı donunda somutlaşıyor. Yalnız saçı sakalıyla değil, giyisileriyle de beyazlara bürünüktür. Bir de atı vardır Hızır’ın. Dersimli’ler bu atı ”Asoro Qır” (Kırat) olarak adlandırıyorlar. O da tıpkı Hızır gibi beyaz renklidir.

      Khurês ise iki melek ile temsil ediliyor ve bunlarla somutlaşıyor. Bunlara ”Weriya Khurêsi” (Khurês’in Hurisi) ve ”Masumê Khurêsi” Khurês’in Masumu) deniyor. Bir de ”Vergê Khurêsi” (Khurês’in Kurtları) denen kurt donunda melekleri var Khurês’in. Bunlar da beyaz renkdedirler. Yalnız bunların boyunlarında kırmızı birer kurdele bulunmaktadır.

      Duzgın da beyaz donludur. Aklara bürünüktür. Ve Duzgın da Atlı olarak somutlaşıyor. Atına ”Astoro Kimet” (Doruat) deniyor.

      Bava Hesen Hak’ka yakardığında ilahide ”Astoro Kimet”in adını şu dizelerle anıyor:

 

      ”Gidip baktım ki Astoro Qır’dır orada

      Ve süvarisi sırtında

      Hz. Hızır’ın Kırat’ıdır bu

      Senin atın, Astoro Kimet’tir ayakları   bilezikli

      Duzgın Bava’yı sorarsan atlı ve buğday       tenli

      Doruat’ını kuşamış, derlitopluca!”36

 

      Bava Hesen, ilahinin bu kesitinde dağın doruğundaki mihraba çıktığını ve burada bir atlı gördüğünü dile getiriyor. [nce dili sürçerek bu ata ”Astoro Qır” (Kırat) diyor ve sonra bu yanlışın bilincine vararak ilahide anında Duzgın’a seslenerek ”Qır (Kırat) Hz. Hızır’ın, Senin atın Astoro Kimet’tir (Doruat’tır)” diye düzeltiyor.

      Tabii ki ”qır” (kır) ile ”kimet” (doru) farklı renklerdir. Dersim dilinde ”qır” (kır), beyazın bir tonuna verilen addır; ”kimet” (doru) ise kırmızının bir tonudur, kara ile kızıl arasında kızıl kahverengidir. Yukarıdaki dil sürçmesi bu nedenle düzeltiliyor. Ama bu dil sürçmesini anıda düzeltmenin esas nedeni; ”Astoro Qır” ve ”Astoro Kimet” tanımları iki atın değişik renklerini gözler önüne getirmekten daha ziyade, Dersim Inancı’ndaki iki önemli tanrıyla, yani Hızır ve Duzgın’nla özdeşleşmiş atlarına verilen adlardan en yaygını olmalarıdır.

      Tabii Duzgın’la birlikte de burada yine karşımıza Dersim Inancı’nın kutsal rekleri çıkıyor. Bunlar, beyaz ve kırmızı renkleridir. Duzgın ak donlu, atı ise kırmızıdır.

      Bava Rıza da ilahide Kimet’i (Doruat’ı) şu dizelerle anıyor:

 

      ”Kimet’in (Doruat) süvarisi sırtında

      Duzgın’dır O, düzgün sürer kimseyi komaz yollarda

      Merhamet etsin de, O nazlı

      bana ve sizlere gücenmesin!

      De gel, de gel, imdadımıza gel tanrım!

      De gel, de gel, imdadımıza yetiş tanrım!”

 

      Bu arada, Hızır ile Duzgın’ın karakterlerini belirleyen bazı özelliklerin birbirine çok benzediğini yukarıda birçok kez belirttik, ama yine de burada bir kez daha söylemek gereğini duyumsuyoruz. Bu benzerlikten dolayı bazen az sayıda bava hiç de farkında olmadan ilahi ezgiyi okurken bu iki tanrının atlarını değiştirdiği de oluyor. Yine az sayıda ki bava da bu atların renklerini önemsemiyor, yalnız ilahinin edebi içeriğini zenginleştirmek için bu tanrıların atlarına verdikleri adları hangi rengi içerdiklerine bakmaksızın çoğaltmaya çalışırlar. Zaten Dersimli her bava bir şair değil midir?

      Davut Sulari, ”Nazlıyê Mı Rew Bê” (Tez Gel Nazlım) adlı ilahide Duzgın’ın atı ”Kimet”i şu dizelerle anar:

 

      ”Bavam, Duzgın Bava binmiş atı

      ”Kimet”e

      Elbette bende olan sizin verdiğiniz     

      himmettir

      Bak hele şu kahrolasıca dünyada     

      çektiğimiz dert ile minnete

      Bilmem bu kulun derdine dermanın var mı yok mu          Senin?”37

 

 

4-ESKERÊ DUZGINI

(DUZGIN’IN ASKERLERI).

      Dersim Inancı’nda Duzgın’ın karakterini oluşturan bazı özellikler Hızır ile Khurês’inkisinden çok ama çok başkadırlar. Biz, diğer yazılarımızda kısa da olsa bunlardan bazılarına değindik. Bu özelliklerden biri de Dersimli’lerin ”Eskerê Duzgıni” dedikleri Duzgın’ın Askerleri’dir. Diğer önemli iki tanrının, yani ne Hızır’ın, ne de Khurês’in bu inançta Askerleri vardır. Tabii Duzgın’ın bu özelliği O’nun Dersim Inancı’ndaki önemini ve konumunu güçlendirmekle kalmıyor, bunun yanında sivrilip öne çıkmasına da neden oluyor. Ve zaten O’nun Dersim Inancı’ndaki bu konumu tartışma götürmez bir gerçektir.

      Nedir Dersimli’lerin şu ”Eskerê Duzgıni” (Duzgın’ın Askerleri) dedikleri? Duzgın bu orduyu kimlerden oluşturmuştur? Bunu niye ve kime karşı kurmuştur? Konumuza açıklık kazandırmak istiyorsak bu soruları yanıtlamak zorundayız.

      Konuya girerken burada ilk söylenmesi gerekenin, Dersim Inancı’nın bir taraftan da yer yer dualist olduğu gerçeğidir. Bu görüş iyilik ve kötülük üzerine kuruludur. Tabii bunlar, devamlı biribirleriyle acımasız bir savaş sürdürmekteler.

      Dersim Inancı’nda bir tarafta iyilik melekleri dururken, diğer tarafta da onlara karşı kötülük melekleri durmaktadırlar.

      Kötülük melekleri Dersim halkına binbir türlü zulüm yapmakta, hastalık bulaştırmakta, acımadan öldürmekteler. Yani bu kötülük melekleri Dersimli’lere karşı yapabilecekleri hiç bir kötülükten geri dunmamaktalar.

      Iyilik melekleri kötülere karşı durmakta, bunlarla savaşarak Dersim’i ve Dersim halkını bunlardan korumaktalar. Işte Duzgın kendi askerlerini bu iyilik meleklerinden oluşturmuştur. Yani Dersimli’lerin ”Eskerê Duzgıni” (Duzgın’ın Askerleri) dedikleri bu ordu, Duzgın’ın komutasındaki bir iyilik melekleri ordusudur.

      Bava Dewrês, ”Duzgın, Askerlerini kutsal yer ve yatırların atlı tanrılarından oluşturmuştur” diyor.

      Bava Dewrês’in bu cümlesinde Dersim Inancı’nın bir başka özelliği daha gündeme geliyor. O da, kutsal yer ve yatır tanrılarının da atlı olduklarıdır. Biz bu konuya, kutsal yer ve yatır tanrılarını ele alacağımız ayrı bir yazıda daha geniş olarak değineceğiz.

      Tabii bu arada Duzgın’ın Askerleri’ne değindik mi Cennet ile Cehennem konusuna da değinmek zorundayız. Neden derseniz, bunu yanıtını kısacana şöyle verebiliriz.

      Dersim Inancı’nda Cennet ile Cehennem yoktur. Hızır, kendi hesabını bu dünyada görmektedir. Insan öldüğünde ruhu yeni bir devirde bir başka canlıya göçüyor. Ama bu kuralın istisnasız olarak herkes için geçerli olduğunu söyliyemeyiz. Şimdi bunu biraz açmaya çalışalım.

      [rneğin, Dersim Inancı’nda kutsal bir insan öldüğünde, onun ruhu yeni bir devirde bir başka canlıya göçmüyor. Bunun yerine daha yüce bir yere, yani tanrısallaşarak Eskerê Duzgıni’ye (Duzgın’ın Askerleri) katılıyor. Duzgın’ın Askerleri’ni oluşturanlar zaten Dersim’in evliyalarıdır.38

      Nasıl ki Duzgın atlıdır, O’nun Askerleri de tıpkı O’nun gibi atlıdırlar. O’nun her Askerine bir bir ”Aspar” (Atlı) deniyor. Bava’lar cem bağladıklarında, bazı ilahileri yalnız ”Asparu”ya (Atlılar’a) adar, O’nların adlarını anarak okurlar. Dersim ilahilerini biribirinden ayıran da işte bu içerikleridir. Bava bu ilahide ”Asparu”yu (Atlılar’ı) anıyor, bunda tanrısını, bunda kutsal yer ve yatırları, diye ayırırlar.

      Hem ibabette, hem de günlük konuşmalarda ne zaman Eskerê Duzgıni (Duzgın’ın Askerleri) konusu geçse bunların ”Taburê Eskeri” (Bir Tabur Asker) olduğunu söylerler. Tabii ki Duzgın, bu bir tabur Askerin önünde yürüyen Kumandandır. Yani bunların başı ve komutanıdır.

      Hem Duzgın’ın resmi mekânı, hem de Duzgın’ın Askerleri’nin mekânı Dersim’deki Kêmerê Duzgıni’dir.

      Bava’lar Hak’ka yakardıklarında ilahide Duzgın’ın Askerleri’ni (Eskerê Duzgıni) de anarlar. Şimdi bunlardan bazı örnekler verelim.

      Bava Hesenê Kolu, yanımızda bir hastanın başucuna oturup iyileşmesi için Hak’ka yakardı, tanrısına yalvarıp dilekte bulundu. Bu ilahi ezginin bazı dizelerinde ”Tabure” (Tabur) adını da anarak şunları okuyor:

 

      ”Kêmer’in güzeldir, uçurumu çok

      Tabur’unu dizmiş yan yana

      Kimet’e binmiş elinde dizgin

      Çark dönerek, pervaz giderek

      çıkıyor üstteki mihraba!”

 

      Davut Sulari de ”Da Da Duzgın” adlı ilahisinde ”Tabur”un adını anıyor.

 

      ”Haydi gel artık, gece bitmek üzere

      Tabur’un önü çıktı görünüyor

      Başını çeken Kumandana39 kurban olayım!

      Ceddim Sa Heyder’in40 kılavuzu

      gecikmeden imdadıma yetişsin!

 

      Gel Duzgın, gel Duzgın

      Haydi gel Duzgın!”

 

      Bava Rıza da ilahide ”Asparu”ya, yani Duzgın’ın Askerleri’ne değiniyor.

 

      ”Kurban olayım bu havaya

      Ceddim bunu söylediğinde

      Kêmerê Duzgıni’den gelirdiler

      Atlılar ve kardeşler!41”

 

      Bu konuyla bağlantılı olarak son bir örnek daha vermek istiyoruz.

      Apo Ismail halktan biridir, ama cemlere katılmış, meclislerde oturmuştur. Dersim Inancı’nı iyi bilmektedir. Apo Ismail, bava’lar ilahi okuyunca şu dizeleri de onlardan çok duymuştur:

 

      ”Kêmerê Duzgıni’yi sorarsan  uçurumu vardır

      Oradan bir Asker çıkıyor ki sıra sıradır!”

      Burada kastedilen Askerler tabii ki Duzgın’ın Askerleri’dir.

 

 

5-KUTSAL YER VE YATIRLARIN

BAŞKANI VE DUZGIN’IN RESMI

MEKċNI ”KÊMERÊ DUZGINI”DIR.

      Duzgın’ın resmi mekânı ve Dersim’in en kutsal yeri olan Kêmerê Duzgıni’nin, yine Dersim’deki kutsal yer ve yatırların başı ve büyüğü olduğu söylenir. Bu cümlenin çok zengin bir anlamı var. Baş olmak, başkan olmak, büyük olmak herkesin hakkından gelebileceği bir iş değildir.

      [reğin, Dersimli’ler evin içinde ileri gelene ”Evin Büyüğü”, köyde ileri gelene ”Köyün Büyüğü” derler ve bir aşiret içinde ileri gelene de ”Aşiret Büyüğü” derlerdi.

      Kutsal yer ve yatırlar da bu anlayıştan nasibini almaktadırlar. Kêmerê Duzgıni de Dersim’deki kutsal yer ve yatırlardan en ileri geleni olduğundan kendisine ”kutsal yer ve yatırların başkanı” demekteler. Tabii kutsal yer ve yatırlarımızın hiç de az olmadığını burada belirtmeden geçemeyiz. Sey Qaji, bir ezgide Dersim’in ”365 evliyası”na değinir.

      Biz, Dersim’deki kutsal yer ve yatırları şimdiye kadar hiç kimsenin sayamadığını hemen söylemek istiyoruz. Kolay bir iş de değil bu. Acaba Dersim’de kutsal yer ve yatırın olmadığı bir tek köy var mıdır? Üstünde kutsal yer ve yatırın olmadığı bir Dersim dağı var mıdır? Dersim’in kaç gölü, kaç kaynağı kutsal değildir?

      Okuyucunun bir fikir edinmesi için yalnızca Mentere köyü ve yakın çevresinde onikiden çok kutsal yer ve yatırı saptadığımızı burada belitmek istiyoruz. Işte Size adları: Jiara Dare, Gıran Goli, Aci Gol, Jiara Qewaxe, Seyd Eylas, Hewsê Bava Eylasi, Hewsê Kêla Kındıri, Hewsê Derê Qurdeli, Hewsê Kurna Vıradiye, Hewsê Berx Bavay, Heniyê Kêmeri, Jiara Qaynatan.42

      Hiç kimse yalnız başına Dersim’deki kutsal yer ve yatırları, hakkında söylenen öykü ve söylenceleriyle birlikte saptayamaz. Bu, insanın yıllarını alan kollektif bir çalışmayla ancak mümkün olabilir. Sey Qaji de bu güçlüğün farkında olduğundan, bir yıldaki 365 günden yola çıkarak yuvarlak bir hesapla Dersim’deki kutsal yer ve yatırların sayısını 365 olarak veriyor.

      Sey Qaji’nin ünlü bir ezgisi ”Welat Welat” adıyla tanınır. Bunun da birçok variyantı vardır. Bu variyantlardan birini de, yukarıda işaret ettiğimiz gibi, Zılfi derlemiş. Sey Qaji bu ezgide yer yer kutsal yer ve yatırların adlarını da bazı dizelerde anıyor. Bunlardan Hewsê Dewe, Khal Ferat, Heniyê Celal Abasi, Jiara Aliyê Kistimi ve Ewliya Tosniye’nin (Bonê Taseniye)43 adını andıktan sonra sözü Kêmerê Duzgıni’ye getirip diyor ki:

 

      ”Kêmerê Duzgıni’ye gittim

      O’dur kutsal yer ve yatırların başkanı!”44

 

       ”Welat Welat” adlı bu ezginin bir diğer variyantını da H. Tornêcengi Bava Kudız’dan derlemiş. Bu variyantda da Jêle, Gola Buyere, Sultan Bava, Qoçê Sori, Ewliya Kistimi, Ewliya Buki, Zengule, Sayiye, Bonê Taseniye, Xızırê Tuzuke, Xızırê Pê Pırdê Suri, Lınga Duldıle, Ewliya Warê Miri, Ewliya Bonê Gole, Xızırê Koyê Seri, Çımê Bonê Sulvısê Tariye, Hewsê Ceri, Bonê Khal Ferati, Hewsê Dewe, Diwarê (Dêsê) Muxındiy’nin45 adını anarak ard arda sayıyor ve bunların arasından sözü Duzgın’a getirip diyor ki :

 

      ”Kêmerê Duzgıni,

      can ile cihanın tanrısı,

      rehberi ve himayesidir!”46

 

      Sey Qaji’nin bir diğer ezgisi de ”De Bê” adıyla biliniyor. O, bu ezgide de kutsal yer ve yatırların adını anıyor. Bunlardan Hewsê Dewe, Khal Ferat, Ewliyayê (Bonê) Taseniye, Gola Buyere, Sultan Bava, Qoçê Sori, Xızırê Tuzıke, Ewliyayê Warê Miri, Ewliyayê Bonê Gole, Ewliya Kistimi, Zengule, Bağıre, Diwarê (Dêsê) Muxındiye47 ve Kêmerê Duzgıni’nin adlarını sayıyor. Bunların içinden yalnız Kêmerê Duzgıni için şunları söylüyor:

 

      ”Kêmerê Duzgıni

      (kutsal yer ve yatırların)

      büyükler büyüğüdür!”48

     

      Adını verdiğimiz bu çok sayıdaki kutsal yer ve yatırlar içinden en ileri geleni Kêmerê Duzgıni’dir. O hepsinin önünde durmaktadır, yani onların başı, başkanı, büyüğüdür. Bu demek oluyor ki Kêmerê Duzgıni’nin önemi diğerlirne oranla daha ağır basıyor ve daha güçlü görünüyor. Nedir O’nu bu derece önemli kılan? Şimdi bunu biraz irdeliyelim.

      En önemli nedenlerinden ilki, burasının, yani Kêmerê Duzgıni diye bilinen bu kutsal yerin Duzgın’ın resmi mekânı olmasıdır. Duzgın’ın Dersim Inancı’ndaki konumu da, bildiğiniz gibi Hızır ve Khurês’le aynı düzeyde ön sıralardadır. Bundan dolayıdır ki Kêmerê Duzgıni, Dersim’deki diğer kutsal yer ve yatırlardan daha öndedir.

      Bava Sayder49 (Sa Heyder), bir keresinde Dersim ilinden çok uzakta yabancı bir memlektte Hak’ka yakarıyor. Okuduğu bu ilahide Duzgın’ın mekânını, yani Kêmerê Duzgıni şu dizelerle anıyor:

 

      ”Senin mekânın Dersim’dedir

      [ksüzün olan bense,

      yabancı memleketlerden Sana yakarıyorum

      Yine de sen bize merhemet eyle,

      bu günlerde imdadımıza yetiş

      Haydi gel, haydi gel, haydi gel artık!”

 

      Bir diğer önemli nedeni de, Kêmerê Duzgıni denen bu kutsal yerin Eskerê Duzgıni’nin (Duzgın’ın Askerleri) mekânı olmasıdır. Duzgın’ın Askerleri’nin hepsi de atlıdırlar. Yani bir diğer değişle, burası Atlı’ların mekânıdır.

      Dersim’e arka çıkan Duzgın’ın Askerleri’dir. Eskerê Evdıl Musay’a (Evdıl Musa’nın Askerleri) karşı Duzgın’ın Askerleri duruyor. Ve onlarla savaşarak Dersim ilinden kovuyorlar.

      Tabii Kêmerê Duzgıni’yi asıl önemili kılan nedenlerden biri de, Duzgın’ın darda kalanın kurtarıcısı olmasıdır. Dersim halkı dara düştüğünde ”Ya Duzgın!”, ”Ya Hak!” diye yakarıp Kêmerê Duzgıni’ye bakar dururlar. Onlar biliyorlar ki Astoro Kimet (Doruat) ve Atlılar buradan yola koyulurlar. Iyi haberler buradan yükselir.

      Şimdi konuya ışık tutmak için birkaç örnek veriyoruz.

      Piyê Bıra Dergi Hak’ka yakarınca diyor ki: 

 

      ”Haydi gel, haydi gel ayaklarına kurban      olduğum!

      Her kim ki canıgönülden Seni çağırmışsa

      Sen onu mutlaka muradına erdirmişsin

      Dua edin de bize Kêmerê Sultan Duzgıni’den

      şimdi hayırlı bir haber gelsin

      evimizden geçip gitmesin bizim

      Ayaklarına kurban olduğum!”50

 

      Bava Usen de Kêmerê Duzgıni’ye diyor ki:

 

      ”Ceddim bu perde’i51 söyleyince,

      Kêmerê Sultan Duzgıni’den

      kendisine iyi haberler gelirdi!”52

 

      Sey Qaji ise şunları söylüyor:

 

      ”...Tesellim kalmayınca

      Kêmerê Sultan Duzgıni’ye

      yalvarıp yakardım!”53

 

      Biz yukarıda dedik ki, Kêmerê Duzgıni’yi diğer kutsal yer ve yatırlardan daha önemli kılan nedenlerden biri de buranın Eskerê Duzgıni’nin (Duzgın’ın Askerleri) mekânı olmasıdır. Duzgın’ın Askerleri de kutsal yer ve yatır tanrılarından, yani Dersim’in evliyalarından oluşmaktadır. Bu demektir ki, Kêmerê Duzgıni yalnız Duzgın’ın resmi mekânı değil, aynı zamanda sayısız kutsal yer ve yatır tanrılarının, evliyaların ve daha nice iyilik meleklerinin de mekânıdır.

      Kêmerê Duzgıni’yi diğerlerinden daha önemli kılan nedenlerden biri de yalnız Duzgın’ın mekânı olması, Atlılar’ın mekânı olması değil; diğer taraftan Aksakallı Hızır’ın, Astoro Qır’ın (Bozat), Weriya Khurêsi (Khurês’in Hurisi) ve Xortê Khurêsi’n (Khurês’in Masumu) de bu mekânda çokça görünmüş olmalarıdır. Burada nice kerametler görülmüş, nice savaş topları atılmıştır.

      Kêmerê Duzgıni’nin kutsal yer ve yatırların başı olmasının nedenleri bunlardır. Müslümünlar açısından Kâbe, ya da bugün Aleviler açısından Hacı Bektaş’ın önemi neyse; Dersim Aleviliği açısından da Kêmerê Duzgıni’nin önemi oydu ve bugün halâ da bu önemini korumaktadır.

      Dersimli’ler her ne olursa olsun, ama en azından hiç olmazsa yaşamlarında bir kez Kêmerê Duzgıni’yi ziyaret etmek istiyor, bunun ahıyla yanıp tutuşuyorlardı. Bugün de öyledir, ama o zamanlar Dersim’de hiç kimse Hacı Bektaş’ı bilmezdi. Hacı Bektaş’ı ziyaret etmeyi Dersimli’ler son yıllarda öğrendiler. Bu anlattıklarımız yalan değil Hak’kın bilinen gerçekleridir.

6-”HELIYÊ SULTAN DUZGINI”

(SULTAN DUZGIN’IN KARTALI.)

      Dersim’de yaşıyan doğa hayvanlarından kutsanan bir de kartal türü var. Bunun Dersim dilindeki (Zazaca) adı ”Heliyo Çhal”dır. Nesli az olmakla birlikte, Dersim’in hemen hemen her yerinde görülmektedir.

      ”Heliyo Çhal” adındaki bu kartal türü; Türkçede adı ”doğan” ya da ”şahin” veya ”atmaca” olarak bilinen etçil kanatlılardan biri değildir. O, bunlardan daha iridir. Bazıları, onun bir çepiç (bir yaşını aşmış genç teke) büyüklüğünde olduğunu söylerler. [nden gögsü beyaz, uçmak için kanatlarını açtığında genişliği bir metreden fazla ve kanatlarının da altı beyaz olan, ayrıca sırtı, kanatlarının üstü ve diğer yerleri benekli bir kartal türüdür.

      ”Heliyo Çhal” yaşadığı alanlarda tavuk, oğlak ve kuzulara aman vermiyor, bunları kaptığı gibi alıp götürüyor. Avını görünce kurşun gibi dalıyor ve pençeleriyle kavrayarak yerden yükseliyor.

      ”Heliyo Çhal” hem çok iri, hem de güçlü ve kuvvetlidir. Bu nedenle o, Dersim’de yiğitliğin ve kahramanlığın simgesidir. Ona dair birçok anlatı vardır. Insan bunlardan bazılarını duyduğunda inanmakta güçlü çekiyor, şaşkınlık geçiriyor. [rneğin, ”Heliyo Çhal”ın, bir çifte koşulan dört öküzü birden, üstelik boyunduruklarıyla birlikte tutuğu gibi alıp havalandığı işte böyle bir anlatıdır.

      Biz, bazı etçil kanatlıların (yırtıcı kuşların) resimlerini dost ve tanıdıklarımıza gösterdik. Bunlar, Dersim’de ”Heliyo Çhal” denen bu kartalı gören ve tanıyan Dersimli’lerdi. Bunlar, gösterdiğimiz bu resimler içinden Almanca adıyla ”Habichtsadler” ya da bilimsel adıyla ”Hieraaetus fasciatus” olanın görünüş, büyüklük ve yaşayış tarzıyla Dersim’in ”Heliyo Çhal”ına benzediğini bize belirttiler.

      ”Heliyo Çhal”, Dersim Inancı’nda dağkeçisi, geyik vb. doğa hayvanları gibi kutsaldır. Dersimli’ler bu kartala dokunmazlar.

      Bazı Khurêsli bava’ların kılavuzu (koruyucu tanrısı) ”Heliyo Çhal” donundadır. Bu, onlardan biran olsun dahi ayrılmıyor. [rneğin, bunlardan biri ”Heliyê Çê Seydi” adıyla (Erzincan yöresinde bir bava) bilinir.

      Tabii Khurêsli’ler de bazen ”Heliyo Çhal” donuna girerler. [reğin, bunlardan biri de Dewrês Murtezayê Auge’dir.

      ”Talibi önde, Dewrês Murteza arkada atlı olarak Bağıre54 dağında yol alıyorlarmış. Dewrês Murteza’nın musahibi de onlardan çok uzaklarda kendi tarlasında çalışıyormuş. Bunun hanımı Dersimli’lerin ”roneni”55 dediği yemeği pişirip, ardından tarlaya getiriyor. Müsahip yemeğe oturunca der ki,

      -Keşke şimdi Dewrês Murteza burda olsaydı da, biz şu ”roneni”yi birlikte yeseydik!

      Müsahibin bu dileği Dewrês Murteza’ya ayan olur. Birden, bunlar bir sise, bir dumana girerler ki göz gözü göremiyor. Dewrês Murteza, ”Heliyo Çhal” denen kartalın donuna girer ve doğru müsahibine varır. Birlikte ”roneni”yi yerler ve O, yine aynı donda gelip atının sırtına biner. [yle sanır ki bu sis bu dumanda, O’nun önünde ilerleyen talibi bu yaşananların hiç de farkında değil. Ama talib’in kerameti de pir’inkisinden aşağıda değilmiş.

      Talibi buna dönerek der ki,

      -Pirim! Sen gidip ”roneni”yi yer gelirsin! Ya hani benim payım nerede?!...”

      Gelelim Sultan Duzgın’e.

      ”Heliyê Sultan Duzgıni” (Duzgın’ın Kartalı) dedikleri de işte böyle bir ”Heliyo Çhal”dır. Duzgın, ”Heliyo Çhal”ın donunda Dersim’in semalarında kanat çırpıyor, Dersim’i kolluyor ve koruyor. ”Heliyê Sultan Duzgıni” (Duzgın’ın Kartalı), Duzgın’ı temsil etmektedir. Bundan dolayı Dersimli’ler topluca Hak’ka yakardıklarında, ya da dua ve dileklerde bulunduklarında ”Heliyê Sultan Duzgıni” diye Duzgın’ın Kartalı’nın adını da anmaktalar. Buna ilişkin iki örnek verelim.

      Bava Hesen ilahide, ”Heliyê Sultan Duzgıni” (Duzgın’ın Kartalı) adını şu dizelerle anar:

 

      ”Duzgın Duzgın Duzgın Duzgın!

      Senin kartalının kanatları benekli

      imdadımıza gürleyerek yetişsin

      Heliyê Sultan Duzgıni

      Bizi, atı Kimet’in tırnağına bağışlasın!”

 

      Bava Sayder de Hak’ka yakardığında ilahide ”Heliyê Sultan Duzgıni” (Duzgın’ın Kartalı) şöyle anıyor:

     

      ”Ceddim Senin yatırın yandadır56

      Ama tanımak yetmez onu,

      insan kadrini bilmili

      Diyor ki, kendisine yalvarın

      deyin ki, biz her nereye gidersek gidelim

      Heliyê Sultan Duzgıni yaban   ellerde

      başımızın üstünde kanat çırpsın,

      bize göz kulak olsun!

      Haydi gel, haydi gel, haydi gel be tanrım!”

 

      Şimdiki örneğimiz de bir söylence ve biz Heliyê Sultan Duzgıni (Duzgın’ın Kartalı) konusunu bununla bağlamaya çalışacağız.

      ”Üç derviş birlikte yola düşüp bir şehire varırlar. Bazıları bu şehirin Istanbul olduğunu söylerler. Her neresi olursa olsun bizim dervişlerimiz çok beceriksizmiş. Ama yine de onlar bu şehirde atıp tutmaktan geri kalmamışlar. Kendilerini öve öve göklere çıkarırlarmış. Biri, ben falanca ocak’tanım; bir başkası, ben peygamber soyundanım; öteki de, ben şöyle kerametler çıkarırım... der dururlarmış.

      Sonunda bir gün onların söylediklerini bu şehirin padişahı da duymuş. Padişah bu, duyar da durur mu? Hemen bunları getirtip sarayında ağırlamış. Ama bununla kalmayıp dervişlere demiş ki,

      -Anlattıklarınızı duydum. Ben şimdi sizi deniyeceğim, o zaman ne mal olduğunuz ortaya çıkar!

      Emirler yağdırır, hizmetçiler hazırlığa girişirler.

      Padişah, dervişlerden habersiz bir köpek eniğini kestirir. Bunu bulgurla birlikte pişirterek yemeleri için önlerine indirtir. Kendi kendine der ki ”Eğer bunların söyledikleri gerçekse, bunun bir köpek eniği olduğunu bilmeleri gerekir!”

      Dersim’de oniki Alevi Ocağı vardır. Dervişlerin bu darı Dersim’deki bu ocaklara ayan olur. Bunlar toplanıp dervişlerin bu durumunu tartışırlar. Ocağın biri der ki, ben on günde onların imdadına yetişirim; biri, ben beş günde yetişirim; biri, ben on saatte yetişirim... derlermiş.

      Khurês (Khurêsli Ocağı) der ki,

      -Ben onları bir dakikada kurtarır dönerim!

      Kalkar ”Heliyo Çhal” kartalı olur ve kanat çırpıp gider.

      Padişahın sarayına varan Khurês, bakar ki dervişler sofraya yöneliyorlar. Bu değneğini çekip,

      -Oşt oşt!

diye sofraya vurunca, bulgurun içindeki pişmiş köpek eniği dirilip kapıdan dışarı çıkar.”

      Bu söylencede Khurês adı, Khurêsli Ocağı adına her hangi bir Khurêsli için kullanılıyor.

      Uzun sözün kısası, Khurêsli’lerden ayrılmayan, onlara tanrılık yapan, kılavuzluk yapan ”Heliyê Sultan Duzgıni”dir (Duzgın’ın Kartalı). Sultan Duzgın burada, söylediğimiz gibi ”Heliyo Çhal” donunda görülüyor.

 

7-DUZGIN, SAVAŞ

TOPLARI ATIYOR!

      Dersim Inancı’nda Duzgın savaş topları atmaktadır. O’nun attığı topları kendi gözleriyle görenlerin yanında, kendi kulaklarıyla bunların seslerini duyanlar da vardır. Duzgın, bu topları zalimlere, haksızlara ve kötülere atmaktadır. Dersim Inancı’nda Duzgın; askeri olan, savaş topları atan ve Evdıl Musa’nın Askirleri’yle (Eskêrê Evdıl Musay) savaşan bir tanrıdır. Savaşmak, Duzgın’ın karakterindeki çok belirgin bir özelliğidir.

      Tabii Duzgın, durup dururken yersiz nedenlerle bu savaş toplarını atmadığını biliyoruz. Ayrıca bu topları yalnızca resmi mekânı olan ”Kêmer”den atmadığını da belirtmeliyiz. Duzgın, savaş toplarını daha çok ”Kêmer”den atmakla birlikte, her kim olursa olsun dara düşenin imdadına nerede yetişiyorsa gerektiğinde orada da atmaktadır.

      Şimdi bunula ilgili bir örnek verelim. Bu bir söylence. (Biz bu söylenceyi Apo Ismail’den dinledik.)

      ”Mentere, Derê Balabanu’ya yakın ve Çayırlı yönüne düşen bir köy. Bu köyde, ”Çê Dıli” adıyla Hemıçıku kabilesinden bir aile var. Tabii bunlar halktan bir aile, Khurêsli değiller.

      Rus ordusu ilk dünya savaşında Erzincan yöresine girdiğinde, Ermeniler bunlardan gördükleri yardımlarla bu yöredeki köylerde Dersimli’lere de çok zulüm yaparlar. Ellerine geçirdiklerini hemen öldürüyorlarmış.

      Ermeniler, işte bu Mentere köyüne bir gün saldırır dört bir yandan kuşatırlar. Köy halkı, bu saldırılar karşısında çoluk cocuğunu toplar, gidip ”Çê Dıli” gilin evlerine sığınırlar. Bunlar, burada Duzgın’a yakarır imdada çağırırlar.

      Duzgın, bunlara sahip çıkarak ”Çê Dıli” gilde aşikar olur. Buradan Ermenileri bir topa tutar ki, saldırganların ödü kopar, köye baskından cayarak kaçarlar.

      Duzgın’ın aşikar olduğu ”Çê Dıli” gilin bu evi, daha kalıntılarıyla kısmen ayakta duruyor. Yanından geçenler, kalıntılarını öperek bu eve niyaz etmekteler.”

      Dersim halkı Hak’ka yakardığında, dua ve dileklerde bulunduğunda, ya da beddua ettiğinde Duzgın’ın Savaş Topu’nu da anmaktalar.

      Piyê Bıra Dergi, yakarışında diyor ki,

      ”Bu gece durumum ne olacak?

      Ben bu feryadımı,

      Kêrtê Mezela Sıpiye57 ve

      Asparê Serrê Qosani’ye58 yapıyorum!

      Sen gece gündüz savaş topu   atardın,

      ulu adına kurban olduğum

      Adın uludur Senin Sultan Duzgınê Kêmeri,

      ben onu anamıyorum!”59

 

      Bir örnek de Sey Qaji’den verelim:

 

      ”...Dedim, tanrımdan dilğim

      ocağına bir top atsın ki,

      soyunda bir tek erkek dahi kalmasın!”60

      (Tanrı huzurundakileri sakınsın!)

 

      Bir örnek de Hesen Efendiyê Baskoye’den61 (Başköylü Hasan Efendi) verelim.

      Hesen Efendi, Bava Dewrês’in dediği gibi ”çağımızın peygamberiydi, öyle boş bir insan değildi!”

      Hesen Efendi, yıllarca Kêmerê Duzgıni’de kalıp hizmet etmiş bir zat. Bir taraftan da gidip köyleri, aşiretleri ve ocakları dolaşırmış. ”’38 Dersim Kırımı”na eğiliyormuş. Haklı kim, haksız kim; onu bulup ortaya çıkarmak için araştırıyormuş. Bu çalışmalarının sonucunda O, Dersim halkının haksız yere zulüme uğradığını, kırımdan geçtiğini saptıyor.

      Hesen Efendi, bundan sonra Kêmerê Duzgıni’de Duzgın’la kavga eder. Der ki,

      -Hani Senin Askerlerin vardı! Hani Sen savaş topu atardın! Hani Sen Dersim’in Sultan’ıydın! Peki Senin gözlerinin önünde, bu Dersim milletini kırıp geçtiklerinde Sen neredeydin?

      Sonunda kendine hakim olamaz Hesen Efendi, kalkıp Kêmer’e vurunca bir yanı kırılarak dökülür ve O, artık bu kutsal mekânı terkedip evine döner.

      Bundan sonra gelişen olayları da bize Sêy Memed62 aktarıyor:

      ”Ben, bir gün Kêmerê Duzgıni’yi ziyarete gittim. Bir de baktım ki yer yer Kêmer biraz kırılmış. Tabii bu duruma ben çok üzüldüm. Nedenini merak ettiğim için dedim ki,

      - Kim kırmış burayı böyle?

      Dediler,

      -Hes kırdı!

      Şu bizim Hesen Efendiyê Baskoye’yi kastediyorlar.

      Hesen Efendi’yle bir gün Erzincan’da karşılaştık. Selâm kelâm ve hal hatırdan sonra ben dedim ki,

      -Sen neden Kêmerê Duzgıni’nin bir tarafını kırdın öyle?

      Bana,

      -Onu benim kırdığımı sen nereden biliyorsun?

dedi.

      Ben de,

      -Oraya gittiğimde sormuştum, bana ”Hes kırdı!” demişlerdi.

      (”Hes” Dersim dili Zazacada yalnızca ”Hesen” (Hasan) adının kısaltılmış biçimi değil (aynı yaşlardaki çok samimi kişilerin birbirlerinin adlarını andıklarında kullandıkları bir kısaltmadır), aynı zamanda Dersimli’lerin ayı’ya verdikleri addır. Yani Türkçe ”ayı” veya Kürtçe ”hırç” sözcüklerinin Zazaca karşılığı ”hes”dir. Hesen Efendi, birazdan vereceği yanıtta ”Hesen” adının kısaltılmış biçimi olarak kullanılan ”Hes” sözcüğünü, Sêy Memed’le şakalaşarak ”ayı” anlamında anlıyormuş gibi konuşuyor.) 

      Hesen Efendi gülümseyerek bana dedi ki,

      -Bu memleket kurt dolu, ayı (Hes) dolu! Benden başka ayı mı (Hes mi) yok? Sen, o ayının (Hes’in) ben olduğumu nereden biliyorsun?

      Ben de gülerek,

      -Onlar seni iyi tanıyorlar. Kêmer’in orasını kıran ayı (Hes) sensin!

dedim.

      Ben öyle deyince bu kabul etti,

      -Evet! O ayı (Hes) bendim!

diyerek beni yanıtladı.

      Dedim,

      -Senin gibi ulu bir adam kalkım böyle bir iş yaparsa, peki o zaman cahillerimiz ne yapar? Sen, o Kêmer’den ne istedin?

      Hesen Efendi dedi ki,

      -Devlet, Dersim’e asker yığıp Duzgın’ın gözleri önünde halkımızı kırıp bitirdiğinde, şu Duzgın neden sesini hiç yükseltmedi? Ben, O’ndan bunun hesabını sordum! Duzgın’ın attığı şu savaş topları nerede kaldı? Neden zalimin askerini topa tutmadı?”

      Tabii biz burada ”’38 Dersim Kırımı”nı tartışmıyoruz. Onun konusu verdiğimiz bu son örnekte geçiyor. Görüyoruz ki Hesen Efendi burada Duzgın’a nazlanıyor. Sen neden savaş toplarını atmadın? diyor. Sen neden Askerlerini onlara karşı göndermedin? Neden onları şu Dersim iline koydun?

      Sırası gelmişken söylemeliyiz ki, Hesen Efendi gibi daha niceleri Dersim’de Duzgın’dan, Hızır’dan, kutsal yer ve yatırlardan bunları sormuşlardır. Yani Hesen Efendi bir istisna değildir. Ama bildiğimiz gibi, her halkın inancında bu tip sorulara verilen yanıtlar da çoktur. Dersim Inancı’nda da bu soruların yanıtlarını bulabiliyoruz. Bakın Apo Ismail bu soruyu nasıl yanıtlıyor:

      ”Inanç eksildi inanç! Inanç kalmadı! Azaldı! [nceleri inanç vardı. Inanç olduğundan Duzgın da Dersim’e arka çıkıyordu, yardım ediyordu. Onun için de kimse Dersim’i yenemiyordu. Kimse Dersim’e giremiyordu. Duzgın’ın Dersim halkına sahip çıkması aşikardı. Dersim’e saldıranları öyle bir topa tutardı ki köklerini getirirdi. Sonunda ne oldu? Inanç kalmadı. Inanç kalmayınca Duzgın ne yapsın, Hızır ne yapsın. Şimdi de öyle. Bazı gençlerimiz kendi kökenlerini ve inançlarını inkar ederek ”Biz Kürdüz” diyorlar ve onlara önayak oluyorlar. Bakın Dersim ne hale geldi!... Insan kutsal yer ve yatırlarını ziyaret edemiyor, hatta ölülerinin mezarlarını dahi ziyaret edemiyor. Böyle bir millete Duzgın nasıl sahip çıksın, Hızır nasıl çıksın.”

 

 

8-DUZGIN KHURÊS’IN

NEYI OLUYOR?

      Khurês kim, Duzgın kim? Başımızı ağırtmak pahasına da olsa bu soru üzerinde durmak zorundayız. Zaten yaptığımız da odur. Khurês ile Duzgın biribirlerinin neyi olurlar? Baba ile oğullar mı? Amca ile yeğenlen mi? Adı ”Sa Heyder” olan hangisi? Duzgın mı Sa Heyder, Khurês mi? Mamudê Heyranu kim? Xortê Khurêsi (Khurês’in Masumu) kim? Budelayê Khurêsi kim?

      Burada ilk önce Khurêsli’lerin görüşlerine başvuralım ki bakalım onlar bu konuda neler söylüyorlar.

      Bava Hesenê Kolu, bir hastanın başı ucunda Hak’ka yakarınca konumuza bağlantılı şu dizeleri de ilahi ezgide okudu:

 

      ”Sabah oldu, sabah oldu sabah!

      Imdadımıza anında yetişen Duzgın gelsin

      Sabah oldu, sabah oldu sabah!

      Imdatımıza Baba ile Oğul’un Gerçeği gelsin!”

 

      Bu ilahinin bir başka kesitinde de Duzgın’ı şu dizelerle anıyor:

 

      ”Adını sorarsan Sa Heyder’dir

      Buğday tenlidir, esmerdir 

      O, bizim imdadımıza yetişsin!”

 

      Bava Hesen, bağladığı cemde Hak’ka yakarınca da ilahide de şu dizeleri okudu:

 

      ”Duzgın evlattır, Khurês babası

      Adını sorarsan tatlı bir addır

      Aman gecikmesin bize gelmekte!”63

 

      Bava Hesen’den verdiğimiz bu örneklerde de görüldüğü gibi, O’nun görüşleri yoruma açık kapı bırakmıyacak niteliktedirler. O, Khurês ile Duzgın baba ile oğuldurlar ve Sa Heyder ise Duzgın’ın adıdır, yönünde bir bakış açısına sahip.

      Şimdi bir de Tornê Dewrês Dıli Bava Hesen’in64 görüşlerine bakalım. O’nun bu konuduki yaklaşımını, keza O’nun bize aktardığı şu ünlü Dersim söylencesiyle sergiliyoruz.

      Işte O’nun aktardığı variyant:

      ”Duzgın bir öksüzmüş. Bu, amcasının yanında çobanlık yapıyor. Amcasının adı Khurês’miş. O’nun da kulakları çok küçük ve yuvarlak olduğundan, halk tarafından ”Khurêso Kurr” lakabıyla anılıyormuş.

      Amcası bir gün çok uzaklara gidir, savaşa gider. (Kerbela’ya gittiğini söyleyenler de var.) O, gittiği bu yerde uzun zaman kalır. [yle ki ”roneni” denen Dersim yemeğini çok özler. Bir gün,

      -Ah şimdi burada biraz ”roneni” olsaydı da, ben kendime doyasıya yeseydim!

der.

      Amcasının bu dileği hayvan gütmekte olan Duzgın’a ayan olur. Hayvanları bırakıp eve gelir ki yengesi ekmek pişirmektedir.

      Yengesine,

      -Yenge! Amcamın canı ”roneni” yemek istiyor! Ne olur bir tas ”roneni” yap da O’na götüreyim!

diyor.

      Yengesi, O’nun bu sözlerine inanmıyarak gülüyor. O’na diyor ki,

      -Duzgın Duzgın! Bana kalırsa aslında Senin canın ”roneni” çekiyor, neden amcanı bahane ediyorsun! Gel bana de ki, bir tas ”roneni” yap da kendime doya doya yiyeyim! Amcan gideli kaç ay oldu. Şimdi O, kaç dağın ardında, kaç memleketin uzağındadır kim bilir.

      Yengesi bir tas ”roneni” yapıp kendisine verir ki götürüp yesin. O da tası alıp dışarı çıkar.

      Amcası bakar ki kutsal bir el önüne bir tas ”roneni” indirdi. Bu, ”roneni”yi bir güzel yer, tası da yanına alıp birlikte eve getirir.

      Evde tası çıkarıp olup biteni hanımına anlatır. Hanımı der ki,

      -Ben bu tasta ”roneni” yapıp Duzgın’a verdim!

      O’da,

      -Sakın bu öksüze karışma hanım, yoksa belanı bulursun!

diyerek öğütler.

      Duzgın, Zargovıt’te hayvanlar ahırına gidip kalır (hayvanlara bakıp otarmak için). Amcası, üç ay O’nu ziyaret etmez. Karakışdır. Kar öyle bir yağar ki, yerde kardan başka bir şey görünmez. Ne ot görünür, ne şu, ne bu... Bu durumdan amcası çok kaygılanır. Hedikleri ayağına takıp Zargovıt’te Duzgın’ı ziyarete gider. Der ki,

      -Hele bir gidip bakim, şu bizim öksüz hayvanları ne yaptı!

      Zargovıt’e varıp hayvanların ahırına bakar ki, hayvan gübresi ahırda üst üste yığılmış durumda!65 Ama hayvanlar ahırda yoklar.

      Hayvanların karda açtığı çığırda yürür. Ve bakar ki Duzgın hayvanları güdüyor. Onların otladığı yerde kar yoktur. Duzgın, elindeki değneğini yere değdirince yerden ot bitiyor, ağaca değdirince ağaç yeşeriyor, keçileri de bunları yiyiyorlarmış.”

      Davut Sulari de bu olayı ”Da Da Duzgın” adlı ilahi ezgide şu dizelerle söylüyor:

 

      ”Hey tanrım, hey tanrım

       Kêmer’i sorarsan -tanrım- mitdir

      Kaynaktan bir su doğuyor ki saf süttür

      Sen eğer tanrımı sorarsan

      O, karakışta bağ ve bostan yeşertendir!

 

      Hey Duzgın, hey Duzgın

      Hey be Duzgın!”

 

      ”Duzgın, henüz amcasının geldiğini farketmiyor. Ama O’nu, hayvanları görür ve birazcık irkilirler. Duzgın hayvanlarına,

      -Siz neden öyle irkiliyorsunuz? Khurêso Kurr’la66 mı yüz yüze geldiniz?

der. Ve dönüp bir de bakar ki amcası oradadır. Bu, amcasına ”Khurêso Kurr” dediğinden çok utanır.67 Ve Kêmer’e doğru kaçar. Hayvanları da O’nun ardına takılır. Bunun üzerine Khurês arkasından haykırır,

      -Kaçma evladım kaçma! (Sözlerinden dolayı) bişey olmaz! O hayvanları nereye alıp gidiyorsun sen öyle? Neden rızkımı kesiyorsun?

      Duzgın, dönüp değneğiyle keçilerden bir kısmını (amcasına) ayırır ve diğerleriyle birlikte gidip Kêmer’de sır olur.”

      Görüldüğü gibi bu söylencedeki görüş de (Tabii Tornê Dewrês Dıli Bava Hesen’in görüşleri olarak da) Khurês ile Duzgın’ın amca ile yeğen olduklarıdır.

      Bava Usen adlı bava’mız da, Sa Heyder’in Duzgın değil babası olduğunu şu dizelerle ileri sürüyor.

 

      ”Sultan Duzgın, Sa Heyder’in oğlu

      çark döne döne, pervaz gide gide

      çıktı üstteki mihraba

      Derleyin perdeyi cemalini göreyim!”

 

      Dewrês Hesenê Quzverani de okuduğu ilahi ezgide, Duzgın’ı ”Sa Heyder’in oğlu” diye anıyor.

      Hesen Efendiyê Baskoye’ye gelince, O’ da Khurês’i ”Mamudê Heyranu”, Duzgın’ı da ”Khurês’in evladı” olarak anıyor.

      Davut Sulari ise Duzgın’a ”Sa Heyder” demektedir. (Duzgın’ın Askerleri bölümüne bakın!)

      Şimdi birazcık da Duzgın’ın yaşı ve görünüşü üzerinde duralım.

      Tornê Dewrês Dıli’n bize aktardığı söylencede, karakışın ortasında Zargovit’de bağ bostan yeşerten Duzgın henüz çok genç ve elinde değneğiyle mal gütmektedir. Bilindiği gibi bu Kêmer’de sır olur.

      Bava DewrêsÔin bize aktardığı başka bir söylencedeki Duzgın da; Evdıl Musa’nın Askerleri’ni (Eskêrê Evdıl Musay) kıran ve bunlar tarafından (haşa!) ”Duzo Qırr” (Kel Duzgın) diye anılan biridir ki, saçları dökük hiç de genç olmayan biridir.

      Dewrês Sıleman’ın imdadına yetişip O’nu Evdıl Musa’ın Askerleri’nden, yani kötülük meleklerinden kurtaran Duzgın ise, elinde değnek yerine kılıç olan ve sağlam bilekleriyle kılıç sallıyan biridir.

      Bunu daha da uzatmak mümkün. Ama sonuç değişmeyecektir.

      Tabii bu arada hemen söylemeliyiz ki, Duzgın’ın yaşı ve görüntüleriyle ilgili verdiğimiz bu örneklerden hiç biri yanlış değil, bizce hepsi de doğrudur. Bir halkın kültürü, tarihi, ya da inancı zamanıda yazılmazsa, öyle sapasağlam yol alıp günümüze ulaşması da mümkün değildir. Sorun buradan kaynaklanıyor.

      Gelin, bu konuda Pir Sultan örneğini ele alalım.

      Halkbilimciler Türkiye’de Pir Sultan’ı araştırdılar ve eserlerini derleyip yayımladılar. Tabii bu ürünleri değerledirdiler, üzerinde çalıştılar. Bu çalışmaların sonunda, Pir Sultan adıyla söylenen eserlerin ardında, aslında bir Pir Sultan değil tersine otuza yakın Pir Sultan’ın gizli olduğunu saptadılar.

      Sözlü halk kültüründe yaşanan bu gerçek, yalnız Pir Sultan’ın eserlerinde görülmüyor, daha niceleri için de geçerliliğini koruyor.

      Işte bizim Khurês’imiz ve Duzgın’ımız da halkımızın inancında bu gerçeği yaşamaktalar. Khurês ve Duzgın adları altında kim bilir kaç kişi vardır.68 Bunlardan bir baba ve oğul da olabilir ki, bundan etkilenerek Duzgın’a ”Xortê Khurêsi” (Khurês’in Masumu) ünvanını da zaman zaman vermekteler.

      (Ama halklar kendi kültürlerini kuşaktan kuşağa taşırken, yalnız yukarıda işaret ettiğimiz gerçeği yaşamakla kalmıyorlar.) Bir taraftan da halkların inançları değişir, ya da tarihlerinde çok önemli bir olay yaşar ve bu onların yaşamlarında derin izler bırakırsa, buda kaçınılmaz olarak onların görüşlerine (inançlarına) yansır.

      Bir örnek verecek olursak, Dersim Inancı’nda güneş; ışığın ve nurun sahibi ve tanrısıdır. Bu inançlarından dolayı Dersimli’ler, gün doğduğunda ve gün battığında yönlerini güneşe dönerek O’na yakarır, dualarda eder, kurbanlar adar, lokmalar dağıtırlar. Onlar güneşten muratlar ister, dileklerde bulunurlar. Dersim halkı, inançsal açıdan güneşe ”Mehemed” (Muhammet) demekte ve bu adla anmaktalar. Bu ne demektir? Hiç kuşkusuz Muhammet Mustafa’nın ad düzeyinde de olsa inancımızdaki etkisidir. Burada, bir tanrı olarak güneşin karakterini belirleyen özellikler kalmakla birlikte, adının değiştiğini görüyoruz.

      Yine Khurês ile Duzgın’a dönüyoruz.

      Dersim Inancı’nda Khurês’in karakterini belirleyen özellikler başkadır, Duzgın’ınkiler de başka.

      Artık karakteristik özelliklerini çok iyi bildiğimiz bu iki Dersim tanrısının adlarını, Dersim halkı ne zamandan beri Khurês ve Duzgın olarak tanımlamaktadır. Bu tanrıların adları, güneşin adında olduğu gibi, hiç değiştiler mi, değişmediler mi? Işte burası henüz karanlık, biz bu soruları yanıtlayabilecek durumda değiliz.

      Bizim açımızdan önemli olan, birer tanrı olarak Khurês ile Duzgın’ın Dersim Inancı’ndaki yeri ve O’nların temsil ettiği tanrısal özellikleridir. Yani genel olarak karakterleridir. Amacımız, O’nların bu yönlerini gün ışığına çıkarmaktı, diğeri zaten gözler önünde duruyor.

 

9-DAĞKEÇISI, GEYIK vb.

DUZGIN’IN HAYVANLARIDIR.

      Dersim Inancı’nda dağkeçisi, geyik vb. doğa hayvanları Duzgın’a aittir. Duzgın, söylencede anlatıldığı gibi, Zargovıt’ten kaçıp Kêmer’e yöneldiğinde O’nun hayvanları da ardına takılırlar. Bunlar, (amcasına ayırdıkları dışında) O’nunla sır olurlar. Bilindiği gibi Duzgın, karakışın ortasında değneğiyle ağaçlar ve otlar yeşertir ve kerametleriyle yeşerttiği bu alanlarda hayvanlarını otarır.

      Dersimli’ler; dağkeçisi, geyik vb. hayvanların, Duzgın’ın Zargovit’te beslediği ve Kêmer’de O’nunla sır olan hayvanlardan çoğaldığına inanırlar. Kutsaldırlar. (Duzgın bunların tanrısıdır.) Bundan dolayı da Dersim’de bunları öldürmek günahtır. Her kim ki bunları öldürürse başını kaza ve beladan kurtaramaz. Bunu yapanlara çoğunlukla yıldırım çarptığı düşüncesi Dersim Inancı’nda hakimdir. Uzun sözün kısası, bunu yapanın yanına kalmaz.69

 

B-EVDIL MUSA VE DUZGIN.

      Dersim Inancı’nda insanı baskı altına alan, bulaşıcı hastalıklar yayan ve her çeşit kötülüğü yapan kötü melekler de var. Bunların hepsine birden Dersimli’ler ”Eskêrê Evdıl Musay” (Evdıl Musa’nın Askerleri) demekteler.

      Bunlar, kötü meleklerin bilinen donları dışında, ayrıca bir de hayvan donlarına girerler. Yani bu bir eşek olabilir, bir köpek olabilir, bir tilki olabilir veya bir yılan da olabilir. Onlar, bu hayvan donlarında da çok görülmüşler. Bu dona, insanları daha kolay kandırabileceklerini hesaplıyarak giriyor ve önlerine çıkıyorlar. Bu inançlarından dolayı, Dersimli’ler karanlıkta bir hayvanla karşılaştılar mı ödleri kopuyor, onları izlemek şöyle dursun, uzaklaşmak için kaçıyorlar.

      Kötü melekler de tıpkı insanlar gibi çoluk çocuk sahibidirler. Kadınları ve çocukları, yani aileleri var. Davul zurna çalıp düğün dernek de yapmaktalar. Akşamları, Evdıl Musa’nın Askerleri olarak bilinen bu kötü meleklerin çaldığı davul zurnanın sesini birçok Dersimli kendi kulaklarıyla duymuştur. Yani bunların sürdürdüğü yaşama biçimi birçok noktada insanlarınkisinden farklı değil.

      Dersim Inancı’nda bütün bu kötü meleklerin hükümdarı Evdıl Musa’dır. Bunlar, Evdıl Musa’nın bilgisi ve izni olmadan kimseye kötülük etmiyorlar. Emri, O’ndan almaktalar. Dersimli’lerce, Evdıl Musa’nın kötü meleklerin ”Kumandan”ı, ”Komutan”ı olduğu söylenir.

      Burada, inancımızdaki dualist izlerle yüz yüze geliyoruz. Evdıl Musa ve Eskerê Evdıl Musay (Evdıl Musa’nın Askerleri) kötülüğü; Duzgın ve Eskerê Duzgıni (Duzgın’ın Askerleri) de iyiliği temsil etmekteler. Bunlar, biribirleriyle sürekli savaşmaktalar.

      Madem öyle, o halde Türkçe çıkan kitaplarda Evdıl Musa hakkında neler yazılı? Kimdir bu Evdıl Musa dedikleri?

      Kitaplardan öğrendiğimize göre, Evdıl Musa (Abdal Musa Sultan) yaklaşık olarak bundan 650 yıl önce Anadolu’da yaşamıştır. Mezarı (Türbesi) Antalya’ya bağlı Elmalı’nın Tekke Köyü’ndedir. Ama daha birçok yerde O’na mal edilen mezarlar da vardır. Bunların arasından Antalya’dakinin Evdıl Musa’nın gerçek mezarı olduğuna en büyük ihtimali verirler ve çoğunluk tarafından bugün benimsenen de odur.

      Ayrıca kitaplarda Evdıl Musa’nın çıkardığı ileri sürülen kerametlere ve yaşadığı olaylara da değiniliyor. Ne var ki bu kitaplarda yeterli bilginin bulunmadığını, Evdıl Musa’nın devriyle karanlıkta kaldığını söylemek mümkün.

      Bektaşilerin oniki posttan birini Evdıl Musa’ya verdikleri biliniyor.

      Biz, yukarıda Evdıl Musa’nın 650 yıl önce yaşadığını belirttik. Tabii insan Dersim Inancı’ndaki dualist görüşlere bakarsa bunların kökünün daha da derinlere indiğini saptayabilir. Sonra, inancımızdaki tek dualist görüş de yalnız Duzgın ile Evdıl Musa’nın temsil ettiği karakterle sınırlı kalmıyor. Bunun kapsamı daha da geniş bir alana yayılıyor.

      [rneklersek, Dersim Inancı’nda Dersimli’lerin ”Wayırê Mali” dedikleri iyi olan, iyilik yapan bir ”Hayvanlar Tanrısı” (koyun, keçi, inek vb. küçük- ve büyükbaş hayvanlar) var; ama bir de kötü olan, kötülükte bulunan tanrıları daha var hayvanların.70 Görüldüğü gibi bu inançtaki dualist görüşlerin altyüz yıllık, yediyüz yıllık olmadığı ortada. Ama Evdıl Musa’nın bu yıllar içinde gelip inancımızda yerini aldığı tartışma götürmez bir gerçek. Dersimli’ler, Dersim Inancı’nda kötülüğün ve karanlığın başına O’nu getirmişler. Ama neden?

      Bu soruyu yanıtlamak için elimizde ne yazık ki kanıt yok, ama birazdan aşağıda vereceğimiz söylencelerden ve diğer örneklerden çıkardığımız sonuç, Dersimli’lerin Evdıl Musa tarafından ağır bir zulüme uğradıklarıdır. Yoksa neden durup dururken Evdıl Musa’yı getirip (salgın hastalıklar yayan, insanları baskısına alan ve hiç bir kötülükten geri kalmayan) alınlarının tam ortasında tek bir gözü olan bu kötü melekler ordusunun başına Komutan yapsınlar ki? Gördükleri zulüm karşısında dayanamayan Dersimli’ler inançlarındaki kötülük tanrısının adını değiştirerek, yerine Evdıl Musa’nın adını koymuşlardır. Ve bu böyle günümüze kadar sürüp gelmektedir.

      Bizde, nasıl ki inançsal açıdan güneşe ”Mehemed” (Muhammet) denmişse, aynı yöntemin Evdıl Musa’nın adında da uygulandığını söyliyebiliriz. Kötülük tanrısının temsil ettiği karakter, Evdıl Musa’dan önce zaten Dersim Inancı’nda vardır. Evdıl Musa’yla yalnızca bu karakteri temsil eden tanrının adı değişmiştir.

      Zaten ister insanın inancı olsun, isterse kültürü tarihten süzülerek günümüze dek ulaşması pek öyle kolay olmıyor. Yitirdiği değerleri oluyor, ya da yenilerini kazana kazana geliyor. Evdıl Musa’nın da inancımızın katarına böyle katıldığını düşünüyoruz.

      Tabii ki Dersimli’ler Evdıl Musa’ya derin bir inanç duyarlar. Ama O’ndan ödleri kopar, irkilirler. Bundan dolayı da kimisi çocuklarını sünnet ettirirken O’nu kivre olarak kabul eder, kimisi O’nun adına kurban adar ve kimisi de lokmalar dağıtır ki Evdıl Musa onlara bir kötülükte bulunmasın.

      Bizde dua ve dileklerde bulunurken de Evdıl Musa’ya yakarırlar. Askerleriyle onlara saldırmamasını ve kötülük etmemesini dilerler. Niyaz pişirdiklerinde veya kurban kestiklerinde bir lokma da Evdıl Musa’nın adına verirler. Dua edince derler ki,

      -Evdıl Musa lokması olsun da kötülükleri önlesin!

      -Evdıl Musa Askerleriyle bizi kuşatmasın, bize yaklaşmasın!

      -Evdıl Musa! Askerlerini bizden uzak tut, bizlere kötülük etme!

      Inancımızda Evdıl Musa kurbanı yoktur. Ama isteyen Evdıl Musa adına da kurban adayabilir. Evdıl Musa adına kurban kesmek isteyenlerin bunu karanlıkta yapması zorunludur, aydınlıkta olmaz. Çünkü Dersim Inancı’nda Evdıl Musa’nın Askerleri karanlıkta gezinirler de ondan.

      Arada bir Evdıl Musa’nın Askerleri’nden O’nun emirlerine uymayanlar da çıkıyor. Bazıları da gündüz gözüyle gezinen kötü meleklerin aslında ”asker kaçakları” olduklarını söylerler. Evdıl Musa’nın emirlerine uymamaları ve karanlık yerine aydınlıkta gezinmelirinin nedeni de budur.

      Bizde, Evdıl Musa’nın adı anılarak beddua da edilir. Birkaç örnek veriyoruz:

      (Evdıl Musa huzurundakileri sakınsın!)

      -Evdıl Musa’nın ”Qejeriye”sine71 çarpılasın!

      -Böğrüne Evdıl Musa’nın ”Xiştike”si72 çarpsın!

      -Evdıl Musa size öyle dadansın ki neslinizi tüketsin!

      Şimdi de Duzgın ve Duzgın’ın Askerleri’yle, Evdıl Musa ve Evdıl Musa’nın Askerleri arasında süren kavgadan bazı örnekler verelim. Bunlar, Khurêsli’lerin bize aktardığı söylencelerdir ve buraya da bu nedenle alıyoruz. Yoksa, Evdıl Musa’nın Dersim Inancı’ndaki yeri daha çok geniştir. O’nun adının anıldığı daha birçok söylence vardır. Bunların hepsini birden burada vererek konumuzdan uzaklaşmak istemiyoruz.

 

1-EVDIL MUSA

      KARANLIĞI SIMGELIYOR.

      Biz yukarıda Evdıl Musa’nın karanlığı temsil ettiğini ve O’nun Askerlerinin de karanlıkta gezindiğini belirtmiştik. Bundan dolayı da Dersim’de Evdıl Musa’ya yapılan hizmetlerin hepsini karanlıkta yerine getirmekteler, demiştik.

      Henüz Evdıl Musa’yla Duzgın’ın kavgalarından örneklere geçmeden, Evdıl Musa’nın karanlıkla bağlantısını işleyen bir söylenceye öncelik vermek istiyoruz.

      Verdiğimiz bu örneği bize Apo Mıstefa anlatıyor:

      ”Qırdım’da (Kırdım) adamın biri sabah saatlerinde, yani daha günün ilk yarısıyken evinin önünde bir yılan görüyor. Bu sıçrayıp yerden bir taş kapıyor ve bunu yılana savuruyor. Yılan yaralanıyor, ama kaçıp gözden de kayboluyor.

      Gün bitip de akşamın karanlığı bastığı zaman, bunun evine iki Atlı geliyor. Meğer bu Atılar Evdıl Musa’nın Askerleri’ymiş. Bunlar adama diyorlar ki,

      -Sen bugün büyük bir suç işledin! Bundan dolayı biz seni götürmeye geldik. Sultan’ımız (Evdıl Musa) senin mahkemeni görecek!

      Atlılar adamı götürür Evdıl Musa’nın huzuruna çıkarırlar. Evdıl Musa buna,

      -Bugün sen büyük bir suç işledin!

diyor.

      Adam düşünüyor, ama suçunu bir türlü anımsayamıyor.

      -Ben suç işlemedim!

diyerek karşılık veriyor.

      Evdıl Musa da ona hatasını anımsatarak,

      -Peki sen taşladığın o yılandan ne istedin?

diyor.

      Bu da,

      -Gündüz vaktiydi. Evimizin önünde beliren o yılandan ben çok korktum ve bundan dolayı da kendisine bir taş fırlattım.

diyerek Evdıl Musa’nın sorusunu yanıtlıyor.

      Sultan, Askeleri’ne buyurup diyor ki,

      -Çağırın onu buraya gelsin!

      Gidip haber verirler. Biraz sonra, bizimkisi bakar ki aşağıdan Askerin biri topallanarak geliyor. Adamın taşladığı yılan da meğer bu Askermiş. Ve bu, gündüz vakti bir yılan donunda gezinmiş.

      Evdıl Musa diyor ki,

      -Ben size kaç kez gündüz değil gece gezinin dedim. Sen, benim emirlerime uymayarak gündüz vakti gidip gezinmişsin. Bu adamın suçu yok, suçlu olan sen kendinsin!

      Sultan, adama karışmamaları için Askerleri’ne emir verir ve onu götürüp yine evinde serbest bırakırlar. ”

 

2-EVDIL MUSA ASKERLERINI

TOPLAYARAK DERSIM’E SALDIRIR!

      Bu söylenceyi bize Bava Dewrês aktarıyor. Diyor ki,

      ”Almeliya Civice köyü, Qırgına Tırku köyünün yakınındadır. Almeliya Civice köyünün arka tarafında bir köy var. Buraya Çawusek köyü deniyor, ama Dewa Pile de denmektedir. Çawusek, Bızan ve Sengule’nin arka tarafına düşüyor.

      Bu Çawusek köyünden bizim bir Dersimli’yi askere alırlar, ta Yemen’e götürürler. Ve bu, Yemen’de tam yedi yıl askerlik görevi yapar. Bakar ki askerliğin biteceği yok, bu da firar eder ve eve gelmek için yola koyulur.

      Gece gündüz demeden yol alır. Artık kaç gün yol yürümüşse bilinmiyor, ama çok acıkmış. Yiyecek ekmek bulamadığından yabanın otlarını yiye yiye yoluna bu halde devam ediyormuş. Ama bir taraftan da bu çok mu çok susamış. Susuzluk bunu perişan etmiş. Böyle aç susuz yol aldığı sırada önüne bir (dişi) tilki çıkmış. Bu da (su bulma umuduyla) tilkinin ardına takılıp onu izlemiş.

      Tilki önde bu arkada, bunu götürüp bir dağın başına çıkarır. Bakar ki dağın arka yüzündeki düzlükte çok sayıda çadır kurulu. Bu, çadırları görünce içinden hayli sevinir ve kendi aklından Ôşimdi bunlarda su mutlaka vardır’ diye geçirir.

      Bu, dağın arka yüzünde gördüğü çadıların yanına gider. Bir de bakar ki çadırlardaki adamların yalnız bir tek gözleri bulunuyor, o da alınlarının ortasında. Tek gözlü olmaları bir yana, vücutları da insanlarınkisine hiç benzemiyor. Bunun ödü kopar ve biraz çekinmeye başlar.

      Fakat bunlar adamı görür ve seslenirler,

      -Beni Adem! Çekinme öyle! Nereden geldin sen buraya?

      Bu da der ki,

      -Beni askere götürdüler. Ve ben Yemen’de yedi yıl askerlik yaptım. Baktım ki askerliğin biteceği yok, ben de kaçtım. Yolda çok susadığımdan kendime su arıyordum. [nüme bir (dişi) tilki çıktı, onu izlediğimden yolumu şaşırarak buraya geldim.

      Çadırdakiler buna,

      -Biz önce seni Kumandan’ımızın yanına götüreceğiz!

derler.

      Bunların Kumandan’ı da Evdıl Musa’dır. Askerler bu adamı alır çadırların arasından geçe geçe, yeşil bir çadırın önüne gelirler. Bu yeşil çadırda Evdıl Musa kalmaktaymış. Içeriye girip O Sultan’a,

      -Buraya bir beni adem çıkıp gelmiş!

derler.

      Evdıl Musa bu adamı sorguya çeker. Onun verdiği yanıtları dinledikten sonra Askerlerine,

      -Buna karışmayın! Götürüp kendisiyle ilgilenin! Kendisine hizmet edin, bir şeyi eksik olmasın!

diye emir verir.

      Dersimli ağlıyarak yere secdeye gelir der ki,

      -Beni memlekete yollayın! Ne olur O Sultana deyin ki beni memlekete yollasın!

      Sultan da ona,

      -Acele etme! Vakti zamanı geldiğinde memleketine gideceksen.

der.

      Bunu çadırdan çıkarırlar. Ve götürüp kendisine bakarlar.

      Bir zaman bu böyle orada kalır. Sonra bir gün,

      -Askerler toplansın!

diye bağırırlar.

      Bizim Dersimli’ye de haber iletip derler ki,

      -Biz senin memleketine gidiyoruz! Haydi yol hazırlığını yap, seni de birlikte alacağız!

      Dersimli duyduğu bu habere çok sevinir.

      Evdıl Musa’nın Askerleri getirip buna bir at verirler. Bir de bunun başına bir külah geçirirler. Külah, bunu gözlerden gizliyormuş, yani bunu giyince insanların gözlerine görünmezmiş.

      Askerin sefer yapma haberi çıkınca, bunların çoluk çocukları arasında feryat ile figan sesleri yükselir. Tabii bunların da kadınları, anneleri, babaları ve çocukları var. Bunun üzerine Dersimli bunlara,

      -Sizin bu kadınlarınız, bu çocuklarınız niye böyle ağlıyorlar? Bir nedeni mi var?

diye sorar.

      Onlar da derler ki,

      -Sizin memleketinizde bir (haşa!) ”Duzo de Qırr” (Kel bir Duzgın) var, -Mübarek Duzgın’ı kastediyorlar- Askerimiz oraya varınca, bu, orada Askerimizin yarısını kırıp yok ediyor. Sultan Duzgın bizde Asker komuyor, işte bundan ötürü ağlıyorlar.

      Efendimsin benim! Bunun başına külahı geçirir ve ata bindirip bizim memlekete getirirler.

      Bu adamı Dewa Pile köyünün yakınına kadar getirirler. Yanında, sayılmayacak kadar çok asker varmış. Adamı alıp Evdıl Musa’nın yanına götürürler.

      Evdıl Musa buna der ki,

      -Korkma! Biz seni buraya getirdik. Sana birşey olmaz. Külahını burada sakla, öyle eve git. Ama sakın ola ki evde bizden söz etmiyesin! Iki gün evde kal, üçüncü gün buraya gelip külahını al. Ben Asker gönderecem, atnı yollıyacam, binip birlikte bizim yanımıza geleceksin! Biz, ondan sonra iki-üç gün kalacağız, ardından seni bırakıp memleketimize döneceğiz.

      Evdıl Musa bunu bırakır, Askerini alıp yola devam eder.

      Evdıl Musa Askeri’ni alıp gidince, adam, onların başına geçirdiği külahı çıkarır ve bunu ormanın içinde saklıyarak evine gider.

      Evdekiler bunu görünce çok sevinirler, kimi sevinç çığlıkları atar, kimi sevinç gözyaşları döker, yani ortalık iyiden şenlenir. Kolay değil, yaşadığına artık hiç de inanmadıkları bir aile üyesi sapa sağlam çıkıp eve geliyor! Bunlar, bir öküz getirip kendisine kurban etmek isterler, fakat bu müsade etmez. Der ki,

      -Sakın öküzü kesmeyin!

      Evdekiler de,

      -Neden?

diye sorarlar.

      O da,

      -Iki gün evde kaldıktan sonra üçüncü gün bir yolculuğa çıkacağım. Eğer dönersem o zaman kurbanımızı yaparız!

      Bunun üzerine kurbanı ertelerler.

      Üçüncü günde bu kalkıp ormana gider. Külahını gizlediği yerden çıkarıp başına geçirir. Evdıl Musa’nın söylediği gibi Askerler atıyla birlikte gelirler. Ve bu atına binip hep birlikte Evdıl Musa’nın Askerleri’ne yetişirler. Ondan sonra da hepsi birlikte Gawrinciya Lolu köyü, Pelegoze köyü ve bu yöredeki diğer köylere doğru giderler.

      Bu yöredeki köylerde çocuklar çok hastalanırlar. Evdıl Musa’nın Askerleri bu köylerdeki çocuklara girişip çok sayıda çocuğu öldürüler.

      Askerlerle birlikte bir köye varırlar. Sonra kendi aralarında bunlar Askerleri evlere dağıtırlar. Dersimli de bazı Askerlerle birlikte bir eve düşer. Düştükleri eve gidip yüklüğün üstünde otururlar. Bunlar evdekileri görebiliyorlar, ama evdekiler bunları göremiyor. Evdıl Musa’nın Askerleri zaten kötü meleklerdir, dolayısıyla isterlerse zaten görünmeyebiliyorlar. Dersimli’ye gelince, o da başına örttüğü külahın sayesinde görünmüyor.

      Bu evin de küçük bir çocuğu varmış. Yöredeki diğer çocuklar gibi bu da çok hastalanmış. Dersimli’yi yanına alarak yüklüğün üstünde oturan Askerler (kötü melekler) de, ev halkının uyumasını bekliyorlarmış ki, onlar uykuya daldıklarında bunlar kalkıp çocuğu mızraklıyarak öldürecekler. Çocuk da bu evin tek oğluymuş. Babası bir bava çağırtır ve oğlunun tekrar sağlığına kavuşması için de bir kurban adamak ister.

      Köye bir bava gelir. Çocuğun babası kurbanı keser, sonra da bunun evinde cem bağlayıp Hak’ka yakarırlar. Cem geç saatlere kadar sürer ve bitince de herkes dağılıp evine gider. Adamla Askerler de yüklüğün üzerinde bunları izliyorlarmış. Çocuğun anne ve babası da çırayı söndürüp yatağa girerler. Yatakta, babasının aklına geldiğinden kadına der ki,

      -Kadın! Biliyorsun, şu bizim evin böğründe oturan gelin gebe. Sen ona kurban etinden bir Hak lokması verdin mi vermedin mi?

      Kadın da üzülerek,

      -Vah!... Ben onu unutmuşum!

diye döğünür.

      Kocası,

      -Evde kurban etinden ne kaldı?

diye sorar.

      O da,

      -Karaciğerden başka hiç et kalmadı.

der.

      Kadının kocası bunu duyunca,

      -Çabuk ol!...

diye kadını tekrar yataktan kaldırır.

      Kadın çırayı yakar. Ateşi körükler. Sonra karaciğeri keser, tuzlar, pişirir ve bir ekmeğin içine koyarak geline götürür. Kapıya varır ki gelin henüz uyumamış. Kapıya vurunca gelin kapıyı açar ve kadına der ki,

      -Ah yengeciğim! Hak’ka ayandır ki kapının yolunu gözlüye gözlüye bir hal oldum! Bana şimdi bir lokma getirirler, yok birazdan sonra getirirler, diye içimden geçirip durdum. Inan, ta akşamdan beri kapıya bakıyorum. Ondan dolayı da yatmadım.

      Gelin, böyle her şeyi açıkça konuştuktan sonra, bol bol dua eder der ki,

      -Cenabı Hak sizin verdiğiniz bu lokmayı kabul etsin! Bütün zorlukları ve kötülükleri önlesin! O çocuğunuzu huzuruhürmetine bağışlasın!

      Kadın dönüp eve gelir ve gidip yatağına uzanır. Kocası,

      -Verdin mi?

diye soruyor.

      O da,

      -Evet, verdim döndüm. Gelin de zaten kapıyı gözlüyormuş. Kadıncağız çok da dua etti!

diye yanıtlıyor.

      Kadınla kocası tam uykuya dalmak üzereyken aniden köyün içine atların çıkardığı gürültü, patırtı ve nal sesleri dalar. Bunlar yataktan sıçrayıp hemen çırayı yakarlar. Bakarlar ki köyde atların hızla yürürken çıkardığı nal sesleri ve kişnemeleri duyulmasına rağmen kendileri görünmüyorlar. Sonra ortalık bağıran, ağlayan ve kaçanların sesleriyle inler.

      Meğer, Duzgın merhamet ederek bunların geline verdiği lokmayı kabul etmiş. Gelinin dualarını kabul eden Duzgın, Askerlerini alarak Evdıl Musa’nın Askerleri’ne saldırır.

      O geline verilen lokmadan dolayı Duzgın’ın Askerleri imdada yetişir ve Evdıl Musa’nın Askerleri’ni kıra kıra kovalayarak Pırdê Kotıre denen yere getirirler. Tabii Evdıl Musa’nın Askerleri’nden geriye yarısı bile kalmamış. Kurban yapan adamın oğlunu da böylelikle kurtarırlar.

      Yaaa!... [yle çok kırıyor ki mübarek Duzgın!... Yani Evdıl Musa’da sağ Asker bırakmıyor! Bunu çok iyi bildiklerinden, birlikte götürdükleri Çawusek köylü Dersimli’ye diyorlar ki,

      -Sizin bir Duzgın’ınız var ya, işte O, bizim Askerimizin kökünü getiriyor! Biz çoğumuz buradan sağlam gidiyoruz, ama oradan sağ dönmüyoruz. Duzgın’ın Askeri bizi kırıp bitiriyor!

      Evdıl Musa’nın Askerleri, Duzgın’ın Askerleri’ne karşı duramıyor, dayanamıyor. Duzgın onları silip süpürüyor.

      Evdıl Musa’nın Askerleri öldüklerinde Ôkoseve’ (Tr. kösevi?) olurlar. Hani ağaç (bir ucundan) yanar da kömür olur, (bir ucundan da sağlam kalır) ya, işte ona Dersimli’ler Ôkoseve’ derler. Dışarıda görülen Ôkoseve’ler Evdıl Musa’nın Askerleri’nin ölüleridir.

      (Söylencemizi bitirirsek), bunlar Pırdê Kotıre denen yere geldiklerinde, Evdıl Musa bakar ki Askerinin üçte biri geriye sağ kalmamış. Ve bunlar, beraber gezdirdikleri tutsakları Dersimli’yi götürüp köyü Çawusek’de serbest bırakır, kendileri de çekip giderler.

      Adam eve gider ve sonra kurbanını yapar.”

      Bava Dewrês bu söylenceyi bitirdikten sonra konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

      ”Duzgın’ın Askerleri olmasaydı Evdıl Musa halkı kırar kökünü getirirdi. Duzgın’ın Askerleri’ne ÔDert, Keder ve Salgın Düşmanı” da denmesi bundandır. O, kötü meleklerin düşmanıdır. Evdıl Musa’nın Askerleri Duzgın’dan korktuklarından fazla açılamıyorlar.

      [nceleri, Evdıl Musa’nın Askerleri her yıl gelirlerdi. Çocuklar kızamık çıkardıklarında, biz de ÔEvdıl Musa’nın Askerleri gelmiş’ derlerdi. Onun için de ÔYa cenabı Hak Sen bize merhamet eyle!’; ÔYa Asparê Astorê Qıri (Kırat’ın Süvarisi= Hızır), ya Dert, Keder ve Salgın Düşmanı (Duzgın) Sen imdadımıza yetiş!’ diye dualar ederlerdi.”

      Bava Dewrês’in hanımı da burada söze girdi:

      ”Gewrıke köyünde bir bava Hak’ka yakardı ve bu yakarış esnasında gaipten konuşarak dedi ki,

      -Ya Hızır! Ya Duzgın! Bir tabur Asker gelip geçti buradan, Evdıl Musa’nın taburuydu bu!

      Ibabete katılan cemaat da,

      -Ya Hızır! Ya Duzgın! Sen imdadımıza gecikme!

diye yakarıp yardım dilediler.”

 

3-DEWRÊS SILEMAN’LA

EVDIL MUSA’NIN ASKERLERI.

      Qzılbêlli (Kızılbel) Khurêsli’lerin söylediklerine bakarsanız, Evdıl Musa’nın Askerleri halktan kişileri de Khurêsli olanları da aynı düzeyde görmekte ve bir bakış açısıyla yaklaşmaktalar. Ama bunlar özellikle de Khurêsli’lere zulüm yapmaktalar. Eğer yapabilseler bütün Khurêsli’lerin kökünü kurutmak istemekteler. Khurêsli’lerle Evdıl Musa’nın Askerleri birçok kere dövüşmüşler ve her iki taraftan da ölenler olmuş. Yani bunlar hiç geçinememişler.

      Bava Rıza anlatıyor:

      ”Salgın hastalık yayan kötü meleklerle insanları baskıları altına alan kötü melekler Qızılbêl’i işgal eder, çok etkili olurlar. Bunlar, Eskerê Evdıl Musay’dır (Evdıl Musa’nın Askerleri). Evdıl Musa, Askerlerini Qızılbêl’den geri çekmiyor.

      Dewrês Sıleman kardeşlerine der ki,

      -Kendinize çok dikkat edin! Sakın onlara (kötü meleklere) fırsat vermeyesiniz. Nereye giderseniz gidin, ama önleminizi alın, eliniz hiç boş olmasın. Tarlada çalışacak olursanız, ya da sulamada çalışırsanız küreğinizi kendinizden uzaklarda bırakmayın.

      Dewrês Sıleman’ın küçük kardeşinin adı ÔMamudxan’mış. Bu, tarlasını sular, küreğini ve belini orada bırakıp eve yemek yemeye gelir.

      Bu fırsatı kaçırmak istemeyen (salgına neden olan) kötü melekler içeriye dalar ve bunu dört bir yandan kuşatırlar. Mamudxan, elindeki tası attığı gibi onlardan birini öldürür. Buna değen tas da dümdüz olur. Asker (kötü melekler) çok kalabalık olduğundan, Mamudxan kendisini bunların elinden kurtaramaz. Ve bunlar da Mamudxan’ı öldürürler.

      Dewrês Sıleman’ın kardeşleri bakarlar ki işler kötüye gidiyor, yani Evdıl Musa’nın Askerleri bunlara aman vermiyor, bunlar da kalkıp göç ederek Bağıre dağının eteklerine gider ve orada çadırlarını kurarlar.

      Dewrês Sıleman bunlara diyor ki,

      -Kardeşlerim! Siz çekip burdan gidin! Ama ben kendim her ne olursa olsun burada kalacağım. Benim ateşim yanıp ocağım tütmedikçe, bilin ki adamlar (kötü melekler) henüz burada hükümdarlar. Yok, eğer ateşim yanar da ocağım tüterse, bilin ki ben kötü melekleri yenmişim artık. Siz de o zaman çadırlarınızı söküp Qızılbêl’e geri gelirsiniz.

      Dewrês Sıleman, Qızılbêl’in çukur kesimine gelir ve orada çadırını kurarak kalır. Bu kalmasına kalır, ama tanrısından da çok soğur. Yüreği kendisinden hoşnut olmaz. Ve uzun bir zaman hiç tanrısına yakarmaz olur. Tanrısına der ki,

      -Sen neden yakamızı bunların eline verdin? Kim oluyormuş bunlar? Eğer tanrılık görevini tam yapacaksan bunları bizden uzaklaştır! Ne istiyorsun Sen bizden?

      Işte bu sözlerle tanrısına biraz nazlanır.

      Bir gün, Dewrês Sıleman’ın kızı ahırda hayvanlara bakıyormuş. Aniden Evdıl Musa’nın Askerleri ahıra dalar ve hayvanları önlerine kattıkları gibi dağa vururlar. Kızcağız bunların ardına takılır. Bunların hayvanları kaçırmaktaki amacı, Dewrês Sıleman’ı böylelikle dağa çekerek öldürmektir.

      Kız ile bunlar biribirlerini çok kovalar, kaçar, dolaştırırlar ve sonunda artık buluşacakları vakit, bir de bakar ki ”Astorê Asparê Kimet” (Doruat’ın Süvarisi= Duzgın) aşağıdan göründü. Atlı (=Duzgın), kılıcını atın başında tam kulukların arasına ortalamış ve aşağıdan ışıklar saçarak geliyor. Bu, atını bunların üzerine sürer ve Evdıl Musa’nın Askerleri’ni kız ile hayvanlardan ayırarak önüne katıp kovalar. Aradan biraz zaman geçince çıkıp gelir. Kıza der ki,

      -Kızım, sen beni tanıyor musun?

      Kız da,

      -Hayır!

diye yanıtlar.

      Atlı diyor ki,

      -Ben senin babanın ceddi Sultan Duzgın’ım. Senin o babanın neden kaç gündür ki inadı tutmuş bana hiç yakar mıyor?

      Bu, kollarını sıvayarak yaralarını kıza gösterir ve şunları söyler:

      -Bak! Ben bu kollarımı sizi korumak için kalkan gibi kullandığımdan ne hale geldiler! Beni kollarımdan böyle yaralayan Eskerê Evdıl Musay’dır (Evdıl Musa’nın Askerleri). Onlar, her defasında size vurmak isterken, ben kollarımı önüne atarak darbeyi savuşturuyordum. Işte bu yaralar hep oradan kaldı. Yine de senin baban mı bana güceniyor? Git babana de ki, ben onları artık töbe ettirdim. Bundan sonra bir şey olmaz. Çadırlarını söküp eve dönsünler.

      Dewrês Sıleman ateş yakıp duman tütünce kardeşleri de eve gelirler.”

 

4-DEWRÊS KÊKIL ILE

EVDIL MUSA’NIN ASKERLERI.

      Tabii Qızılbêl’de (Qızılbêlli Khurêsli’ler) yalnız Dewrês Sıleman’la kardeşleri Evdıl Musa’nın Askerleri’yle savaşmamışlar, onlardan sonra da bu olay zaman zaman gündeme gelmiştir. Bunlarda da iyiliğin başını çeken yine bazen Hızır, bazen Khurês ve bazen de Duzgın’dır.

      Bava Rıza bize bir örnek daha aktarıyor:

      ”Dewrês Kêkıl, Axveran köyü değirmenine gidip kendine un öğütür. Herkes, kendi ununu öğütünce çekip gider, O’na sıra geldiğinde değirmende kimsecikler kalmaz. Değirmenci de dışarıdaymış.

      O zaman da kötü melekler çok mu çokmuş! [yle ki hiç kimse kendini bunların elinden kurtaramamış. Bunlar, peygamber soyundan gelenlere, yani Khurêsli’lere de çok zıtmış. Nasıl iki düşman biribiriyle savaşır da araları olmaz ya, işte bunlarınkisi de öyleymiş. Kêkê Dewrês Usıvi73 değirmende yalnız kalınca oturup kendi kendine Hak’ka yakarır. Biraz sonra bakar ki (salgın yayan) kötü melekler değirmeni kuşatmışlar ve dang dang kapıya vurmaktalar.

      Dewrês Kêkıl kendini toparlayıp ilahide tanrısına yakarır der ki,

 

      ”Gözlerim Senin Mekânına bakıyor74

      Dalım, budağım kesilmiş benim

      Ne olur Atına atlayıp,

      Kêkıl’ının imdadına yetiş bir yol

      (Diyor ki), yakar Kêkıl yakar

      Asparo Yaxız gelip

      ışık saçsın Kêmero Deng’de

      Ceddim Sultan Duzgın’dır

      kafirlerle cengde!”

 

      Darê Paçıke’nin karşısında büyük taşlarla belirlenen bir yer var. Asparo Yaxız, yani Duzgın saçtığı ışıkla orayı parlatır ve Dewrês Kêkıl’ın imdadına yetişir. Evdıl Musa’nın Askerleri’ni kovalıyarak darma dağan eder.”

 

5-SEY QAJI’YLE

EVDIL MUSA’NIN ASKERLERI.

      Sey Qaji’nin (bir diğer adı da ”Dewrês Qaji”dir) gözleri görmüyormuş.75 Bir gün bunu alıp Koma Çhareku köyüne götürürler. Sey Qaji, bu köyde cem bağlar, Hak’ka yakarır.

      Gecenin kaçı olduğu bilinmiyor, ama henüz cem töreni sürmekteymiş ki, Evdıl Musa’nın Askerleri bunlara saldırırlar. Bir telaş başlar ve cemaatten sesler yükselir. Sey Qaji, yakarır da yakarır, tanrının eteğini koyvermez ve sonunda Xortê Khurêsi’yi (Khurês’in Musumu) imdada yetiştirmeyi başarır. Evdıl Musa’nın Askerleri’yle Xortê Khurêsi savaşırlar. Xortê Khurêsi bunları bozguna uğratarak dağlara sürer.

 

6-DEWRÊS DIL ILE

EVDIL MUSA’NIN ASKERLERI.

      Dewrês Dıl, Mazra Lolu köyünde cem bağlar. Eliyle üç telli curasını çalarken, diliyle de ilahi ezgiyi okuyor. Aniden biri içeriye dalar der ki,

      -Köyün içinde beyaz fistanlı bir kadın geziyor!

      Dewrês Dıl, bu kadının (salgın yayan) kötü bir melek, yani Evdıl Musa’nın Askeri olduğunu bilir. Beyaz dona da kimse tanımasın diye bürünmüş.

      Bu kötü meleklerden bir kadın da, Hak’ka yakarılan yere gelip kapının arkasına gizlenir. Dewrês Dıl bunun farkına varır. Bu, Hak’ka yakarırken üstünde oturduğu döşeğinden fırlar ki köyün içindekini kovalasın, ama kapının arkasında gizleneni Dewrês Dıl’ı omuzundan ısırır. Dewrês Dıl ikisini de kovalar der ki,

      -Siz öyle sanıyorsunuz ki ben Evdıl Musa’nın Askerleri’yle Weriya Khurêsi’yi (Khurês’in Hurisi) ayrıt edemiyecek miyim?

      Yakarışına Weriya Khurêsi yetişir ve kötü melekleri kovalıyarak köyden uzaklaştırırlar.

      Dewrês Dıl, bütün yaşamı boyunca yalnız bir kez burada Hak’ka yakarırken döşeğini terketmiş. O, burada ceddinin vasiyetine uymamıştır. Dewrês Sıleman, bundan yaklaşık olarak 400 yıl önce Qızılbêl’e gelip yerleşir. Qızılbêlli Khurêsli’lerin atasıdır. O, çocuklarına uzun bir vasiyette bulunken şunu da öğütler:

      -Siz Hak’ka yakarırken döşeğinizi asla terketmeyin! Ne zaman ki yakarışınızı bitirdiniz, ondan sonra döşeğinizden kalkabilirsiniz!

      Dewrês Dıl burada hastalanır ve bir hafta yataklara düşer. Nedeni olarak da, kapının ardına saklanarak O’nu omuzundan ısıran (salgın yayan) kötü melek gösterilir.76

 

C-SONUÇ.

      Elimizden geldiği oranda Duzgın’ın Dersim Inancı’ndaki konumunu gün ışığına çıkarmaya çalıştık. Bu yazının içeriğinden Dersim halkının inançsal özelliklerinin, Anadolu’daki hiç bir halkın inancıyla kıyaslanamaz olduğunu Siz de mutlaka çıkarmışsınızdır.

      Tabii Dersim halkının gökten inmediğini de biliyoruz. Yani, dünyada hiç bir halkın inancı Dersim Inancı’na benzemiyor, diye düşünmemeli. Bizce, bu yanlış bir düşüncedir. Dünyada yaşıyan halklar biribirleriyle giriştikleri ilişkiler oranında hem kültürel, hem de özel olarak inançsal alış verişte bulunurlar.

      Burada Kalaş halkının inancını örnekliyerek konuya ışık tutmak istiyoruz.

      Kalaş halkı; Pakistan’ın kuzeyinde, Afganistan sınırına yakın Hindukuş dağlarında yerlişik bir halktır. Kalaş’ların inancı çoktanrılıdır. Bundan dolayı da çevresindeki Müslümünlar tarafından Kalaş halkına ”Kafir” ve yurtlarına da ”Kafiristan” deniyor.

      Hemen söylemeliyiz ki, Dersim halkının inancıyla Kalaş halkının inancı bir ve aynı değildir, ama yer yer çok büyük benzerlikler içermekteler. [reğin, Kalaş’ların bir tanrısı var ki Dersim’in Hızır’ı ve Duzgın’ı gibi ”Atlı” olarak gündeme geliyor. Bu tanrının adı ”Balumain”dir. ”Balumain” bir bereket tanrısıdır (Alm: Gott der Fruchtbarkeit). Tabii bu tanrı ”Balumain” çok görkemli bir atın suvarisidir.

      Kalaş halkının kutsal yerlerinden (ziyaretler) bazılarının ardında ”Balumain”in Atı bulunuyor. Kalaş’lar, O’nun Atını her nerede görmüşlerse orayı kutsal yer olarak benimsemişler ve buraları ziyaret ederek kurbanlar sunmaktalar. Dersim’de de, ardında ”Astoro Qır” denen Hızır’ın Bozat’ının bulunduğu sayısız kutsal yer var.

      Hem Dersim Inancı’nda, hem de Kalaş halkının inancında ”At”ların çok güçlü bir konumu var. Dersim’de yalnız Hızır ve Duzgın Atlı değiller; kutsal yer ve yatır tanrıları da Atlıdırlar; ayrıca Evdıl Musa ve Evdıl Musa’nın Askerleri de Atlıdırlar. Kalaş halkının inancında da daha Atlı olan birçok tanrı var.

      Nasıl ki Dersim Inancı’nda Hızır, her yıl ocak ay’ının onüçünden itibaren dört hafta süren bir konukluğa çıkıyorsa; Kalaş halkının inancında da ”Balumain” her yılın aralık ayında birkaç günlük bir konukluğa çıkmaktadır. Dersim halkı bu bayramlarına ”Rocê Xızıri” (Hızır Orucu), Kalaş halkı ise ”Şomoz” demekte. Bu bayramda Kalaş’lar ”Balumain”e yakarıyor, O’nun Atının ayaklarına atılıyor, kurbanlar sunuyor, lokmalar pişiriyor, dua ve dileklerde bulunuyorlar.

      Dersim’de, Khurêsli’ler açısından onların okuduğu ilahiler kutsaldırlar. Bunları okumanın yeri ve zamanı vardır; her zaman ve her yerde okunmaz.

      Kalaş halkının da bu yönde bir inancı var. ”Şomoz” bayramında ”Balumain” konukluğa çıktığında O’na özel bir ilahiyle yakarırlar. Bu ilahi ezgi kutsaldır. Bununla yalnız ”Şomoz”da ”Balumain”e yakarmaktalar.

      Yazının akışı içinde değinmiştik. Dersim Inancı’nda dağkeçisi, geyik vb. doğa hayvanları Duzgın’ın hayvanlarıdır ve bu nedenle kutsaldırlar. Benzer bir inanç da Kalaş halkında var. Onlar da dağkeçisini kutsarlar. ”Balumain”le bağlantılı bir inanışdır bu.

      Kalaş’ların inancı çoktanrılı. Kalaş yurdundaki kutsal yerlerin de tanrıları var. Nasıl ki Dersim’de kavgalı dövüşlü ve kanlı bıçaklı olanlar kutsal yerlerde barışırlar, Kalaş halkının da benzer bir geleneği var.

      Kalaş’ların inancında ”hayvanlar tanrısı” da var. Bu yazının girişinde değindiğimiz gibi, Dersim Inancı’nda ”hayvanlar tanrısı” da var. Kalaş halkının ”hayvanlar tanrısı”yla ilgili anlattıkları söylenceler, bizde, Duzgın’ın karakışta hayvanları yeşil bitkiyle otardığını anlatan söylenceye benzemekteler. (Bu yazıda ”Duzgın Khurês’in neyi oluyor?” bölümüne bakın.)

      Ayrıca Kalaş halkının Dersim Inancı’ndaki gibi her evde ayrı bir ”ev ve aile tanrısı” değil, bütün ev ve aileleri kapsıyan bir tek ”ev ve aile tanrısı” var. Bu (kadın) tanrının adı da ”Ceztag”dır (Alm: Gott der Familie und des Hauses).

      Kalaş halkının Dersimli’lere olan benzerlikleri yalnız inançsal alanda değil, sosyal yaşamda sürdürülen bazı geleneklerde de kendini gösteriyor. Bir örnek verecek olursak, evlenecek Kalaş çiftlerin biribirlerine yedi göbek uzak olması zorunluğu, evlilikte aranan en önemli koşuldur. Yani dayı oğlu, amca kızı vb. evliliklere müsade edilmiyor.

      Dersim’de de müsahip olan ve kivrelik kuran ailelerden evlenecek olanların biribirlerinden en az yedi göbek uzak olmaları koşulu aranmaktadır. Bize öyle geliyor ki, Dersimli’lerin kısmen de olsa yitirdikleri bu gelenekleri (Dersim’de akraba evliliklerine dikkat çekmek istiyoruz.) inançsal nedenlere (kivrelik, müsahiplik) dayandırılarak daha da yaşatılıyor. Çünkü Türkçe veya Kürtçe konuşan Alevi’lerde evlenecek olanlarda, eğer kivrelik veya müsahiplik bağları varsa yedi göbek koşulu ileri sürülmüyor.

      Dersim Inancı’yla benzerlikler yalnız Kalaş halkının inancıyla sınırlı değil. Yine (bu Hindukuş bölgesinde), ”Güney Kafiristan”da bir başka halkın inancında da ”Mara” (Hint’teki inançlar sözkonusu olduğunda hiç de yabancısı olmadığımız bir ad) diye adlandırdıkları tanrıları bir kuş (cinsinin ne olduğu konusunda yeterli açıklama yok) donunda onların imdadına yetişiyor. Tabii Dersim Inancı’nda da Duzgın’ın, kimi vakit ”Heliyo Çhal” dedikleri bir kartal donunda Dersimli’nin imdadına yetiştiğini unutmamak gerekir.77

      Dersim nere, Hindukuş nere? Ve üstelik Dersim Inancı’nın bu bölgedeki inançlara yakınlığını yalnız Kalaş halkı inancında görmüyoruz. Hindukuş’ta yerleşik daha birçok halkın inancında Dersim Inancı’ndan motifler görebiliyoruz. Hatta bunu Hindistan’da da görmek mümkün. [rneğin, Atlı tanrı motiflerinin modern sanatla yapılmış birçok heykeli var Hindistan’da. Konuyla ilgili kitaplarda resimleri çok bunların.

      Bu bölümün başında da belirttiğimiz gibi, Dersim Inancı’yla Kalaş halkının inancı bir ve aynı değil; tabii bizim amacımız bunları kıyaslamak da değil. Bu, kendi başına çok geniş bir konu olduğu gibi, zaten bu incelemenin kapsamında olmıyan ayrı bir konu olduğunu da buruda yine belirtmek istiyoruz. Ama bu iki inancın yakınlığını yukarıda verdiğimiz örneklerde görmek mümkün. Biz bunu kendi açımızdan çok ilginç bulduk.

      Bu yakınlık neden? Bu soruyu mutlaka yanıtlamak gerekiyor. [yleyse buna eğilmek ve nedenini araştırmak lazım. Biz, Kalaş halkını örnek göstererek okuyucunun dikkatini bu bölgeye çekmek istedik.

      Tabii ilgimizi çeken yalnız bu bölgenin inançları değil, aynı zamanda dilleridir de. [rneğin, bu bölgede konuşulan dillerden birinin adı ”Dameli”dir. Yine bir diğer dilin adı da ”Dumaki”dir. Bunlar Dersim diline, yani Zazacaya yakın olmıyabilirler (biliyoruz ki değiller), ama bunların adları yakın. Bilindiği gibi Dersim diline verilen bir diğer ad da ”Dımıli”dir. Acaba bu dillerin yukarıdaki adlarla anılmasında yalnız milli öğeler mi etkin oldu, yoksa inancın bunda belirleyici işlevi oldu mu?

      Dersim Inancı’nın kökleri çok derinlerde. Dersim’i ve Dersimli’leri aşan bir zemine yayılıyor. Dersim Inancı denince, uydurulan iki keramete duyulan inanç akla gelmemeli. Sistemi olan bir inançtır bu. Ve Dersim’de bu neyse, Hindukuş’da da odur.

      Zerdüştlüğün Dersim Inancı’nı aşırı ölçüde etkilediğini söyliyemeyiz. Kişi, kendi inancını daha yakından tanırsa bunu daha kolay saptayabilir, diye düşünüyoruz. Kürt milliyetçileri Dersim Inancı’nı Zerdüştlüğe bağladılar, Dersim Inancı’nın Zerdüştlük’ten doğduğunu ve değişik bir adla da olsa bugün Zerdüştlüğü yaşattığını ileri sürdüler. Onlar, bu görüşleriyle inancımıza çok ağır zararlar verdiler. Ve bu görüşlerin etkisi henüz kırılmadı. Aydınlarımız ve gençlerimiz daha bu görüşlerin etkisinden kurtulamadılar.

      Tabii Dersim halkının Alevi olduğu biliniyor. Dersimli’ler Hızır, Khurês, Duzgın ve daha kendilerine özgü nice inançları varsa bugün Aleviliğe yansıtmaktalar.

      Anadolu hem halklar, hem inançlar ve hem de kültürler açısından çok renkli bir zenginliğe sahip. Onun bu zenginliği kaçınılmaz olarak Aleviliğe de yansıyor. Herkesin kendi yarattığı değerlerden Aleviliğe az veya çok katkısı var. Ve tabii bunlar da Aleviliğin zenginliğine zenginlik, renklerine renk katıyor. Işte Duzgın da Dersim Inancı’ndan Aleviliğe yansıyan böyle bir renkdir.

      Dersimli’lerin inançlarından dolayı yazgıları da yine birazcık Kalaş halkının yazgısına benzediğini görüyoruz. Nasıl ki çevresindeki Müslümünlar tarafından onlara ”Kafir” deniyorsa, Dersim halkına da çevresindeki bazı Müslümünlar tarafından aynı anlamda ”Kızılbaş” deniyor. Ayrıca bunlar açısından Dersim, Anadolu Alevilerinin ”Kafiristan”ı olarak da görülüyor. Ve bunların anlayışında ”Kızılbaş” tanımı (haşa) ”kafir” anlamında benimseniyor. Bu anlayışlarından dolayı da bazı yobazlar Kızılbaşların ellerinden ne yiyorlar, ne de içiyorlar.

      Tabii bu ”Kızılbaş” sözcüğü yalnız Dersim halkı için kullanılmıyor. Bu, konuştukları dile bakmaksızın Anadolu Alevilirinin hepsine birden ”kafir” anlamında sözkonusu çevrelerce söyleniyor. Aslında Anadolu Alevilerini biribirlerinden ayırmak da sanıldığı kadar kolay değil. Bu konuda titiz davranan Dersim halkı, inancı, tüm diğer özelliklerinden daha ileride tutmaktadır. Bilindiği gibi ister Türkçe konuşsunlar isterse Kürtçe, ister Zazaca konuşsunlar isterse Arapça, Alevilerin Anadolu’da kurdukları dostluğun kökleri tarihin yüzyıllara varan derinliğine iniyor. Bize düşen görev bu dostluğu korumak, sürdürmek ve daha da ileriye götürmek olmalıdır. Hem Alevilik, hem de tüm insanlık yalnız bizden bunu beklemiyor, ayrıca Anadolu halklarının kardeşliği ve birliği de bunu gerektiriyor.

     

Zazaca’dan Türkçe’ye çeviren: M. COMERD

 

___________________

1Ilk kez PIR, Sayı 6, Yitiqatê Dêrsimi de DUZGIN (Zazaca=Za), Munzır COMERD, adıyla çıkan yazının burada Türkçe çevirisini veriyoruz.

2Dersimli’lerin Alevilik öncesi inançları için kullanılan bu ”Dersim Inancı” tanımını biz kendimizden üretmedik. Dersimli’ler kendi inançlarını dilleriyle (Zazaca) ”Yitiqatê Dêrsimi” ya da ”Yitiqatê Kırmanciye” diye adlandırmaktalar. Biz, burada yalnız bu tanımın Türkçesini vermeye çalışıyoruz.

3PIR, Sayı 5, Dersim Inancı’nda KHURÊS (Türkçe=Tr.), Munzır COMERD.

PIR, Sayı 4, Yitiqatê Dêrsimi de KHURÊS (Za.), Munzır COMERD.

4Khurês’le ilgili daha geniş bilgi için bkz. PIR, Sayı 5 (Tr.) ve PIR, Sayı 4 (Za.), (a.g.y.).

5Ev ve Aile Tanrısı hakkında daha geniş bilgi için bkz.

Ware, Sayı 9, Dersim Inancı’nda Ev ve Aile Tanrısı(Tr.), Munzır COMERD ve yine aynı sayıda ”Yitiqatê Dêrsimi de WAYIRÊ ÇÊI”(Za) adlı yazı.

6Hayvanlar Tanrısı hakkında daha geniş bilgi için bkz.

Ware, Sayı 10, Dersim Inancı’nda HAYVANLAR TANRISI(Tr), Munzır COMERD ve aynı sayıda ”Yitiqatê Dêrsimi de WAYIRÊ MALI”(Za).

7Zazaca ”bımbarek” sözcüğünün Türkçede bilinen karşılığı ”mübarek” veya ”kutlu” sözcükleridir. Kürtçede deki karşılığı ise ”piroz”dur. Dersim Inancı’nda, açıklamaya çalıştığımız bu anlamının dışında ayrıca Duzgın’a da verilen ad ve ünvanlardan biri olarak da kullanılıyor. 

8”Kêmer” Zazaca bir sözcüktür. Bele takılan ”kemer”le ilişkisi yoktur. ”Kêmer”in Türkçedeki anlamı ”kaya”dır. Kürtçede ise ”kaya”ya ”zinar” denmektedir. Fakat burada kutsal bir yer adı olarak kullanılıyor. Yer adlarının ne anlama geldiği açıklanabilir, ama bir başka dile çevirisi olmaz. Burası Dersim’deki kutsal yer ve yatırların başı ve başkanıdır. Dersim’in tanrılarından Duzgın’ın bilinen resmi mekânıdır. Nazimiye ilçesine yakındır. Bu kutsal yere ”Kêmer” denmesinin yanında en yaygın olarak ”Kêmerê Duzgıni” denmektedir, fakat ”Kêmerê Sultan Duzgıni” ve ”Kêmerê Bımbareki” olarak da ünlüdür. Daha geniş bilgi için bu yazının ilgili bölümüne bakınız.

9”Bava”, Dersimli’lerin Alevi din adamlarına, yani ”dede”lere verdikleri addır. ”Dede” sözcüğü son yıllarda Türkçenin yaygınlaşmasıyla bu dili öğrenen Dersimli’ler tarafından kullanılmaya başlandı.

10”Asparê Astorê Kimeti”, Duzgın’a verilen sayısız ad ve ünvanların en tanınanlarından biri. Türkçede ”Doruat’ın Süvarisi” anlamına gelir.

11”Asparo Yaxız” Duzgın’ın adlarından. Türkçe ”Yağız Suvari” anlamındadır.

12”Wayır”ın Dersim dilinde iki anlamı var. Bir, ”sahip” demektir. Ikinci anlamı ise, inançsal açıdan Türkçedeki ”Tanrı” sözcüğüne karşılık kullanılır. ”Tanrı”nın Dersim dilindeki karşılığı ”Heq” ve ”Wayır”dır. Dersimli’ler bu iki sözcüğü Hızır, Khurês, Duzgın, ev ve aile tanrısı, hayvanlar tanrısı ve daha nice kutsal yer ve yatır tanrıları için kullanırlar. ”Heq” ve ”Wayır” dışında Dersim dilinde (Zazaca) ”Tanrı” anlamına gelebilecek bir tek sözcük bile yoktur. ”Allah”, ”Tanrı”, ”Hüda”, ”Hode”, ”Xode”, ”Homa” gibi sözcüklerin ne Dersim Inancı’yla ne de Dersim diliyle uzaktan yakından hiç bir ilgisi yoktur.

13Bava Rıza(65)(1995), Khurêsli’lerin Qajiyu kolundan. Qırdım’a (Kırdım) bağlı Garşiye mezrasından Dewrês Hesenê Deri’nin tornudur. Şimdi Erzincana yakın bir köyde kalmaktadır.

14”Kêmer”i açıkladığımız 8 nolu dip nota bkz.

15”Aspar”, Dersim Inancı’nda tanrıların büyük bir çoğunluğu atlı olarak gündeme geldiklerinden, yine ”atlı” anlamında tanrılara verilen bir ünvandır.

16Apo Ismail emeklidir, Almanya’da kalmaktadır, Çayırlı’nın bir köyündendir.

17Bu adı biz verdik.

18BERHEM, Isveç, Sayı 11- !2, Dı Beyitê Davut Sulari, Munzır COMERD, Bıra Ali vano, s.91(Za.).

19Bava Usen(55)(1995), Khurêsli olup Qızılbêl’den (Kızılbel) Dewrês Memedê Warway’in tornu. Şimdi Konya’ya bağlı bir köyde kalmaktadır.

20BERHEM, Ankara, Sayı 3, Tayê Çeküyê Kılmi, Munzır COMERD, s.36(Za.).

21Bava Hesenê Kolu (Hasan Eroğlu) Khurêsli’ydi. Yaşı 70’in üstünde ve kalbinden rahatsızdı. 18. 01, 1996’da Hızır Orucu’nun perşembe günü Avusturya’nın başkenti Viyana’dayken kalp krizine yakalandı. Kurtulamayarak Hak’ka yürüdü. Erzincan’a götürülerek köyü Kani Efendi Çiftliği’nde toprağa verildi.

22BERHEM, Ankara, Sayı 6-7, Bava Hesenê Kolu Venga Heqi Dano, Munzır COMERD, s.91(Za), Türkçesi: Mustafa DÜZGÜN.

23”Kimet”, Türkçe atlar için kullanılan ”doru” renginin Zazaca karşılığıdır. Zazacada da bu ”kimet” rengi Türkçe ”doru”da olduğu gibi yalnızca atlar için kullanılır. Tabii Dersim Inancı’nda ”Kimet” Duzgın’ın atına verilen en ünlü addır.

24Piyê Bıra Dergi(65)(1996), Almanya’da çalışıp emekli olmuş bir Dersimli.

25BERHEM, Ankara, Sayı 1, Yitiqatê Kırmancu de Venga Heqi Dayene, Munzır COMERD, Derleyen: Bıra DERG(Za.).

26BERHEM, Isveç, Sayı 7, Urze Sılo Sodıro, Okuyan: Alaverdi, Derleyen: Hawar Tornêcengi, s.44(Za.).

27Pülümür’e bağlı bir köydür Taseniye. Türkçede adı ”Gökçekonak”dır.

28Türkçe ”Baba Mansur” olarak bilinirler. Dersim dilinde ”Bamasur” adıyla anılan bir Alevi Ocağı’dır.

29”Muxındiye”nin şimdiki adı ”Darıkent”tir. Mazgirt’e bağlı bir nahiyedir.

30”Jêle”, Duzgın’la bağlantılı Dersim’in en kutsal yerlerinden biridir.

31”Zargovit”, Duzgın’ın resmi mekânı ”Kêmerê Duzgıni”ye yakın ”Jêle” gibi Dersim’in en kutsal mekânlarından sayılabilecek bir ziyarettir. Duzgın’ın karakışın tam ortasında ağaç ve bitki yeşerttiği söylencelerde anlatılır. Dersim’in tanrılarından Duzgın, Hızır ve Khurês’i temsil eden Weriya Khurêsi ve Masumê Khurêsi’nin çok sık görüldükleri bir tanrılar durağıdır burası.

32”Pırdo Sur”un şimdiki adı ”Kırmızı Köprü”dür. Taseniye köyünün bulunduğu yöredir.

33”Qırdım” (Kırdım) birçok mezraden oluşan Pülümür’e bağlı bir köydür.

34Apo Mıstefa şimdi Bursa- Kestel’de kalmaktadır.

35HÊVI, Paris, Hejmar 1, Folklorê Kurdi ebe zaravê dımılki, Zılfi (Za.). Buraya aldığımız kesitin Türkçe çevirisini biz yaptık.

36BERHEM, Ankara, Sayı 6-7(a.g.y.). Türkçesi: Mustafa DÜZGÜN(Biz bir-iki değişiklik yaptık).

37BERHEM, Isveç, Sayı 10(a.g.y.)(Za.).

38Biz, Dersim Inancı’nda Cennet ile Cehennem’in konumunu ayrı bir incelemeyle ele aldık. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. PIR, Sayı 6, Dersim Inancı’nda CENNET’LE CEHENNEM YOKTUR, Munzır COMERD (Tü.) / PIR, Sayı 5, Yitiqatê Dêrsim de CENET ‘BE CENEME ÇINO, Munzır COMERD (Za.).

39”Kumandan”la kastedilen Duzgın’dır.

40”Sa Heyder” (Sayder), çok yaygın Dersimli erkek adlarındandır. ”Sa” Dersim dili Zazacada ”Şah” sözcüğü için kullanılıyor. Dersim’in geleneksel erkek adları arasında ”Hünkâr” ve ”Bektaş” hiç bulunmazken, buna karşılık ”Sa” (Şah) ile başlayan adlar bir hayli çoktur. Dersim’de ”Sa” ile başlayan ”Sa Heyder”den başka ”Saverdi” (Sa-verdi), ”Sayican” (Sa-yi can), ”Sa Usıv”, ”Sa Ismail” (Sasmail), ”Sa Usen” gibi sayısız erkek adları yanında ”Sa Senem”, ”Sa Xanım” ve ”Sayicane” (Sa-yi cane) gibi birçok kadın adı da vardır. Davut Sulari’nin ”ceddim” dediği ”Sa Heyder”e gelirsek, bu, kimilerine göre Khurês’in ve kimilerince de Duzgın’ın adlarıdan biridir. Daha geniş bilgiyi bu yazının ”Duzgın Khurês’in Neyi Oluyor” bölümünde bulabilirsiniz.

41Bava Rıza Qızılbêl kökenli Khurêsli’lerdendir. O’nun ”kardeşler”le kastettiği, bundan tahminen 400 yıl önce Qızılbêl’e gelip yerleşen ilk Khurêsli’lerdir Bunlar dört kardeştir. Adları; Dewrês Sıleman, Dewrês Usıv, Dewrês Qemer ve Dewrês Mamudxan’dır. Bu ulu insanlar tanrısallığıa ulaşarak Kêmerê Duzgıni’de yerini almışlardır.

42Dersim’deki her bir kutsal yer ve yatır için çok sayıda öykü ve keramet anlatılır. Biz, burada bunları tek tek aktararak konumuzu aşmak istemiyoruz. Ve zaten bu konuda daha geniş bilgiyi Dersim’in kutsal yer ve yatır tanrıları’yla ilgili incelemede okuyucuya sunmayı düşünüyoruz. Yalnız, Mentere köyü ve çevresindeki kutsal yer ve yatırlar hakkında şu notu düşmeden de edemiyeceğiz: Bunların ikisi ağaç, ikisi göl, altısı yatır, biri bir kayadan doğan pınar ve biri de yerden kaynayarak doğan bir kaynaktır.

43Burada adı geçen kutsal yer ve yatırların biri pınar, biri yılan donuna giren bir değnek (erkân değneği olarak da kullanılan), ikisi ağaçlarını yılanlarla çekerek yaptıkları ev kalıntıları ve biri de yatırdır.

44HÊVI, Paris, Hejmar 1 (a.g.y.).

45Burada adı geçen kutsal yer ve yatırlar da dağ, göl, ev, değnek, kayalarda ve taşlardaki at ayağı izleri, Hızır’ın görüldüğü ve her an orada hazır olduğuna inanılan mekânlar ve de Bamasurlu’ların ceddlerinden bir zattın binip yürüttüğü bir duvar kalıntısıdır.

46BERHEM, Isveç, Sayı 10, Şairê Dêrsimi Bava Sey Qaji, M. DUZGIN.

47Burada adı geçenler de yine yatır, göl, ev, dağ, değnek, duvar ve Hızır’ın hazır ve nazır olduğu mekânlardır.

48BERHEM, Isveç, Sayı 10 (a.g.y.).

49Bava Sayder (Sa Heyder) (76) (1995), Mazra Dewrêsi adıyla bilinen mezradan Bava Eylas’ın oğlu, Dewrês Murteza’nın tornudur. Şimdi Erzincan’ın içinde kalmaktadır.

50BERHEM, Ankara, Sayı 1 (a.g.y.).

51”Perde”, Dersimli bava’ların Dersim diliyle Hak’ka yakardıklarında üç telli curayla çaldıkları ezgiye, melodiye verdikleri addır. Curayı kendileri şelpeyle çalar ve bizzat kendileri ilahiyi okurlar. Dersim’de birçok bava’nın yine kendi adıyla anılan birçok ”perde”si biliniyor. Biz, yalnız Qızılbêl köyünde yirminin üstünde ”perde” saptadık. Dersim’de cemler bu ”perde”lerle yürütülürdü ve bugün çok sık olmasa da daha yürütülüyor. Dersim cemlerinin en önemli ayrıcalığı yalnız Dersim dilinde ilahilerin okunması değildir. Ayı zamanda bu ilahilerin melodile ri, yani curayla çalınan ezgileri de Dersim damgalı olmalarıdır.

52BERHEM, Ankara, Sayı 3 (a.g.y.).

53BERHEM, Isveç, Sayı 10 (a.g.y.).

54”Bağıre”, Dersim dilinde dişil bir addır. Ayrıca bu dağ Dersim mitolojisinde bir kadındır. Buna rağmen adı Türkçe ”Bağırpaşa” olarak değiştirilmiştir.

55”Roneni”, Dersim’in çok sevilen ve çok yaygın olan geleneksel yemeklerindendir. Taze ekmek pişirilirken yapılır. Sac üstünde pişen yufka ekmekten bir veya birkaç tane sıcak sıcak alarak bir tasın içine indirirler. Sonra bu ekmeğin arasına taze tereyağı koyar ve kenarlarından tasın içine doğru katlarlar. Bir taraftan tereyağı ekmeğin sıcağında yavaş yavaş erirken, diğer taraftan da bu ekmeği bir kaşık veya başka bir araçla ince ince doğrarlar. Ekmekle tereyağını güzelce karıştırdıktan sonra oturup sıcak sıcak yerler.

56Bava Sayder (Sa Heyder) burada ceddi Dewrês Sıleman’ı anmaktadır. Dewrês Sıleman’ın yatırı Qızılbêl’dedir. Bava Sayder de Qızılbêlli Khurêsli’lerle aynı kökenden gelmektedir.

57”Mezela Sıpiye” Qırdım’da bir yatır. Burada yatan zatın ”Khaloli” olduğu söylenir. ”Khaloli”ne Hızır ikrar vermiş, konuk olmuştur. Hatta O öldüğünde ”Mezela Sıpiye” denen bu kutsal yere gömülmesini de yine Hızır belirlemiştir. ”Khaloli” Khurêsli değil, Kılauşia kabilesinden halktan biridir.

58”Asparê Serrê Qosani”, burada Hızır’a verilen ünvanlardan biri olarak geçiyor. Türkçe ”Qosan Dağının Atlısı” anlamına geliyor. Qosan dağı (Koşan) Dersim’in kutsal dağlarındandır, çünkü Hızır’ın mekân seçtiği ve sık sık görüldüğü bir yerdir. Bağıre dağına yakındır. Dersim Inancı’nda ”Aspar” (Atlı) olan tek tanrı yalnız Hızır değildir. Duzgın da Atlıdır, kutsal yer ve yatır tanrıları da Atlıdırlar. Ilahide ”Aspar” sözcüğü geçti mi, bununla hangi tanrının kastedildiğini somut olarak saptamak gerekiyor.

59BERHEM, Ankara, Sayı 1 (a.g.y.). 

60BERHEM, Isveç, Sayı 10 (a.g.y.).

61Hesen Efendiyê Baskoye, 1973 yılında Hak’ka yürümüş Khurêsli Ocağı’ndan ünlü bir Dersimli din adamıdır.

62Sêy Memed(74)(1995), Aliyê Abbasi gilden Dewrês Khali’nin oğludur. Dewa Khurêsu olarak bilinen köyden gelip Almeliya Derê Balabanu köyüne yerleşirler. Şimdi de Erzincan’ın içinde kalmaktadır.

63BERHEM, Ankara, Sayı 6-7 (a.g.y.), Türkçesi: Mustafa Düzgün.

64Tornê Dewrês Dıli Bava Hesen(65) (1995), Dewrês Usen’in oğlu, Qızılbêlli Khurêsli’lerden, Erzincan’a yakın bir köyde kalmaktadır.

65Hayvan gübresinin ahırda üst üste yığılmış olması; karakış da olsa hayvanların yem sorununun olmadğına, iyi beslendiklerine işarettir.

66Khurês; ”Weriya Khurêsi”(Khurês’in Hurisi) ve ”Masumê Khurêsi” (Khurês’in Masumu) adındaki iki melekle temsil edilen bir Dersim

tanrısıdır. Daha geniş bilgi için bkz. PIR, Sayı 5, (a.g.y.). ”Khurêso Kurr” ise; ”Kurr” lakabıyla anılan ve ”Khurês” adındaki tanrı şemsiyesinin altında bulunanlardan biri olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca, Dersim dilinde ”Kurr”; küçük ve yuvarlak olan kulakları tanımlamak için kullanılan bir sözcüktür. [rneğin, kulakları küçük ve yuvarlak olan koyuna ”miya kurre” deniyor.

67Duzgın’ın amcasından utanması ve sonuçta O’ndan kaçmasının nedeni, ”Khurêso Kurr” diyerek O’nu adı ve lakabıyla anmasıdır. ”Khurês” addır, ”Kurr”sa lakap. ”Khurêso Kurr” ise ”küçük ve yuvarlak kulaklı Khurês” anlamındadır. Dersim kültüründe yaşça küçük olanların, yaşça büyük olanları adlarıyla anması saygısızlık olarak görülür; hele hele bir de küçük büyüğü lakabıyla anarsa, bu o durumda saygızlığı da aşarak küfür olarak algılanır. Bu söylencede de, Duzgın’ın amcasından kaçmasına neden olan bu ”hata”sını bilmesinden kaynaklanıyor. Dersimli’lerin ilişkilerinde halâ canlılığını koruyan bu anlayış; kökü tarihin binlerce yıllık derinliklerine inen ve dildin dile, kuşaktan kuşağa aktarılarak bize dek gelen Duzgın’ın bu ünlü ”Zargovıt’te hayvan otarma” söylencesine, günümüzde işte böyle yansıyor.

68Birçok yaşlı Dersimli sözkonusu olduğunda bir ”Khurêso Pil” (Büyük Khurês), bir de ”Khurêso Qıc” (Küçük Khurês) olduğunu söylerler. Ve hatta ”Khal Ferat” adındaki zatın ”Kuroso Qıc” yani ”Küçük Khurês” döneminde yaşadığını aktaran Areyli kabilesinden yaşlılarla tanıştık. Bu da gösteriyor ki ”Khurês” adı altında birçok kişi bulunmaktadır. Aynı kural ”Duzgın” adı için de geçerlidir.

69Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Ware, Sayı 10, Yitiqatê Dersimi de WAYIRÊ MALI, Munzır COMERD (Za.) ve yine Ware’nin aynı sayısında Dersim Inancı’nda HAYVANLAR TANRISI, Munzır COMERD (Tü.).

70Dersim Inancı’nda hayvanlar tanrısı hakkında daha geniş bilgi için bkz. Ware, Sayı 10 (a.g.y.).

71”Qejeriye”, Evdıl Musa’nın emrindeki dişi bir kötülük meleği olduğu söylenmektedir. Ve bu kimi çarparsa, o, aniden hastalanıp ölmektedir.

72”Xiştike”, Evdıl Musa’nın veya O’nun Askerlerinin göze görünmeyen mızrağıdır. O’nun mızrağıyla vurduğu insan veya hayvan olabiliyor. Kime atarsa, o, ani bir hastalıkla ölüyor. Zaten ”Xiştike” aynı zamanda ölümcül bir hayvan hastalığının da adıdır Dersim’de.

73Dewrês Kêkıl burada değişik bir adla anılıyor. Babasının adı Dewrês Usıv olduğundan ”Kêkê Dewrês Usıvi” (Dewrês Usıv’ın Kêkıl’ı) diye de tanınıyor.

74Burada kastedilen Duzgın ve O’nun resmi mekânı Kêmer’dir.

75Burada adı geçen Sey Qaji, Dersim’in ünlü halk şairlerinden Sey Qaji değildir. Halk şairi Sey Qaji’yle isim benzerliği yanında bir de O’nun gibi görme özürlü olması raslantıdır. Tabii bu arada her ikisinin de bava olduklarını (biri Sey Sabunlu, diğeri Khurêsli ocağından) akıldan çıkarmamak lazım. Ama burada andığımız Sey Qaji’nin, parantez içinde belirttiğimiz gibi, bir diğer adı da Dewrês Qaji’dir. Qızılbêlli Khurêsli’lerin kökeninden gelmedir. Dewrês Mıstefa’nın oğlu, Dewrês Hesenê Deri’nin kardeşi ve Dewrês Dıl’ın amcasıdır.

76Dewrês Dıl’ın yaşamı ve inancı uğruna çabası hakkında daha geniş bilgi için bkz. BERHEM, Ankara, Sayı 3, Perda Dewrês Dıli, Munzır COMERD (Za.).

77Karl Jettmar u. a., Die Religionen des Hindukusch, Verlag W. Kohlhammer.