Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

Civarik DersimAdi: Xeycane (Hatice 1 (Bir) Yasinda
Yer: Dersim -Nazimiye- Civarik Koyu
Tarih: 1938 Yaz
Ve ailenin diger 53 ferdi jenosidci turklerin katliamina ugradilar
Ya da Civarik Koyunden Bertal Efendi Ailesinin hikayesi
(Dr.Sait Kirmizitoprak’in Ailesi ayni zamanda)

Kaynak:Dersim-Civarik Iki Uclu Yasam
Peri Yayinlari 1998 Istanbul
Huseyin Akar
Sayfa:Kitapda Bertal Efendi Ailesinin Katl Edilis anlatimi daginik oldugu icin cesitli sayfalarindan derlendi
iki asker peşine
taktılar. Biraz sonra, beyaz bir entari giymiş, postalları ellerinde
geldi. Nahiye müdürü; "bu ne hal Süleyman Ağa?" deyince
-Bu hak yoludur, pir yoludur, erenler yoludur, Kerbela yoludur,
böyle gidilir"

Bertal Efendi Civarik Nazimiye Dersim

'38 KIRIMI VE
CİVARİK

IV. Bölüm

Dersim '38 bütünü içinde Civarik küçük bir köy, Civarik
kırımına geçmeden köyün önemli iki ağasından sözetmekten
yarar var.

 

Süleyman Ağa

1900 yılında Civarik Ağası Meme Ale, Maskan Aşiret Rei-
si Sile Ruşti, ondört seçme adamları ile Dere Hewru'de çığ al-
tında kalır.

Babası Meme Ale'nın ölümünden sonra, Süleyman Civarik
ağası olur. Süleyman Ağa, Harıklı Şıh Mamedan'lı bir kızla ev-
lenir. Bu evlilikten çocukları; Ali, Memık, Bertal, Ağce, Sağe,
Fate dünyaya gelir. Süleyman Ağa'nın hanımı ölür. Balık'lı
Melem'lerin kızı ile evlenir. Çocukları olmaz.

Süleyman Ağa, ikinci hanımından ayrılınca Karsananlı dul
bir hanımla evlenir. Bu hanımın Rus harbinde öldü bilinen ko-
cası, bir yıl sonra çıka gelir.

Süleyman Ağa aşırı kuralcı, inanç sahibi. Karısının "iki ni-
kahlı" olduğuna inanır. Bunu kendine yedirmez, adamlarını alır
karısının ilk kocasının evine gider;

-"Ailen dahil herkes seni ölü bildi. Bu nedenle ben karınla
nikah kıydım. Sen yaşadığına göre ben iki nikahlı sayılırım.
Evine-ocağına geldim. Sen nikahını bana bağışla"der.

Aşiretine danışan adam, yüklü bir para karşılığı nikahından
vazgeçer. Ağa rahatlar geri döner.

Süleyman Ağa'nın ilk işi kardeşi Bertal ve oğlu Bartal'ı
okutmak olur. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da yeni yazı
için Rüştiye mektebine gönderir. Okuyanlara "Efendi" denme-
sini sağlar.

Süleyman Ağa 1915-17 Rus saldırısında Sevdin cephesine
150-200 milisle yüzbaşı olarak katılır.

Süleyman Ağa "yol erkan" adamı.. Aşiretini güçlü aşiretler
içinde yüceltir. Kimseye ezdirmez. Bir gün Balık'a gider. Mu-
sandan geçerken, Durse Ale Areyiz' in Çe Esku'nun harmanın-
dan ölçekle pay aldığını görür. Atından iner, ölçeğe bir tekme
vurur. Buğdayı yere döker;

-Siz Arelleri yiyip bitirdiniz. Bunları da bana bırakın (Ero
sima, Ereyîzu wene qednene, nunuçî mire verdî!) diye çıkışır.
Adam çeker gider. Bir daha da kimse gelip haraç almaz. Süley-
man Ağa döneminde "hiç kimsenin burnunun kanatılmadığı"
söylenir. Birlik dönemi olmuş. Arelli'ler bir kaç kez, Süleyman
Ağa'yı vurmaya çalışmışsa da başarılı olamamışlar. Ancak
Bertal Efendi'nin "Ağalığı", Süleyman Ağadan almasında et-
ken olmuşlardır. Bertal Ağa, Pir yolu ile. "Ağalığı" Ağabeyi
Süleymandan alır.

1925'teki Şeyh Said haraketinden sonra dikkatler Dersim
üzerinden yoğunlaşır. Köye gelen Vali Cemal Bardakçı da aşi-
reti etkiler; "Bize Türkçe konuşan gerekli" diyerek ağırlığını
Bertal Efendiden yana kor.

Vali Ağalarla "sürgünü" konuşur. Ağa'ları ikna eder. "Gelin
Merga Qemi de misafirim olun" der. Vali gider sözünü unutur.
Bu beklenti içinde olan Ağa kardeşler yıllar sonra köye gelen
birliğe, verilen bu sürgün sözü ile teslim olur. Bu teslimiyet
sonları olur.

Bertal Efendi

Bertal Efendi Civarik'li Süleyman Ağamn küçük kardeşidir.
Rüştiye'yi okumuş, eski ve yeni yazıyı bilir. Çok iyi konuşan,
iyi bir hatip.

1938 öncesi Abdullah Paşa'nın Nazimiye'de halk ile yaptığı
konuşmalarda akla gelen tek sözcü. Nitekim ilk karşılaşmada
Paşa'yı etkilemiş olacak ki, Paşa halka hitaben; "bu adam beni
bile kandırır, ona uymayın" uyarısında bulunur. Bertal Efendiyi
bir nevi göz hapsine almak için, O'na ve Gerişli Yusuf Ağa'ya
hükümetin nakliye işini yaptırır.

Bertal Efendi, yörede güzelliği ile dillere destan Yusuf ağa-
mn kız kardeşini -aşiretler arası yumuşamayı da düşünerek- og-

lu Aliye gelin eder. Bundan sonra Areller, Bertal Efendi'nin
"Ağa" olmasını ister ve diretirler. Bu, Civarik'İllerin bölünme-
si, çatışmasının ilk adımı olur.

' Bertal Efendi, köyün çoğunluğu Süleyman Ağa'dan yana
olmasına karşın, Süleyman Ağa'nın inanç düşkünlüğünü de
göz önüne alarak Pir getirir... "Ağa"lığı bir biçimde ağabeyin-
den "fetva" yoluyla alır.

Ağalığın babasından alınmasını içine sindirmeyen Küçük
Bertal, amcası ile önemli sürtüşmeler ve çatışmalar yaşar. Sü-
leyman Ağa, bir olaya meydan vermemek için oğluna baskı ya-
par. Köylünün istemi ile Küçük Bertal Efendi Civarik'ten 10-
11 aile ile Kiğı'ya göç eder.

Meme Hem'in, akrabası ve komşusu Avdile Sımı'nin karısı-
nı vurması, Avdile Sımı'nin de aynı gün Meme Hem'in oniki
yaşındaki oğlunu öldürmesi;

Use Xıme Wele Çewri gibi bir çok ailenin yok olması, da-
ğılması, göçetmesi, ayrıca Gemik, Balık ve köydeki arazi dava-
ları ile köydeki sürtüşmeler, Bertal Efendi'nin etkin olduğu dö-
neme rastlar.

Köy yönetiminin, deneyimsiz oğlu Ali ve Ali'nin eşine bı-
rakılması, mezra ve köydeki birliğin son bağlarını da koparır. ,

İşte ne olduysa bu ortamda oldu. Köylü ile tamamen ilişki-
lerin koptuğu, köyünden , aşiretinden değişik yollarla arındırı-
lan Bertal Efendi son bir yıl içinde köyüne ancak 2-3 kez gelir.

'38 Dersimli'nin Miladı

Anneme soruyorum,

-Anne ben ne zaman doğdum?

Annem...

-Ben ne bileyim diye başlar. "Kırımdan 3-4 yıl önce idi, am-
can oğlu Ali, Ahmet Karakaya ile aynı yılın çocuklarısınız.
Karlar yeni erimeye başlamıştı, İmam orucuydu. Baban bu evi
yaptığında o yıl Şükrü doğdu...

Gelde çık işin içinden. Önemli olan bu değil. Kime ne sorar-
sanız sorun "kırımdan önce", "kırımdan sonra" diye yanıt alır
siniz.

Peki nedir, ne biçim tarihin başlangıcıdır gösterilen bu ki
rım?

Hocaya sormuşlar

-Kıyamet ne zaman kopacak?

-"Ben öldüğüm zaman" diye yanıtlamış,

Ateş düştüğü yeri yakar. Peki, Dersim'e düşen bu ateş ney.
di ki halen alev alev, sıcaklığım koruyor..?

Anımsadıklarım

Dört yaşımda kendimi kırım içinde buldum. Çocukluk anı-
larımı; korku, acı, kaçış, ızdırap süsler; boğa, asker, silah, sün-
gü, barut kokusu, işkence, kan, ölüm...

Hiç bir zaman, kim kimi, niçin, neden dövüyor, işkence edi-
yor, öldürüyor anlayamamıştım.

1938 yazında, Ağa yaylasında saklanbaç oynarken, yeşillik-
ler içinde sıyrılmış, arkasında saklanmaya çalıştığım sarı boğa
boynuzlamıştı beni.

Dedem yaramı kızgın bıçak ucu ile dağlamış, kül basmıştı.
Yayladan, anlayamadığım bir nedenle, vaktinden önce köye
dönmüştük... Babam evde yoktu. Yaram yeni kabuk bağlamış
babama gösterememiştim...

Evimizin etrafını, aynı giyimli amcalar(!) sarmıştı. Hepsi tü-
fekli, kasa turalıydı. Bizim evin önündeki bostana girmiş, sala-
talıkları bitkisi ile kökünden söküp yediklerinde; "babam gelir-
se bu adamlara kızar" diye düşünmüştüm.

O gün bütün kalabalık bizim evin yanındaydı, davul zuma
yoktu. Sonra tüfekli amcalar, üç kişiyi ayrı ayrı ayaklarından
asıp dövmeye başladılar. Ayaklarından kan geliyordu, kimse
karşı koymuyordu. Adamlar bağırdıkça herkes çığlık çığlığa
bağırmaya başladı. Korkumdan anneme sarıldım, eteğinin altı-
na saklandım. Anladım ki bu adamlar boğadan daha korkunç-
tu. Şin-şivan içinde korkumdan uyumuşum. Uyandığımda yal-
nızdım. Ev yakındı koştum... O tüfekli adamları görünce gen
geldim... Derenin en derin yerine yüzümü gizlediğimi anımsı-
yorum.

Sonra kaçış, Bedro Dağı eteklerinde saklanma, mağaralarda
kalma, yılanla aynı tasta süt içme, geyiklerle geceleri aynı deh-
lizleri paylaştığımı kesit kesit anımsıyorum...

Dersimli Potansiyel Suçlu

Osmanlının yalnız savaşta anımsadığı, derebeyler aracılığı
ile savaşta, ölecek savaşçı ve vergi topladığı Dersim, Cumhuri-
yet döneminde raporlara konu olmuş. Zamanın genel valisi Ce-
mal Bardakçı; "400 yıldan beri Dersim'e hükümet girmiş değil.
Her Dersim'li hayatını, malını muhafaza kaygısıyla silah kul-
lanmak zorunda kalmış"der. (Uğur Mumcu Kürt Dosyası) ve
yaptırımlar yönünde Maraşal Fevzi Çakmak; "Dersim'in bu
günkü durumu tehlikelidir. Dersim okşanmakla kazanılmaz. Si-
lahlı kuvvetlerin müdahalesi ile Dersim, önce koloni gibi ele
alınmalı. Türk toplumu içinde Kürt'lük eritilmeli. Daha soma
Öz Türk hukuku uygulanmlı..."

İsmet İnönü(2.9.1935) "İdama kadar infaz, ilbaylıkla bitiri-
lecektir. Adliye usulü, basit, hususi ve kesin olacaktır. Kürt'le-
re o güne kadar Türkçe okuma yazma öğretmenin 'resmi siya-
set' olduğu rapordan anlaşılıyor. Bu aykırı siyasetin kaldırıldı-
ğını tebliğ etmeliyiz" diyor.

İşte '1915-1917 yıllarında Çarlık İşgaline karşı ve istiklal sa-
vaşında "vatan için savaşan", ölen, olanaklarını tüketen, aşiret,
eşkıyalık düzeninde fakirliğe, ölüme, terk edilen Dersim'in;
"koloni gibi ele alınması" açmazı...

Bütün bunlardan soma "Tunceli Kanunu", "kırım"... ve "is-
kan"...

1936-'37 yılları çatışmaya hazır yıllar;

Dersim; Osmanlı'nın yalnız savaşlarda asker, vergi almak
için anımsadığı bir bölge. 1917-'17 Rus saldırısında
Dersimliler milis olarak karşı koymuş ve üstün başarılar
sağlamışlar. Yurt savunmasına tüm güçleri ile katılmışlar.

Savaşın tükettiği kaynaklar, alt yapısızlık, feodal yaşam,
aŞİret kavgaları bu kırsal bölgede karşıtı, açlık, sefalet, talan,
mal kaçırma, anarşi vs. gibi eylemler kaçınılmaz olmuştur.

Bu olumsuzlukların yanı sıra Dersim'in yönetimsizliğini ve

aşiret sistemini göremeyen yöneticilerin "isyan" "başkaldırı
"Cumhuriyete karşı" değerlendirmesi Dersim'e ağıra nu
olmuş. Dersim'i "asimile etme" ve "koloni yönetimi"ni dayat
ma geçerli kılınmıştır.

Uğur Mumcu son araştırması Kürt Dosyası'nda:

"Bakan Şükrü Kaya 'Dersim'in ıslahı' iki aşamalı bir plan-
la yapmıştır...

Birinci yıl; silahlar toplanacaktı. Silah toplanması için önce
çağrı yapılacak, silahını teslim edenlere herhangi bir yaptırım
uygulanmıyacak.

Şükrü Kaya'nın Batı illerine sürülmelerini istediği ağalar
belirlenmişti.

Bu listede 347 ailenin adı yer almıştı.

Bu 347 aile, 3470 kişiden oluşuyordu. Bu sürgün listesine
300 bin TL ayrılmıştı"

Bu listede Civarik ağalarına şöyle yer verilmiş; "Civarikli
Süleyman Ağa oğulları Bertal, Ali, Hasan, Süleyman Ağa'nm
kardeşleri Bertal Efendi, Hüseyin Hasan, Süleyman ve Ali
ağalar, Malkara'ya"

Genel Vali Cemal Bardakçı kızı ile Civarik'e gelir. Çadır
kurar, 4 gün ağalara konuk olur. Onlara sürgün emrini tebliği
eder. Kızına takılan hediye beşbirliklerle döner.

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın planı uygulanır. Önce
silahlar toplanır. Nazimiye aşiretleri bir çatışmaya girmeden
silahlarını teslim eder. Bunların içinde Civarik'te var.

1937 yılında Abdullah Paşa Nazmiye'ye gelir. Halkı toplar.
Silahlarını teslim ettikleri için kendilerini "teşekkür..." eder.
Halkın Cumhuriyet'ten beklentilerini saptamak ister... Dert
dinler(!) Bundan sonrasını "Usıve Quruze" söyle aktarır:

"... toplantıda Hormek'li Bertal Efendi var. Tabii ki, okuyan,
bilen, Türkçeyi çok güzel, etkili konuşan adamdı. Söz alır ko-
nuşur: Kaymakam, jandarma, tahsildarların halk üzerindeki
baskılarını dile getirir. Nasıl oluyorsa, yakınında bir çepiç ge-
çer, hemen atlar boynundan tutar getirir meydana.. Paşa, bizden
bunun vergisini istiyorlar. Halk bunun cevabını veremiyor...

Bu keçi yavrusu kadar halka değer verilmiyor. Devletimiz;
den hak, hukuk, adalet, fakirliğe, çare istiyoruz. Paşa keyfini

»Sen kimin adına konuşuyorsun Efendi", der.
."Halk adına" deyince kalabalığa dönen paşa:
."Temsilciniz mi?" diye çıkışır. Ağalar susar, Arelli'lerden
biri yaklaşır.

."Hayır paşam" der

Bu fakir adamın sonradan inşaattan düşüp öldüğünü biliyorum

Aradan bir yıl geçer, Abdullah Paşa bu kez kırk atlı ile
Nazimiye'ye gelir. Bertal Efendiyi iş için gittiği Mazgirt'ten
getirtir. Sürgün kararını bildirir. Kendisi ile Elazığa gelmesini
ailelerine trende vagon ayırmasını, ayrıca köydeki oğlu Aliye
mektup yazmasmı ister. Bertal Efendiye yazdırılan mektupta;
"hepiniz Nazimiye'ye gelin sizi orada karşılarım." diye belirtir.

Mektup alındıktan sonra, kararın değiştiği ve nahiye müdür
yetkilisi Subay Çetin Te köye gitmesi, trendeki yeri kendi-
lerinin belirleyeceğini söylenir. Abdullah paşa Dersim'e döner.
Görüşmeler uzun sürmüş gün batmak üzere Bertal Efendi ve
Subay Çetin atlarına biner Civarik'e gitmek için yola koyulur.

Beklenmiyen Ölüm Tuzağı

Ardından yola çıkarılan birlik Nazimiye çıkışında gidenlere
yetişir. Beklenmedik bir şekilde Bertal Efendiyi arkadan vurur,
ölüsünü yol kenarına atar. Birlik gece yarısı Civarik'e varır.
Oğlu Ali'ye Babasımn mektubu ve ölüsünün parmağından
Çıkardıkları yüzük kanıt olarak verilir.

Süleyman ağa dışında tüm kardeşler önceden tebliğ edilen
sürgüne razı olur. Süleyman Ağa zorunlu katılır. İlerideki list-
ede belirtilecek; 28 çocuk, 12 kadın toplam 54 kişi Dereova'ya
götürülür. "Tahsisat(yol nakil bedeli) gelmediği için bekletilme
sorunu" yaşanır. Sonunda yeni gelen ekip, 54 kişiyi teslim alır.

Nazimiye yolunda yürütür. Ramazan köyü altında bir
derede elleri ayakları bağlanır, kurşunlanır... Önce öldürülür
adından üstüne gaz dökülerek yakılır. "Tahsisat sorunu"

çözülmüş olur!

İş bununla bitmez, ikinci gün Civarik köyü çembere alınır
Civarik, Balık, Malkis, Gemikliler, Musan mahallesinde bir
dere içinde birleştirilir. Köylüler üç yandan çapraz ateşe alınır
Melkıs'tan gelenler gecikince Memo Derg, Usıve Saydız ve
Muhtar Süleyman ayaklarından asılır. Falaka başlar, ayaklar-
dan fışkıran kan, halkın çığlığı birliklerin işaret atışlarıyla
karışır. Kendini "Devletin teminatı altında" gören halk, neye
uğradığını anlıyamaz.

Olay tüm yörede şok etkisi yaratır, bir çok aşiret ileri geleni
bundan geçte olsa dersler çıkarır, dağlara sığınır. Devletle
çalışma durumunda olan Xıde Ale İsme "Teslim olanları
gördük, ben çatışarak öleceğim" der. Teslim olmayı rededen
sonunda bir çokları gibi kurtulur.

Civarik kırımı Dersim bütününde görülen zulmün küçük bir
parçasıdır. Biz Civarik gerçeğinin bir kesitini canlı tanıkların
ağzından okuyucuya iletmeyi uygun görüyoruz.

 

Canlı Tanıklar Anlatıyor

1938'de Bertal Efendi Öldürülür

 

Hatau Şerre Usuve Quruze;

"Haber yayıldı Nazimiye'ye. Paşa ve 40 atlı gelmiş. Kimi
de Celal Bayar'ın geldiğini söyledi. Paşa o gece Nazimiye'de
kaldı. Bertal Efendi yanına gitti. Konuştular. Birbirlerini iyi ta-
nıyorlardı.

Ertesi gün paşa gitti. Bertal Efendi'nin kısrağı bayrak dire-
ğine bağlı kaldı. Halk Efendi'nin tutuklandığını söylemeye
başladı: "Olmaz" diyorlardı. Böyle okumuş, bilmiş cesur biri
tutuklanamaz."

Bir taraftan Bertal Efendi Mazgirt Moğundu'dan askeriye-
nin bütün ihale işini almış, O olmazsa kendilerini ve atlarını
do-
yuramazlar deniliyordu.

Kışla inşaatında çalışıyordum. Bir ayakkabı almıştım. D31'
di. Çarşıya inip değiştirecektim ki Bertal Efendi ve Nahiye Mü-
dürü Çetin Bey, atlarına atlayıp yola koyuldular. İki yüz metre

arkadan bir grup atlı asker yola çıktı. Bazılarının heybelerinde
kazma, kürek vardı.

Çetin Bey subaydı, rütbesini anımsamıyorum. Ben ve arka-
daşlarım aynı yolda peşlerinde yürüdük. Bava Memed Kenar,
Bava oğlu Musa, Paga Samlı Usuv birde Holuklu Hasan
Kofun oğlu beraberdik. Güneş dağlara çıkmış batıyor. Gün ka-
rarmak üzere. Askerler, bizi, gittikleri yolda bırakmadı. Bizde
zorunlu Azgiler yoluna düştük. Hızlı gidiyoruz. Kevl'de Efen-
di önlerinde, onlar arkada, zor görüyoruz. Aniden ses düştü tü-
feklere. Efendi atından düştü... Evet öldürüldü.... 20-30 kişiydi-
ler...

Xoluk'a gitmeye korktuk. Azgiler'de kaldık. Sabah olur ol-
maz Nazimiye'ye döndük. Arkadaşımız Lolız'ın babası Hasan
Kot, oğlu eve gitmeyince merak etmiş, Nazimiye'ye gelirken
Bertal Efendinin yolda yarı gömülü cesedini görmüş.

Bir süre sonra Berte Memâ Usene Şixi geldi. Beni, yana
çekti: "Usıv, Usıv Aliye Gulavileri çoluk-çocuk büyük küçük
66 kişiyi Ramazan'da Hıra Gevre'de, Dursun Ağa'nın evinin
yanında tümünü bu sabah öldürmüşler" dedi. Dondum kal-
dım...

Aynı gün İresk Kureyşanlılardan; Aliye Ağanın evi, Süley-
man İbrahim'in evi, Çır Deresin'de öldürüldüler. Haberi gel-
di...

Usıvi Quruz, anlatımında Nahiye müdürü, Çetin Bey oldu-
ğunu söyler. Ancak Dereova Nahiye Müdürü'nün Timur oldu-
ğu söylenir. Anlaşılan Usıve Quruze'nin sözünü ettiği "Müdür
Çetin Bey" Müdürlük yetkilerinin üstünde görevlendirilen bir
subaydır. Bertal Efendiyi Mazgirt'ten çağırır: İaşe temini, nak-
liye bedel hesabını yapalım der. Soma köyüne gidelim diye yo-
la çıkarlar. Nazimiye de Kevl'de öldürülür.

Devamını olayın tanığı Mustafaye Avas'm oğlu Avdıle an-
latıyor.

".. Bertal Efendi Nazimiye'de Gerişli Yusuf ağa ile ortak as-
keriyenin iaşe işini yapıyorlardı. Babam, beni katırımızın pe-
şinde kervana katmıştı. Bazen haftalar sürerdi. Bıkmıştım. Bir
gün Nazimiye'ye geldik. Yükleri indirdik. Ben köye kaçtım.
Babama, "çarıklarım yırtıldı ayaklarım kanıyor" dedim. Gidip

bana Çarekız'ın ayakkabısını emanet getirdi. Neyse ki dar gel-
di. Geri verdik.

Arpalar biçiliyor. Buğday sararmıştı. Babam aza olduğu için
iş yapmıyordu. O günlerde bir hareketlilik vardı. Askerler sık
sık gelir, babam zorunlu onlarla gezerdi. Bir aza da Balık'tan
İsmail'e Kurpi "reis", muhtarda Çağıl'dan Sılemene ApS idi
Sık sık emirler geliyordu. Birgün de tüm köyü, yayladan indir-
diler. Başta birgün, "kimse köyden ayrılmasın... Kimse evini
terk etmesin" diye emir geldi. Gece oldu baktık karşı dağda Ge-
mik yaylasında ot yığınları yanıyor. Babam elini dizine koydu
"bu ateş bizi saracak" dedi. Babamın üzüntüsü beni etkilemiş,
ti. Sanırım herkes yatmıştı. Ben yatağımda; 'gece dışarı çıkma-
mak ne demek, çoğunun tuvaleti dışarda" diye düşünürken, dı-
şarıdan atların nal sesleri geldi. Pencereye koştum. Atlı asker-
ler... Babamı, uyandırdım... Dışarı çıkacaktı annem tuttu; "Sen
azasın emre uymazsan ne olmaz ki...?" Durdu.. Beş dakika geç-
mişti. İki asker, Şükrü ile eve geldi. Askerler babamı alıp gö-
türdü. Şükrü annesinden amanet alman fistanı istedi. Verdik.
Birde döşek yüzü vardı onu almadı. 'Bizi sürgün ediyorlar, o
kalsın' dedi. Bende beraber evlerine gittim.

Nahiye Müdürü babama; "Ali Efendi, Bertal Efendinin bü-
yük oğlu sana amca diyor. Sende ailenle hazırlan" deyince ba-
bam beni yana çekti. Eve git annene durumu anlat. Fidan, ço-
cukları alsın ekinlerin arasında saklansın. Seni de gördüler. Ça-
re yok gideceğiz" sözü bitmemiştiki zabitle konuşan Ali Efen-
di "biz, bizden büyük olan herkese 'amca', 'dayı' diyoruz.
Uzaktan akrabamdır ona gelince köyün yarısını götürmek gere-
kir", diye direndi. Zabit araya girdi.

-Peki söz, bunu bırakırım. Ancak sen bize bir saat içinde Sü-
îeyman, Veli, Ahmet, Bertal, Hüseyin, Hasan kardeşlerin tümü,
aileleri, erkek ve kız çocuklarım, çocukları ile bir saat içinde
burada topla. Sana yardımcı asker de vereyim" Buna canı sıkı-
lan Ali sesini yükselterek.

-"Bu sürgün zaptında yoktu, yalnız bizim aile vardı. Bunla-
rın çoğu Maskan, Taru köylerinde. Bunların hepisi köyün yan-
sı kadar, buyrun iki gün konuğum olun, ben gidip getireyim
dedi. Zabit kızdı "peki yarım saat içinde hazırlanın gidiyoruz-

Geciktik..." Sertleşen tavır, "sürgün"e güç razı olan Süleyman
Aga'yı iyice üzdü. Yukarı, evine gitmek istedi, iki asker peşine
taktılar. Biraz sonra, beyaz bir entari giymiş, postalları ellerin-
de geldi. Nahiye müdürü; "bu ne hal Süleyman Ağa?" deyince
-Bu hak yoludur, pir yoludur, erenler yoludur, Kerbela yo-
ludur, böyle gidilir."

Süleyman Ağa sonra babama sarıldı,
-"kimseyi göremedik. Konya nere bilmiyorum. Bir daha ge-
ri gelemem. Geçen gece rüyamda 'yezidi' görmüştüm. Hepiniz
hakkınızı helal edin" dedi ve yola düştü. t

Ali Efendi'de yola çıkmadan babamla helallaşırken;
-"Mustafa amca, istesem direnme gücüm var. Mektup, yü-
zük babamın, bu belimi kırdı. Bilmem ki, sürgüne evet demek-
le hata mı yaptım ne dersin?" sorusuna babam şaşkınlığından
tek söz:

, -"Sen bilirsin" diyebilmişti.
O da babama sarıldı;

- Kimseyi göremedik, hepsine selam söyle, yalnız Aliye Qı-
la'yiye iki kez selam söyle: Katırını istedim vermedi."

Ayrıldılar tek tek. Yakın komşulardan, önemli eşyalarını
yüklemek için katır temin edilmişti. Bu katırları geri getirmek
için de Meme Hiçi beraber gitti."

Yıl; 1938 yazı. Başaklar yeni yeni sarı olgunluğa erişmek
üzere... Köyde, gece sokağa çıkma yasağı devam ediyordu. Bu
54 kişi dışında her kes bu yasağa uymuştu. İşte ağaların, çoluk-
çocuk emzikteki yavruların, hamile gelinlerin, sakallı dedelenn
"gece göçü" böyle başladı.

Bir gece vakti "sürgün" diye evlerinden alınıp yolda öldürü-
lenlerin isimlerini Bertal Efendi'nin Kızı Ezime söyle anımsar;

1 -Süleyman Tanrıverdi(Süleyman Ağa)(80)
Esi Fatos

Çocukları: Dursun(22), Şükrü(18), Medine(14),.Zarife(12),

Baki(lO), Süleyman(8)

Gelin: Fadime, Güllü

Torun: Mehmet(7), Emine(14), Zarife(lO), Hatıce(8)

adı anımsamayan bir kız(4)

2 -Veli Akbayır(75)

Eşi: Fatma

Çocukları: Süleyman, Mehmet

Gelin : Elif(18- sekiz aylık hamile) ve kardeşi Memo(15)

3 -Ahmet Akbayır(72)
Eşi: Fadime

Çocukları: Mustafa(18), Hasan(16), Kaya(lO)

4 -Bartal Yurtsever(Efendi)(60)
Eşi: Fadime

Çocukları: Ali(38), Şükrü, Kazım, Aziz, Hatice, Fatma
Gelin: Hatice                                 

Torun: Hasan(18), Şevket(lO), İbrahim(8), Yusuf(6),
Süleyman(4), Muxlise(l), Fatma(3), Hatice(l)

5 -Hüseyin Yurtsever(58)
Eşi: Güllü

Çocukları: Güllü(22), Xezâl(20), Sewe(18), Medine,(16),
Alibinat(15)
Çocuk: 25
Kadın: 12

Erkek: 14

Toplam : 54 (Ellidört)

Bu ölümler yaşanırken Dake 110 yaşında olduğu için evde
bırakılır. Oğulları Süleyman Ağa, Bertal Ağa ve kardeşleriyle
tüm ailenin katledildiğini öğrenir. Bu katliam haberinden bir
süre sonra o da eşikte asılı bulunur.

 

 

Ve Agitlar Agitlar Agitlar...

 

Göçe Sıleman Ağa'yı

Honıke sewa hemnuni de, bime sıleciye ra e
Ciranura xatır ne vazmo, bervena qala Dae
"Sürgün" ra vato "ya", Ağay beçike na pıra
Kes ne zono kotiya Konya, na şiyane çira?
Cıvrak peyde mend, rena karni key veneme?
Astori asmenra ene war, ma zu, zu moreme
Bi ponçaş, ma keytime bine Kımsor'e çeri
Hard lalo, asmen koro, ne veneno Haqe cori
Memo Hiç verdera, peyser sono, vere pule suri
Mela Qali, dizdi, "goç"i dıma sona, dur ve duri
Camordi, zuvinra gıredayi, resenura mumti
Zerne vere cinu, pelaka peru, eşkera gureti
Dımoni goligura gireda i, herdra kaskene
Vane "bi sodır, sıma çıra raede çip ne sone"
Mudur vano "vengra çeku mekere, aşiri nesnene"
Lerz kene, werte heztuno, xora tersene
Pirene sıpe ser, herdisa xo, ama sere qori
Qaleni, selaga gırana, zor sono, vılera dori
Ağa ziveno; vano "ne ma nevene Kervela
"Sürgün" va, ma xapıtime, Kervela mare arda ita"

Câr oseno, çe İsmail Ağay, verde sona va e
Çena bıray madera, vanke eno maver, ser ra e
Cıra vaze, xevere burusno, paşa e Gırsî
pıte ciziçi, cini a dıgane nekiste Sevdin'de Rus'i
Ez zabite Sevdin'i ma na ko u ser merdime
Palandoken'u de, onca qor qor ma cemedime
Vere devlete, dugelu ser ma sime seveta vvelati
Çeki mara gureti, lokme gula ma kerdivi lete
Yezit'e Bitlis'ra amo, mare Mudure Deru yo
Bertal'e mara notever, coka ma bıraura qario
No çı konuno befamo vane cao pilde vezi o
Be pers be sevvete, qırkeno aze ma bırnen o
Zu zernâ çeqeri ser, sare zofme serde perneno
Kesu nedi a dumonu, hermetu, sarı be çeku kisneno
Welat telefkene, alefe malu, firiğe cunu visneno
Zone Kırmanc, reça Ali, ra a Piri, fermano vile made
Zu çer a28 bılci 12 cini, guna 54 güle karni vılede?
Cigerune mı "süngü tak gaz dök yak" ves wes pozene
Töre Desim'de aşuru nedia na zalımeni na kistene
Cıra vazı kare devlete ne erzino qelpu ver lop ni o
Desim'de itivar kerdo gola goni tede xerepi o"

 

Süleyman Ağa'nın Göçü

 

Sürdüler, serin bir yaz gecesinde düştük yola
Yaşlı anne ağlıyor, komşularla vedalaşmak bela
"Sürgüne" evet demiş, parmak basmış büyük ağa
Bilen yok, bu gidiş nereye, niye, nerede Konya?
Civarik geride kaldı, kimi nasıl, nerede göreceğiz?
Gökten düşen yıldızları, bir bir sayıyoruz
Elli oldu düşen, biz Aşağı Kimsor'a vardık
Yer, gök, sağır görmüyor, yukardakini görür sandık
Momo Hiç'i geri saldılar, kırmızı tepe önünde
Mela Qali, uzaktan uzağa, gizlice göç peşinde
Önce erkekleri bağladılar, örkenlerle öre, öre
Altınlarını, paralarını aldılar, göz göre göre
Çocukları katırlara bağladılar, sürünüyor yerde

Diyorlar "gün ışıdı, bunlar kalıyor gerilerde"
Müdür der 'silah sesi çıkmasın, aşiretler duyar"
Acele bölgeyi geçmek ister hezbetlerden korkar
Beyaz entari üzerinde, sakalı dökülmüş dizine
Yaşlılık ağır yük, güç aşar, tepeyi öbür yüzüne
Sıleyman Ağa der "bunlar bizi götürmez Kerbele'ya
"Sürgün" diye aldattılar, Kerbele gelmiş buraya"
Aşağıda görünüyor, İsmail ağanın evi, önünde ark
Kızları bizimle, yolumuza gelir, halimize bakarak
Söyleyin iletsin, büyük paşaya, yıldırım bir kuş
Emzikli çocukları, hamile kadmı öldürmedi Sevdin'de Rus
Ben Sevdin subayı, bu dağlar için önce biz öldük
Palandöken'de, bölük bölük, yine biz donduk
Vuruştuk devletlerle, bu devleti biz kurduk
Güvendik, gücümüzü verdik, lokmamızı yarıladık
Bilmem nerden geldi yezit, Dereova müdürü bir dinci
Bertal'ımızla tartışmış, buna dayalı hıncı
Merkezden çıkmış, haksız, adaletsiz bir kanun
Nedensiz, sorgusuz, soy tüketen özü zülüm
Bir san altına düşmüş, pazarda ölüm veya yaşam
Görülmemiş silahsız bağlı insanları öldüren karabasan
Konuşulan dili, Ali izini, pir yolunu, ölüm fermam say
Bir ailede 28 çocuk, 12 kadm, 54 can dile kolay
Körpe cana "süngü tak, gaz dök yak" diri diri ölüm
Dersim aşiret töresinde olmamış böylesine zulüm
Paşa'ya deyin "devlet görevi mama değil köpeğe verilmez"
Dersim'de, kan gölüne atılan güven, çürüdü ele gelmez

 

Bertal Efendi Ser Watene

 

Cıvrak persena, dewa aşira xormek'i
Aşirunâ Desim'de, name verdo, sâri çeki
Her zu çe i, pule gureto, zâ helina çola
Ca çino birama, biçinâ, notu dute xo qola

Efendi pir ardo, ağayeni biray.8 pilra gurete
Kırmancu ne vazeno, Avdıle Paşa'yı devlete

Vali Cemal'ra vane "ma na koura dur meke
Na ko i sıtara mae marı beno peyniya homete"

Ağaune mara teng amo, koâ Bedro, Sulvis'i
Bertol'o qız barkerdo, vera şiyo dewa Hopis'i
Balıx'de merga Bozi, Gemik'ke de ko u kaşi
Civarik'de çımura bi e duri, pero nastu doşi
Xatir6 qome sıkino, seveta zu hoya waşi
HSga â Xeli ser, lezkerdo, bi e bekeşi
Gemik'ede cev barkerdo, sonde esto zere
Sodır, ustâra, cew golige eskeru verde

Avdile Pasa amo Kışle, sare aşürü dezneno
Aşırı ardd pâser, Efendi "cumhuriye" wazeno
Avdile Pasa vanu "ne vazen Desimi'de ağa bey
Sıma deursa Pir Sultan'ı sanana, ero hata key"
Efendi, aşiru ver qeseykenu, qes6 ağa u tey
Vano "Cumhuriye bero, zof mekuyo herey
Salme, kamçur, çapa cuni, miane homete sıkıto
Xola Dersi'i, vesaneni ser, zuvinra mal çi tırto
Ma keşi, beyliğe ser, gılı çeku, çeut nekerdo
Kerdena cendurmu, tasildaru, hona qelpu nıverdo
Padişah şi, paşa ame, rae çina, wendene duri
Zılm, neqeni, vesaneni gıran ena ser miane quli
Desim'i deste devletâ nıdiyo, hao hozor sera
Qole vesaneni nevazeme, lozurgude kuna zere

Aşiri, talanu ser keute tewerte, mızo, dumano
Pasa vano "roze na roza" hitu-zuai pi a vesneno

Efendi, celev ardo tâver, rusno bazarı Xarpet'i
Hetera goligi barkerde, werdena eskere hukmati
Lazra vato "tivar bı kere, çıra barkerâ bere Kışle"
Nâzono, zone xo bıyo lae dari, keyto xo vıle
VanS "beme meymanâ to" biye rast sone dewe
VılĞ Kışle'de pıra nane pıra kisene erzene ser ar e

 

Bertal Efendi Destanı

 

Civarik, Hormek Aşireti'nin köklü bir köyü
Dersim aşiretleri içinde anılır, şanı, ünü
Her biri bir tepe tutmuş, kuş yuvası gibi
Çevirmiş vurguncu, yok ekmeye biçmeye yeri

Efendi pir getirmiş, ağabeyine diyor dur
Devletin paşasından, "kürtçe konuşanı sür"
Vali Cemale diyorlar, bizi yerimizden etme
Bu dağlar korunmamız, ayrılma sonumuz olur
Ağalara dar geliyor, Bedro, Sülbüs dağı
Küçük Bertal yüklenir, Hopusu seçer otağı
Balık'ta Bozo çayırı, Gemik'te Otbitmez dağı
Civarik'te dostların çözülmüş dizlerin bağı
Bir biçimlik ot için, engin gönüller kırılır
Qelo tarlası tartışmada köy içten erir
Gemikte arpa yükler, gece evin içine taşır
Sabah kalkınca arpayı, atların önünde görür

Abdullah Paşa Nazimiye'de aşiretlerin başı dertte
Aşiretler toplanmış beklentileri cumhuriyette
Paşa diyor "istemem ha Dersim'de ağa bey
Pir Sultan'ın beşiğini sallamanız yetmedi mi hey"
Efendi aşiretler sözcüsü ağaların sözü onda
Diyor "Cumhuriyet gelsin halk burada darda"
Sahne, kamçur, harman payı, cebimizin kurdu
Dersim düşkünü talanları açken vurdu
Hiçbirimiz Devlete silahın ucunu eğmedi
Jandarma, tahsildarın, yaptığım köpekler yemedi
Padişah gitti paşa geldi, yol yok, okuma uzak
Açlık, baskı var, yaralı sırtımıza ne sürek
Dersim'e devlet eli değmemiş bin yıldan beri
Açlık, soygun, istenmiyor bacadan giriyor içeri"
Aşiretler birbirine girmiş bir yere gelinmiyor
Paşa'ya "gün bugündür" yaşla kuruyu bir yakıyor
Efendi toplanan sürüyü, gönderir Harput pazarına
Askere ezrak kervanını, bir yandan koyar yoluna
"Devlete güven evi yüklen gelin" haberi oğluna
Bilmiyor ki dili kenet olmuş dolanmış boynuna
Diyorlar "köyüne gidelim" der "konuk başüstüne"
Arkadan vuruyorlar atarlar, Kevl de yol üstüne.

 

Efendiye Ma

 

Vere çevere ağa u ne made, kavaxe şeriti
Sodır ustume ra, çevere konaxu kiliti
Sandıqı este tever, variat ser sıkıtı
Male Begu kora mendo, sarı berd dıtı
Bıray berde Deruye'de resenura munutı
Haqo amano homete amano
Göçe bırau sonde kerdo rast mare gırano
Sıman "pepug" bıro gılı sıvingura ronişo buano
ami zoti da va "sımara qe az nemano"
ndere Kışle bıveso verde oseno hiniyo
o dıma kam sero cave Vali paşa u bıdiyo
Bavo amano keko amano
Göçe Ağa u sonde kerd rast mare gırano
"ile Iresk'e de lazı Zeynel Çacuş'i vengdano
ana "Pıyemı şiyo Kışle ha o hire roziyo namo
ak kene sıma nezonene koutiyo"
suv Ağa vano "weleve merdune torovo
osno qero ke Keul de kişiyo Bertal Efendiyo
Wendox vi, zondox vi, bıblıle cemaatu
Fequru ver qeseykerdine vekile hometu"
Dae ammano kile amano
Göçe Efendu sonde kerd rast mare gırano
Fermane Ağa une ma nezoneme karni veto
Berdo dora deste Cemal Barut'i
Şiyo feteliyo di taburu peyde kerde ardı
Zuye Baybut'i zuye Kelkit'i
Amano Haq o amano
Hal hal niyo tora ayano

Kaynak Kisi :Saye Qali-Use Çerxe

 

Bizim Efendimiz

■    ■

■■ ■. ■

Ağaların evleri önünde şeritlik kavak
Sabah uyandık kapılar kitli boş konak
Sandıklar dışarı atılmış tümü kırık
Hayvanlar dağda kaldı götüren sağdı
Kardeşler Dereovada örkenle biribirine bağlı
Tanrı aman, kullar göç geldi bize
Kardeşlerin gece göçü çöktü üstümüze
Pepuğ kuşu konsun saçağa derdine ötsün
Kim beddua etti ki sizden tek filiz kalmasın
Yanası Nazimiye'ye önünde akar bir çeşme
Senden sonra vali paşa ya kimler cevap versin
Baba aman bu güç geldi bize.
Ağaların gece göçü çöktü üstümüze
Iresk tepesinde Zeynel Çuvuş'un oğlu seslenir
Diyor "babam Nazimiye'ye gitti üç gündür gelmedi
Tanrı aşkına bilmiyor musun babam nerdedir?"
Yusuf Ağa diyor toprak ölülerin üstüne
Bizden yukan öldürülen kara koç Bertal Efendi
Okuyandı bilendi cemaatların bülbülü
Fakirler adına konuşur halkın bulunmaz dili
Anneciğim cancağım zor bize
Efendilerin gece göçü çöktü üstümüze
Ağalarımın fermanım bilmem kim çıkardı
Götürüp zalim Cemal Barut'un eline verdi
Gitmiş dolaşmış iki tabur getirdi
Biri Bayburt'i biri Kelkit'i